Altında oyun: Nasıl ve neden?

Altında oyun: Nasıl ve neden?

11 Ağustos 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Mustafa Kemal Eriç

Fırtınalı piyasa dönemlerinde "güvenli liman" sayılan altın, son birkaç gün içinde çok sert bir düşüş yaşadı. Bu gelişme küresel ekonominin, Covid salgınından kaynaklanan olumsuz etkilerden sıyrılmayı becerip istikrarlı ve kalıcı bir büyüme seyrine girdiğini mi gösteriyor? Yoksa, birçok faninin bir türlü akıl erdiremediği tezgah altı oyunlar sayesinde, tanrıların hisse senedi ve tahvil piyasalarına yeniden yapay hayat nefesi üflediği, 2007-2008 mali krizinden beri oynanmakta olan oyunun yeni bir perdesini mi izliyoruz? 

Yanıtı verenin durduğu pozisyona göre, bu soruya kesin bir “evet”ten “yok artık, o kadar da kuşkucu  olmaya gerek yok” veya “kesinlikle olanaksız”a  uzanan çeşitli tonlarda bir çok yanıt verilebilir. Ama acaba doğru yanıt hangisi? 

Kararı okuyucunun vermesi için bazı verileri sıralamakta yarar olabilir: 

-2007-2008 küresel finans krizi başladığında ABD Merkez Bankası Fed’in bilançosu 600 milyar doların biraz üzerindeydi, 28 Temmuz 2021 (yani iki hafta önce) itibarıyla 8 trilyon 200 milyar dolar; 

-Söz konusu küresel krizden bu yana ABD ekonomisinin yıllık ortalama büyüme hızı yüzde 2’nin altında, dünyanın genel büyüme hızı da yüzde 3’ün altında seyretmiş; 

-Yani bu süre içinde  ABD ekonomisi kümülatif olarak yüzde 32 civarında büyümüş, buna karşılık Fed’in bilançosu yani ABD’nin yarattığı para hacmi tam 14 kat yani yüzde 1.400 artmış; 

-Peki bu ABD’nin hisse senetleri borsalarına nasıl yansımış: Standard and Poors 500 indeksi 2009 yılında 940 seviyesinden 2021 yılında 4.400’e, Dow Jones 7.950’den 31.000’e, Nasdaq ise  8.000’den 14.700 düzeyine sıçramış. 

-Peki bu indekslerdeki katmerli artışlar ABD’deki yüzde 30 dolayındaki kümülatif ekonomik büyümeyle mi açıklanabilir, yoksa Fed bilançosundaki  14 kat artışla mı? 

Uzun sözün kısası, yalnızca Fed’in değil, Avrupa, Japonya ve İngiltere merkez bankalarının da, önce 2007-2008 mali krizinin yaralarını sarmak için, sonra da Covid salgınının ekonomiye zararını en aza indirmek için yarattıkları havadan para sayesinde dünyanın toplam borç yükü 2021 yılı Nisan ayı itibarıyla 289 trilyon dolara ulaşmış ve borsalar bunun şölenini yaşıyor. (Süreç şöyle işliyor: Merkez bankaları fiktif para hacmi yaratıyor, sonra bu yeni paranın piyasaya girmesi için devlet tahvili, şirket tahvili, ipotek borcu, banka garantisi, hisse senedi, kısaca Allah ne verdiyse piyasadan satın alıp kasalarına koyuyor. Piyasaya giren para yatırım malına ve istihdamın genişlemesi için harcanmadığından doğrudan menkul kıymet yatırımlarına gidiyor, böylece borsalar şiştikçe şişiyor ve hisse senedi endeksleri ve tahvil piyasaları rekor üstüne rekor kırıyor.)

