'Afganistan'dan kaçış yok'

'Afganistan'dan kaçış yok'

3 Ağustos 2021 Salı  |   Günlük

Dış politik analisti, Medya Günlüğü yazarı Aydın Sezer, Türkiye'nin Afganistan'ın başkenti Kabil'deki havaalanını koruma görevini üstlenmesini ve bölgedeki son gelişmeleri anayurtgazetesi.com'dan Uğur Duyan'a değerlendirdi:

-Taliban, bir süredir kapalı ya da açıktan Rusya ve Çin ile görüşüyor bu görüşmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? 

-Rusya, Taliban'ı terör örgütü olarak tanıyor ama buna rağmen son aylarda iki defa Taliban'la görüştü. Rusya Dışişleri Bakanlığı bu görüşmelerin resmi olmadığını belirtti ama bal gibi resmi görüşmeler yaptılar. Kaldı ki; Putin'in Özel Afganistan Temsilcisi Zamir Kabulov da zaten Rusya'nın eski Afganistan Büyükelçisidir ve Taliban ile sürekli temas halindedir. Rusya ve Çin'in Afganistan'la olan ilgisinin maddi nedenleri var. Rusya değil ama Çin'le sınır komşusu Afganistan. Çok uzun bir sınır değil (Vahan Koridoru) ama stratejik bir bölge. O nedenle bölgedeki gelişmeler Çin'in sınır güvenliği için de önemli. Ayrıca siyasi ve askeri ilişkiler açısından da önem arz ediyor. Fakat Çin'in asıl önemi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimî temsilcisi olmasından geliyor. Dolayısıyla Afganistan konusundaki kararlara 'evet' ya da 'hayır' diyebilecek bir güç. 

-Peki, Rusya'nın durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

-Rusya'nın durumu ise biraz daha farklı Afganistan ile sınır komşusu değil dedik. Fakat Rusya'nın Ortak Güvenlik Antlaşması Örgütü kapsamında Tacikistan'a karşı sorumlulukları var. Tacikistan, Afganistan ile sınır komşusu ve bu sınır oldukça uzun; bin 500 kilometrelik bir sınırı var. Aynı Çin gibi Tacikistan'a karşı bir tehdit ya da etki söz konusu olursa bu Rusya'yı doğrudan ilgilendiriyor. Bu birincisi. İkincisi; Özbekistan ile Rusya'nın çok özel bir güvenlik anlaşması var. Afganistan'dan gelecek bir tehdit karşısında Özbekistan'ı da Rusya'nın koruması gibi bir durum söz konusu. Ayrıca Rusya'nın Tacikistan'da çok büyük bir askeri üssü var ve bu ülkede sıklıkla tatbikat yapıyorlar. Bir diğer ülke ise Türkmenistan onun da yine Afganistan ile 900 kilometrelik bir sınırı var. Türkmenistan, Özbekistan ve Tacikistan ile Rusya arasında bir vize rejimi de yok. Serbest dolaşım var ve Afganistan'dan bu ülkelere yönelecek bir göçün Rusya'ya ulaşması da söz konusu. Bu göç sorunu Rusya'yı da çok ilgilendiriyor. Yine Rusya da Çin gibi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimî üyesi. 

-Çin ve Rusya'nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimî üyesi olmasını neden Afganistan ile ilişkilendiriyorsunuz? 

-Burada daimî üyeliğe vurgu yapmamın temel esprisi şu: 29 Şubat 2020'de ABD hem Taliban'la hem de Afganistan Cumhuriyeti ile yani şu anki meşru yönetimle aynı gün aynı mahiyette anlaşmalar imzaladı. İki tane anlaşma var ortada. Bu anlaşmalarda ABD, 'Taliban'a biz seni tanımıyoruz ama sen Taliban'sın' diyor. ABD, Taliban’a da meşru hükümete de üç maddede temel şart sunuyor. İlkin ABD bölgeden çekileceğini açıklıyor. İkincisi Afganistan topraklarının ABD ve müttefiklerine karşı bir terör üssü haline getirilmeyeceği konusunda söz istiyor. Yani IŞİD, El Kaide gibi uluslararası terör örgütleri bu bölgede gözükürse müdahalenin kaçınılmaz olacağını ifade ediyor. Üçüncüsü ise 'artık siz yeterince savaştınız, kapsamlı, sürekli bir barış ilan edin ve Afganistan'da birliği yeniden sağlayın' diyor. 

Özetle bu üç maddede Afganistan'ın ABD'ye karşı bir saldırının merkezi haline getirilmesi engellenmek isteniyor. Bu maddelerin en altında ise ABD, bu anlaşmaların Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde karar haline getireceğini ifade ediyordu. 10 gün sonra da 10 Mart 2020'de bu iki anlaşma Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden geçerek kararlaştı. Dolaysıyla Rusya ve Çin bu anlaşmayı onaylayarak, destek vermiş oldu. Zimmi de olsa. 

-İran ve Pakistan'ın Afganistan'a ve Taliban'a bakışı nasıl? 

-İran bin kilometre civarında bir sınıra sahip iken Pakistan, Afganistan ile 2 bin 500 kilometrelik bir sınıra sahip. Bu iki ülke de Afganistan ile doğrudan ilgili ülkeler. Pakistan, Afganistan'da öteden beri Sovyetlerin Afganistan'ı işgalinden beri oradaki mücahitleri sonra da Taliban'ı destekleyerek, bir anlamda taraf oldu. Taliban'ın en büyük destekçisi konumunda. Kendi sınırları da terör örgütü yuvasına dönüştü. 

