Aklın yalnızlığı

Aklın yalnızlığı

2 Aralık 2020 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

İnsanı insan yapan en büyük değerlerin başında hiç şüphesiz akıl gelir. Düşünme olgusu aklın varlığına, bilim, edebiyat, teknoloji, sanat ve kültür ise varlıklarını düşünmeye borçludur. Akıl olgusu olmadan düşünce olmaz. Düşüncenin gelişimi gerçekte sanat, felsefe, bilim ve siyaset alanlarını içeren kültürün akıl sayesinde gelişimidir. 

Antik Yunan’ın ilk çağ filozofları insanı evrendeki her şeyin ne olduğunu bilmeye, kavramaya çalışan, bu yetiye sahip canlı türü olarak görmektedir. Hangi çağ olursa olsun filozoflar aklın ontolojik ve psikolojik fonksiyonu üzerinde çeşitli teoriler geliştirmiş, kozmik varlığın izahı ve bilgi teorisi üzerinden ”logos”u yani aklı açıklamaya çalışmışlar. İçinde çıkmışlar mı, çözüm bulmuşlar mı, orası tartışılır. İnsanı diğer canlılardan ayıran en temel nitelik olarak aklın neyi, ne kadar idrak edebileceği ve zihinle dış dünya arasındaki ilişki, teorik düşüncenin konusu olmuş. Aklın, insanın varoluşuyla birlikte ortaya çıkan ve yaşadıkça gelişip olgunlaşan bir şey olup olmadığı hâlâ bir muamma… Aklın sözlük anlamıyla yakından irtibatlı anlamı ahlaki bir karakter taşıyan ve bu manada akıl insanı kendisine yaraşmayan davranışlardan alıkoyan, onun üzerinde oto kontrolü sağlayan varlığıdır. Bana göre akıl bir insanın sahip olabileceği en önemli değerdir. Bir çok kişi basit anlamıyla doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan ayırmaya yarayan kuvvet, bir çeşit ölçü gibi düşünse de ben bu tanıma karşıyım.

İnsanı diğer canlı türlerinden ayıran akıl basit çağrışımlar ya da içgüdüler değil, muhakeme yolu ile yargılama ve hareket etme yeteneğidir, ahlaki yaklaşımdır. İnsan diğer canlılara göre, mantıklı, akılcı (rasyonel) bir varlıktır. Bütün bu iyi özellikler sonuç olarak bizim, hayatı anlamamıza yardımcı olur. 

Nesnel dünya, duyu organlarının sunduğu bilgiyi bir düzene koyar, akıl yürütme, anlama, kavrama, yorumlama, sebep ve sonuçlarını çıkaran ruh ise insani akıldır. İnsani akıl bunu özellikle duyular, düşünce, istek, irade yardımıyla yapabilmektedir. 

Şunu çok iyi kavramak gerekiyor ki, akıl dediğimiz insanların, zihinsel faaliyet yoluyla nesnel dünyayı genel yasal düzenlilikleri ve çelişkileri içinde yani kendi bütünlüğü içinde kavraması ve düşüncede yansıtmasıdır. Hayvanlardaki beyin kompleksi, insanlarınki gibi değil. Anlaşılamayan, çözümü güç olan, birçok öğeden oluşan zekâ formları bütün hayvanlarda bulunur. Belki en büyük yanılgımız, hayvanların da insanların beyin, dil ve zekâ kriterlerine uymasını beklememizdir. 

İnsan, öyle kompleks bir varlık ki kendisinin temelde benzersiz olduğu iddiasını öne sürer. Her ne kadar bilim insanları, hayvanların bizim gibi konuşmayıp akıl yürütmediklerini söyleseler de, inanın gerçek böyle değildir. "Hayvanlarda ve diğer canlı türlerinde akıl var mı" sorusuyla günlük hayatta zaman zaman karşılaşırız. Bence hayvanlarda akıl yok ama içgüdüsel olarak zekâ vardır. Şüphesiz hayvan zekâsı ilkeldir, insana göre gelişmemiştir. İnsanı ayıran, evriminde oluşmuş konuşabilme özelliği, dik durabilmesi, el yapısı nedeniyle aletleri kullanabilmesi ve gelişmiş beyin ve sinir sistemi ile diğer canlı türlerine göre onu daha mükemmel hale getirmiştir. Her ne kadar bilimsel olarak ismine "Homo sapiens" denilse de çok karmaşık bir yapıdan bahsediyoruz: İnsandan!

İnsan, evrenin tek rasyonel (ussal, akıllı) varlığıdır. Gerçeğe göre, insan bilinci, belirli bir kimliğe sahiptir; belirli bir tabiatı ve ihtiyaçları vardır. Gerçeği anlamak ve hayatta kalmak, hayatının sürekliliği için insanın en temel aracı akıldır. Diğer bütün canlılar çeşitli içgüdüsel tekniklerle kendilerinin yaşam sürekliliğini devam ettirirler. Benim bakış açıma göre insan doğasının temellerini tutkular ve akıl yürütme üzerine kuruyor, bunların doğuştan gelen, değişmeyen ilkeler olduğunu iddia ediyorum. Ben dâhil birçok insan, varlığını, niceliksel yönden varlığını sorgulamıştır. Bana göre de, asıl ve gerçek varlık, insan zihninden bağımsız olarak var olan mutlak akıldır. Bu mutlak akıl, evrensel ve manevi bir varlıktır. Var olan her şey tek bir gerçeklikten oluşur. Akıl burada varlığı niceliksel olarak monist (tekçi) olarak görülür. 