Şimdi, Türkçedeki yaygın deyimle “zurnanın zırt dediği” noktaya gelmiş bulunuyoruz. Şöyle: 

Muhafazakar Reagan-Thatcher ikilisinin ideolojik önderliğinde başlayıp sözde Demokrat  Bill Clinton-Tony Blair döneminde doruğuna ulaşan, Anglosakson dünyadaki “deregulation” süreci, sermayenin reel ekonomi yerine finans ekonomisine yatırım yaparak kazancını katmerli olarak artırmasına zemin hazırladı. Neydi deregulation, regulation’ın yani kurala dayalı ekonomik sürecin tam tersi. Bir başka deyişle, deregulation sermaye piyasalarının kullandığı yatırım araçları üzerindeki, tüketici-emekçi-dar gelirli, kısacası sermayedar olmayan herkesi korumak amacıyla konmuş olan kontrolleri kaldırdı. Böylece finans ekonomisinin ufukları sınırsız bir biçimde açılarak kâr maksimizasyonu hedefi önündeki tüm engeller kaldırıldı. (Elbette bu uygulamalar büyük ölçüde öteki Batı ekonomilerince kopya edildi.) Bu çerçevede, bin bir türlü yeni yatırım aracı yaratıldı, döviz swap hesaplarından ipotek garantili borç paketlerine kadar, piyasa dışındaki insanların bırakın anlamayı, adını bile bilmedikleri yöntemlerle para el değiştirmeye başladı. Sermaye kesimleri bu kolay para kaynağına o denli müptela oldular ki, merkez bankaları bu iptilayı tatmin etmek için reel ekonominin yaratamadığı katma (artık) değer yerine havadan para yaratarak borsaları memnun etme yarışına girdiler. Bu yarışa önce Japonya Merkez Bankası başladı ama Japon yeni uluslararası ticarette önemli bir yer tutmadığı için, uygulama küresel düzeyde etki yaratmadı. Ancak dünyanın rezerv para birimi olan Amerikan doları da bu yarışa dahil olunca ortaya bir sorun çıktı: Havadan yani reel ekonomide karşılığı olmadan yaratılan para, doların satın alma gücünü kaçınılmaz olarak düşürecekti. 

Bunun da bir çaresi vardı elbette: Piyasaların manipülasyonu, yani gizli ellerin büyük miktarlarda sadece fiktif alım veya satış talimatlarıyla, altından dövize, hisse senetlerinden tahvillere kadar alınıp satılabilen her şeyin fiyatını istedikleri yönde oynatabilme gücü. 

Geçen ay ABD’nin Chicago kendinde görülen bir davada, işte bu manipülasyonun sadece saniyeler içinde nasıl yapılabildiği kanıtlarıyla ortaya kondu: Biri Merrill Lynch-Bank of America, ötekisi ise Deutsche Bank için çalışan iki borsa komisyoncusu şöyle bir kumpas kurdular: (Birincisine X, ötekine Y diyelim):  X, 29 Ocak 2008 tarihinde, 2.740 altın sertifikası alımı için piyasaya  244 milyon dolar değerinde bir işlem talimatı verdi, buraya dikkat: Talimat dört dakikayla sınırlıydı. Bu alım talimatı anında altın fiyatını fırlatınca Deutsche Bank komisyoncusu Y, elindeki 170 altın sertifikasını 15 milyon dolara satıp kârı cebine koydu, talimatın süresi bitmeden önce de X verdiği alım talimatının yüzde 98’ini iptal etti. Bu ikilinin arasındaki koordinasyon bilgisayarlarındaki “chat” programında kayıtlı bulundu. 

Geçen cuma günü ve hafta sonunun ardından pazartesi günü altındaki sert değer kaybının benzeri bir oyunla gerçekleştirilmediğinden nasıl emin olabiliriz? 

Peki "neden altın" diye sorulacak olursa, şundan: Piyasalar ekonomik gerçeklerden o kadar kopmuş durumda ki, işlemleri yönlendiren birinci derecedeki etken yatırımcı hissiyatı. Eğer altının güvenli liman olduğu hissi sarsılmazsa, enflasyon beklentileri konusunda belirsizliğin doruk noktasında olduğu bir sırada yatırımcıların altına yönelmesi başta dolar olmak üzere tüm para birimlerinin felaketi anlamına gelebilir. Onun için altın hep baskı altında tutuluyor.

Etiketler:  Ekonomi