Ali Koç'a neden oy verdim?

Ali Koç'a neden oy verdim?

21 Şubat 2021 Pazar  |   Köşe Yazıları

Cenk Başlamış

Geçen hafta oynanan Fenerbahçe-Galatasaray derbisinden birkaç saat önce Twitter'da bazı Galatasaraylı taraftarların paylaşımlarını gördüm. 

Bu paylaşımlarda, maçın hakemi Cüneyt Çakır'a kesinlikle güvenmediklerini, mutlaka Fenerbahçe'yi kollayan kararlar alacağını söylüyorlardı. İşin ilginç yanı, onların Çakır hakkında yazdıkları Fenerbahçeli taraftarların paylaşımlarıyla neredeyse tamamen aynıydı. 

Kim haklı tartışmasına girmeden kısaca, iki rakip takımın taraftarları hakemin güvenilmez olduğu konusunda aynı safta buluşmuştu. 

Tabii, aslında bu tesadüfi bir buluşma. 

Çünkü siyasette olduğu gibi futbolda da toplumda müthiş bir bölünme, karşı tarafa yönelik nefret ve güvensizlik var. 

Beşiktaş, Fenerbahçe ya da Galatasaray. 

O gün hangi takım maç yapmış ve kazanmışsa, diğer takımın taraftarları hem yazdıklarıyla hem de paylaştıkları görsel malzemelerle galibiyetin haksız alındığını, “sistem”in o takımı kolladığını, kendilerinin mağdur olduğunu, kulüplerine operasyon yapıldığını kanıtlamaya çalışıyor. 

Biraz geriye gidelim... 

2-3 Haziran 2018 tarihinde Fenerbahçe Spor Kulübü'nün seçimli olağan genel kurulu var. 

3 Haziran sabahı oy kullanmak için Fenerium tribününden aşağı inerken başkan adayı Ali Koç aniden yanımıza geldi, bizleri selamladı, "Hazır mıyız" diye sordu ve sağ yumruğunu havaya kaldırdı. Cep telefonuyla çektiğim yukarıdaki fotoğrafta sadece kendine güven, gurur ve kararlılık değil, oy vermek için bekleyen genel kurul üyeleriyle görevlilerin ona yönelen hayranlık ve umut dolu bakışlarıyla inanç var. 

Ama tabii Koç'a oy vermemin nedeni o andan etkilenmem değildi. 

Oyumu kullandıktan sonra Twitter'da aşağıdaki mesajı paylaştım: 

“Aziz Yıldırım'a yaptıkları için teşekkür ettim, Ali Koç'a yapacakları için oy verdim.” 

“Yapacakları?”  

Şampiyonluk mu? 

Kesinlikle hayır. 

Hemen, “Yalan söylüyorsun” demeyin. 

Elbette her taraftar takımının şampiyon olmasını ister. 

Son zamanlarda kupa kaldırdığı tarihler arasındaki mesafe artsa da 114 yıllık Fenerbahçe'nin tarihi zaten şampiyonluklarla dolu. 

Koç'tan asıl beklentim, Türk futbolunu sömüren “sistem”e meydan okuması, kulübün haklarını savunması ve Türkiye'nin belki de en büyük sivil toplum örgütünü yeniden hak ettiği yere taşıması, öncü spor kulübü unvanını yeniden kazandırmasıydı. Böylece başarı zaten kendiliğinden gelecekti.

Hangi “sistem” mi? 

Hani şu herkesin şikayet ettiği, insanlarda adalet duygusunu yok eden, her şeyin arkasında şaibe, üçkâğıt, tezgâh, çapanoğlu aramak zorunda bırakan sistem. 

Fenerbahçeli taraftarlar, “sistem”in kulüpleriyle ile ilgili sorunu olduğuna inanıyor. 

Biliyorum, diğer takımların taraftarlarına buna katılmıyor. 

Ama “kayrılan” Fenerbahçe'nin yıllardır şampiyon olamaması onların tezini havada bırakıyor. Kulübün hataları yok mu? Elbette var ama başarısızlığı sadece Fenerbahçe'nin kendi hatalarıyla açıklamak mümkün mü, insaflı mı?

Doğru, sistemle mücadele etmek çok zor. 

Mesele, "o işten çıkarılsın, bu kovulsun"un, VAR'ın ya da yöneticisi ve sunucusu tehdit dolu açıklamalar yapan yayıncı kuruluşun çok ötesinde karmaşık ve vahim.

Üstelik, futbol dediğiniz ülkenin durumundan bağımsız değil ki. 

Toplum herhangi bir alanda adaletin sağlanacağına olan inancını çok uzun zaman önce kaybetti. 

Keşke ülkede her şey yolunda gitseydi de, sorun sadece futbolda olsaydı, o zaman düzeltmesi çok kolay olurdu. 

Yine de çok zor ama olanaksız değil, hele hele camianın gücüyle hiç değil.

3 Haziran seçimlerinde Koç, Fenerbahçe tarihinde belki de görülmedik bir destekle işbaşına gelmişti.

Geride kalan iki sezonda yaşanan başarısızlıklara ve verdiği bazı sözleri tutmamasına rağmen camianın büyük bölümünün desteğinin sürdüğüne inanıyorum.

Oyumun arkasındayım ve 3 Haziran sabahı gördüğümüz kararlılıkla yürümesini, arkasında tek bir işaretini bekleyen büyük güçle adaletsizliğe meydan okumasını bekliyorum.

Şimdi değilse ne zaman?

Etiketler:  Futbol