Artık gezme zamanıymış

Artık gezme zamanıymış

24 Temmuz 2022 Pazar  |   Köşe Yazıları

Dr. Nevin Sütlaş

Time dergisinin bu haftaki sayısı özetle “Korona yüzünden yeterince evde kaldınız, hadi artık gezmeye çıkın” diyor. Gezi için 50 farklı yer önerisi var ve tanıtımların pek çoğunda otel tavsiyeleri de yer alıyor. Anlaşılan duran tekerin yeniden döndürülmesi gerekiyor.

İçinde aynı ağırlıkta yer almıyorsa da dergi kapağında ilk sırada İstanbul var. Gezme lafı zaten beni benden alır. Gel de okuma şimdi Time önerilerini. Ellisini birden aktaramam ama bazılarını paylaşayım istedim. İstanbul’u ise sona sakladım.   

Kapak fotoğrafı yapılan asma köprü Prag kentine 2.5 saatlik mesafedeki Dolni Morava’daymış. 1 metre kadar genişliğiyle sadece yaya geçişi için yapılan bu köprü bu yılın Mayısında açılmış. 95 metre yükseklikte bulutların içinden geçen bir yürüyüş vadediyor. 721 metre oluşuyla en uzun asma köprü olarak dünya rekoru kırmış (SkyBridge721). Çek diyarının dağlarını görmüş olanlar derin yeşilliğinin güzelliğini bilirler. Bu upuzun ve yüksek salıncağı yürüyerek geçmek yükseklik tutkusunu en hasından tatmin edermiş gibi görünüyor. Yükseklik korkusu olanların hayalini bile kuramayacağı bir haz bu elbette.  

Daha önce de bir yazıda söz ettiğim Kerala da (*) liste başı. Hindistan’ın güney batısındaki bu eyalet, %93 okuma oranı, sağlıklı ve sakin insanları, ortalama yaşam süresinin uzunluğu, gerçekten temiz denizi ve plajları ve de diğer doğal güzellikleri ile dünya cennetlerinden biri. Dünyanın ekosistemi çöküşteyken sosyalist yönetimi sayesinde bu eyalet hem kendi doğasını zenginleştiriyor hem de turizmini çeşitlendiriyor. Bu sene de karavancılar için bir kamp alanı açmış. Vqgamon’da açılan “Karavan Meadows” 1000’den fazla gezen eve nefis bir manzarada konaklama imkânı ve konforu sunuyormuş. Kapitalistler gibi dünyayı yakıp yıkmadan da para kazanılabileceğini gösteren bu gibi sosyalist yönetimlere imrenmemek ne mümkün.  

Budistleri 16. yüzyıldan beri hacı yapan Butan’daki 400 kilometrelik dağ tırmanma yolu epeydir kapalıymış. Dimdik kayaların yamacında zorlu bir tırmanışın gerçekleştirildiği bu upuzun yaya yolu da bu yıl tümüyle tamir edilerek hem hacılara hem de turistlere açılmış. Üzerinde 10 bin merdiven basamağı ve 18 köprü de bulunan bu yolu Butanlılar Kanadalıların desteği ile restore etmiş. Yolun bulunduğu bölge bütünüyle doğa parkıymış ve içinde 400’den fazla tarihi yer varmış. İster kamp yap ister araştırma, ister kürek çek, ister bisiklete bin şeklinde sunulan bölgeyi yeniden turizme kazandırmada Kanada parmağı oluşu da serbest çağrışımlara açık elbette. Ancak orada hangi Kanadalı dernekler çalışmış, Kaz Dağlarında hangi Kanadalı şirketler diye sormadan genelleme yapmanın da anlamı yok elbette. O dik yamaçlara kurulan kabin tarzı otellerden hangi ülkenin daha çok kazancı olacağı sorgulanabilir elbette.   

2.5 kilometre yükseklikte kurulu Kolombiya’nın başkenti Bogota’da var olan bisiklet yoluna eklemeler yapılmış korona molasında. Zaten 500 kilometre kadarmış da bir 80 kilometre daha ekleyerek nerdeyse bütün şehri bisikletle ulaşılabilir kılmışlar. Kıskanmaya başlayınca kıskanılacak ne çok şey var şu dünyada. 