Düşünen, aklını kullanabilen hayatı ve evreni kavrayabilen insanın düşüncesi bize eksiksiz, tüm hayatı bir bütün olarak anlamlandırmak, varlığı, varlık delilleriyle anlaşılabilir kılmak amacıyla fikir verir. Bu düşünme tarzı düş gücü, akıl ile birleştiği zaman akılcı, tutarlı, art arda olan ve doğrusal olarak akan zaman anlayışı ile anlama çabası içerisindedir. Bir çok filozof aklı ruh veya zekâ olarak değerlendirebilmektedir. Mesela Sokrates’e göre, insan bir ruh ve bedenden meydana gelen bileşik bir varlıktır. Bu ikisi arasında var olanın, gerçek olanın ruh olduğunu, bedeninse ancak ruhun hizmetinde, tinsel değerlerin hayata geçirilmesinde bir araç olma görevi gördüğünü, bedene değer verenin ruh olduğunu ifade eder. Aristoteles ise ruhu bitkisel ruh, hayvani ruh ve insani ruh olmak üzere üçe ayırmıştır. Bitkisel ruh, ruhu besleyen, yani bitkisel hayatı sağlayan en gerekli olan ilk derecedir. Hayvani ruh ise harekete ve duyarlılığa sahip iken, insanı ruhun özelliği de akıldır. İnsanı, hayvansal, bitkisel ruhta ortak olan hayat, tüm canlılardaki canlılıktır. Zaten bu bitkisel ruh olmazsa ne ruhtan ne insandan ne hayvandan ne de bitkiden bahsedilebilirdi. Kısacası yeryüzünde hayat olmazdı. Çünkü bu bahsettiğimiz üç ruh türünde, bu besleyici ruhlar sayesinde canlılarda gelişme, büyüme, üreme aklımıza gelen bütün fizyolojik değişiklikler oluşur. Ama bu besleyici bitkisel ruh asla hareket ettirici güç, ruh değildir. Burada üzerinde durulması gereken aklın doğada belirleyici  bir rol oynadığı fikrinin göz ardı edilemeyeceği gerçeğidir. 

İnsanoğlunun hayatındaki zihinsel durumlar, nitelikler, acı ve tatlı arzular, düşünce, duygular ve bilinç dâhil tecrübeler, istek ve tutumlar, benlik kişiliğini akıl yolu ile oluşturur. Bu da insanın, kendisini farklı hissetmesine, beğenmişlik duygusuna sebep olur. 

İnsan duyu organlarından alınan tek tek verilerden akıl yolu ile zihinde kavramlar, yine akıl yolu ile var olan her şeyi kapsayan, bütün varlıkları ve düşünülen şeyleri içine alan yargılar elde eder. Bunu yaparken tek dayanağı akıldır. 

Sonuç olarak varmak istediğim, dünyadaki değişimin, gerçeğin sürekli değişmesi, gerçeğin zaman içinde durum değiştirmesi, bir düşünce sürecinin başlaması ve ancak akıl (logos) ile kavranabileceğini artık sokaktaki insanın bile anlamış olması gerekiyor. Bütün gerçekliğin altında yatan ve biçimlendiren düzen ilkesi bilinmelidir ki, akıldır. Bu akıl ile yalnızdır insan... Her zaman yalnızdır... Yalnızlığıyla boğuşur durur. Aklın yalnızlığı ile bu yalnızlık kimi zaman nefes verir. Rahatlatır insanın ruhunu... 

Aklın Yalnızlığı Benimkisi 

Hayatını sonsuz  içinden çıkılmaz bir lunapark gibi 

Duygusal sarhoşluk içerisine girdiği 

düşünmeden kendisiyle  konuşuyor. 

Melankolik kahkahalar ve gözyaşları 

Her köşe başından çıkıp hiç beklemediği 

İçindeki fırtınanın  endişelerini, geçmişteki 

Hissettiği ezici güvensizliği 

Duygusal sarhoşluğun içine düşmüş; 

Bunun bir sonucu olarak, hayatındaki 

Nasıl yanıt vereceğini bilemez hale gelmişti. 

Serin bir kafanın, sıcak bir kalbi 

Sarhoş bir kafayla gösterdiği tepki, 

Davranışları derin hisleri , 

Ani duyguları ve dürtüleri 

Kaybetmenin acısını; seni sevdiğini 

Zayıflığın korkusuydu; onunkisi 

İçine  çektiği 

Istıraptan daha derin anlamlar bulabilen 

Değiştirmesi kendini gereken 

Hasret duyguları yoğunlaştıkça gece gelmek bilmeyen. 

Gözleri ağlamaktan yorgun düşüp kapanan 

Ve gecenin karanlığından, 

Seni sevdiğimden 

Ayrı bırakmış  saf düşler ile bir  dalmış uykudan 

Gece ne kadar da acımasız, vurdumduymaz hain ve karanlıktan! 

Sanki yeniden bir tohum gibi toprağa , 

Toprağın karnına düşer gibi 

İçimde en ufak bir korku belirtisi 

Hayatını sonsuz  içinden çıkılmaz bir lunapark gibi 

Duygusal sarhoşluk içerisine girdiği 

Yalnızlık benimkisi...