Şili’nin Paskalya Adası bizim Nemrut Dağı'nın antik heykelleri gibi devasa büyüklükteki insan heykelleri ile ünlü. Bu Moai heykelleri, adaya ilk yerleşenlerce yapılmış da tam zamanı ve nedeni bilinmiyor. Bilenenler Nemrut'taki Komagene krallığı gibi bir krallığa ait olduğu ve kral Hotu Matu’nun yurdu olduğu. Asıl adı Rapa Nui olan Pasifik Okyanusu'ndaki bu ada da korona tatili sonrasında yeniden turizme açılmış.  Dünyanın iki ayrı yüzündeki bu benzeşik heykelleri yapanların akrabalıklarını çözecek bir genetik analiz müjdesini gel de bekleme. 

Ekvator’un Galapagos Adası da Orta Amerika ülkelerinin ortak çalışması ile yeni bir doğa koruma programına alınmış. Darvin’in türlerin seçilimi yasasının bu adada yaşayan canlıları gözlemesine dayandığını hatırlayalım. Başka yerde izi bile kalmamış pek çok canlı türünün hala yaşadığı bu adaya turist erişimi kısıtlı. Tekneyle adanın etrafında turlayabiliyor ve özel izinle de üzerine ayak basılabiliyor. Şimdilerde lüks bir gemi sadece bu adayı gezdirmek üzere dizayn edilmiş. Bu gemi ilerlerken kıyıdaki eko sisteme daha az zarar verecek şekle sokulmuş ve mazot tüketimi de %15 azaltılmış.  Turistler ulaştığı sürece, ne kadar önlem alsan da oradaki doğal yaşam olumsuz etkilenecektir diye düşünmeme rağmen, bir fırsatını bulsam Galapagos Adası'na gitmekten geri durmayacağımı da bu arada itiraf edeyim.  

Litvanya’da Kaunas diye bir şehir varmış. Bizim Kaunos ile ilgisi var mıymış bilmiyorum ama bu yıl Avrupa Birliği Kültür Başkentiymiş. Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında ortalık karışınca “CulturEUkraine” adıyla bir yapılanma oluşturulmuş. Şehrin eski postane binasında “Moxy Kaunos Center” adıyla sanat ve sanatçılar için bir yaşam alanı yaratılmış. Litvanya, 2. Dünya Savaşı'ndaki Nazi işgalinden sonra Sovyetlere direnmiş minik bir ülke. Avrupa Birliği'nin Rus egemenliğine karşı özenle arkasında durduğu üç Baltık ülkesinin benim bildiğim en dindar, en tutucu ve de en yoksul olanı. Bu yıl oluşturulan kültür sanat ortamının ülkenin gelişiminin önünü açacağını umarım.  

Detroit, bir süre öncesine kadar Amerika’nın hayalet şehriydi. Önceleri otomobil endüstrisinin merkezi olan zengin bir şehirken oto fabrikatörleri bölgeden çıkıp gidince önce fabrika çalışanları sonra da herkes gitmiş, binalar metruklaşmış, in cin top oynar olmuştu. Bu durum duyulunca evsizler, düşkünler vb. boş evleri işgal etmişti. Bir süre sonra bu gibi insanlarla bir arada yaşamaktan korkmayan çok düşük gelirli insanlar çok düşük rakamlara o evleri almaya ve oralarda yaşamaya başladılar. Bunu fark eden yatırımcılar pek çok evi hatta mahalleleri ucuza kapatarak yatırım yapıyordu. Nihayetinde bu şehri elektrikli arabalar için merkez yapmaya karar vermişler ve yeniden adı “Motor Şehri” olmuş. Dergi Detroit’de yeni açılan lüks restoranları ve otelleri tanıtıyor. Bu yaz 55 milyon dolarlık motorlu araçlar müzesinin 2. bölümünün açılışının yapılacağını duyuruyor. 

 

  

Grönland adasındaki “Ilulissat Buz Fyort Merkezi” (yukarıdaki fotoğraf) geçen yıl açılmış. Mimar Dorte Mantrup, kar baykuşunun uçuşundan aldığı ilhamla, bükülerek ters yüz olmuş bir bina tasarlamış. Gröndland yerlileri olan İnuitlerin binlerce yıldır ne kadar zorlu doğa koşullarında yaşadığını göstermeyi  amaçlayan turist merkezinde arkeolojik pek çok başka şey de bulunuyormuş. Bunlardan biri de gerçek bir buz dağına benzeyen cam yapıymış. Dünyanın tepesindeki buzul bölgesinde olan İlulissat Buz Fyordu'nu görürsek, çok uzaklardaki bu yaban yaşamın giderek ısınmakta olan gezegenimiz yaşamı için ne anlama geldiğini kavrayacağımızı ummaktalarmış.  

Beri yandan maceracılar için Kuzey Kutbu'na gitmenin yeni bir yolu oluşturulmuş. Modern teknolojilerle inşa edilen bir buz kıran gemisi yolcu taşımaya bu ay başlamış. Neredeyse kutbun dibindeki Longyearbyen adlı minik yerleşimden harekete geçerek 16 günlük bir tur yaptırıyormuş. (Longyearbyen’den daha önceki bir yazımda söz etmiştim. Hani doğmanın ve ölmenin yasak olduğu yer **) Bu geminin kalın buzları kırmak için sıvılaştırılmış doğal gaz ile çalışan hibrit bir motoru varmış. Gemide kaplıcalar, ısıtılmış havuzlar, gurme restoranlar falan bulunuyormuş. İki haftalık bu turun fiyatı ise 30 bin dolardan başlıyormuş.  

Buz dağlarının arasında ne işim var diyenler ve de lüksten hoşlanmayanlar için İtalya’nın çizmesindeki pek de gelişmemiş Calabria kasabası da anlatılmış. Buranın adını mafya ile birlikte andığı için Easy Jet özür dilemeye zorlanmışmış. Bölgede trekking yapılacak enfes dağ rotaları, dağların içinde tarihten kalma minik köyler, yüzülecek nefis plajlar ve de lezzetli yiyecekler varmış. Bu bölgede dağcılara güzel şarap, peynir ve sosis bulabilecekleri yerleri, konaklayabilecekleri ucuz barınakları bildiren özel bir Whatsapp hesabı bile varmış. Bu tırmanışı tamamlayanlara sertifikalarını veren de Murat Kalesi'ymiş. Bu minik balıkçı köyündeki Murat şatosu eskiden hem kale hem de hapishaneymiş. Murat adının Osmanlıyla alakası yokmuş. Napolyon’un kayınçosunun soyadı Murat imiş ve bu şatoda hapsedilen en ünlü kişi olduğu için o adla anılırmış.  

Time dergisinin dünyanın dört bucağından derlemesi böyle sürüp gidiyor. Dediğim gibi hepsi birbirinden ilginç bu 50 duraktan biri de İstanbul. 1.7 milyar dolara mal olan Karaköy’deki Galataport haberleştirilmiş. Dünyada ilk kez yeraltına gezi gemisi (cruise) iskelesi yapılmış. Yolcular gemiye yer  seviyesinin altındaki limandan inip biniyormuş. Yazının sonrası bu bölgede açılan bir zincir otelin tanıtımı ile sürüyor. İstanbul Modern Müzesi'nin eski yerine döndüğünden ve 13 sene sonra Atatürk Kültür Merkezi'nin yeniden açıldığından söz ederek de sonlanıyor. Ben 5 yıldır yurt dışında olduğum için ne Galataport’u ne de yeni AKM’yi gördüm. Dünyanın ilk su altı kruz iskelesinin Karaköy’de yapıldığını anlatmadılar da Time dergisinden öğrendim diye İstanbul’da yaşayan dostlarıma da kızdım doğrusu. 

Başta da söylediğim gibi Time dergisinin bu sayısı "hadi artık ne duruyorsunuz gezmeye başlayın" derken önerdiği gezilecek yerlerde hep yeni yapılan şeylerden söz ediyor. Anlaşılan o ki turizm sektörü korona tatilini yeni oteller, yeni gemiler, yeni yollar, yeni köprüler vb. inşa ederek geçirmiş. Boş durulmamış, ilerisi için planlar yapılmış, beklentiler yükseltilmiş.  

Eh bu durumda gezmemek en azından ele güne karşı ayıp. Covid falan zaten halt yemiş, bir de bu ekonomik çöküş döneminde gezecek parayı nereden bulacağımızı söyleyen olursa, değmeyin keyfimize.

(*) https://medyagunlugu.com/haber/sterlin-mi-dolar-mi-yoksa-ne-50969

(**) https://medyagunlugu.com/haber/golge-etmese-insan-doga-istemez-baska-ihsan-50440