İran ise farklı bir özelliğe sahip. Afganistan'da konuşulan iki resmi dilden biri olan Farsça, İran'ın da resmi dili. Dari dili (Darice) diye kullanılıyor Afganistan'da Farsça. Diğeri de Peştu dili (Peştunca). İran'ın bölgede inanılmaz bir kültürel etkisi hatta baskısı var. Dilden, edebiyattan ve sanattan dolayı.  Ayrıca Taliban ortaya çıktığı günden beri Şiilere yönelik terör eylemleri nedeniyle de hep İran'ı hedef alageldi. Hatta yanılmıyorsam 1998'de eylül ayında Taliban Mezar-Şerif kentini ele geçirip, buradaki İran konsolosluğunu bastı. 11 İranlı diplomatı da öldürdü. İran ile Taliban arasındaki itişme çok sert geçti o dönem. Afganistan nüfusunun nerdeyse yüzde 20'si Şii. İran son dönemlerde Taliban ile olumlu bir görüşme cabası içinde olsa da arka planda çok ciddi bir soru işareti var. 

Dediğim gibi nerdeyse bin kilometrelik bir sınır. Sınırdan geçen göçmenler. Sınırdan geçen uyuşturucu. Özellikle Şiilerin İran'a kolaylıkla geçebiliyor olması. Onlarla ilgilenebiliyor olması. Sonuç olarak bugün bazı rakamlara göre 900 bin Afgan sığınmacı var İran'da. Bu sayı 1 buçuk milyon da olabilir. Bu yönde kaynaklar da var ama resmi bir bilgi yok. 

-Türkiye tüm bu tartışmaların ortasında Kabil Havalimanın işletilmesi görevini üstlenmek için ABD'den gelen talepleri yine ABD ile görüşüyor. Öte yandan Taliban ile görüşebileceğini ifade ediyor. Ancak Taliban da Türkiye'yi bölgede istemediğini ifade ediyor. Bu durumu nasıl değerlendirirsiniz? 

-ABD 29 Şubat 2020'deki bu anlaşmaları yaparken, 'ben ve tüm müttefiklerim çekilecek' dedi. Yani Türkiye dahil. Bu anlaşmada böyle bir madde var. Taliban'ın Türkiye'nin bölgede kalmasına karşı çıkması, 'gerekirse savaşırız', 'düşman ilan ederiz' gibi çıkışlar yapması hatta bunları yazılı olarak deklare etmesinin sebebi-hikmeti bu. Fakat işin enteresan tarafı, merkezi Afgan hükümeti bu konuda henüz net bir şey söylemedi. Orada Afganistan Cumhuriyeti adı altında bir merkezi yönetim var. Onlar bir ses çıkartmıyor. Onlar konuşmuyor ama Taliban konuşuyor ve biz de Taliban'ı muhatap alarak yanıt veriyoruz. 

Şimdi burada ABD ve Batılı müttefiklerinin hesaplayamadığı, Taliban'a bu anlaşmayı kabul ettirdikleri için bir sorun çıkmayacağını zannediyorlardı ama çatışmalar halen devam ettiği için olay geldi şuraya dayandı: Taliban, günün birinde başkent Kabil'e gelip işgal ederse, çatışma çıkarsa, oradaki büyükelçileri kim koruyacak, kim bu büyükelçilikleri tahliye edecek. Bütün sıkıntı bu. Bunu yeni fark etti ABD, AB ve İngiltere. Bu arada Kabil Havaalanı şehrin tam merkezinde. 

Afganistan'ın dünyaya açılan tek kapısı, ayakta durması için çok gerekli, bütün hava trafiği durur, Afganlar ülkeye gelip gidemez onun için buranın mutlaka korunması lazım gibi ifadeleri kullanıyorlar. Oysaki bütün maksat olası bir Taliban saldırısında sefaretleri ve sefirleri tahliye etmek. 

İşte bu nedenle ABD, Türkiye'ye bu kadar çok baskı yapıyor: 'Gidin orayı koruyun' diyor, 'işletin' demiyor ABD. Zaten ayda yılda bir uçak inen-kalkan havalimanını işletmek sıkıntı değil. Bunu herkes işletir. Dolayısıyla ABD'nin bu girişimine bizimkiler müspet yanıt verdikleri için bu görüşmeler yapılıyor. 

Müspet yanıt verdiklerini ise nerden biliyoruz. Daha bir hafta bile olmadı Roma'da ABD, AB ve İngiltere ortak bir açıklama yaptı ve dediler ki: Biz burada Türkiye'nin Kabil Havalimanını korumaya yönelik hazırlıklarını ve kararlılığını takdirle karşılıyoruz. Bakın burada 'işletme' kelimesi yok 'koruma' kelimesi var. Yani, adamlar orada Türkiye'nin üstlenmesi muhtemelden de öte bir rolü takdir ediyor. Biz henüz burada görüşmeler sürüyor, tezkere TBMM'ye gelecek mi gibi konuları tartışıyoruz. Elbette hukuken tezkere hazırlanacaktır ancak Afganistan'dan insanlar 4-5 bin kilometrelik bir yoldan bahsediyorum, her gün Türkiye'ye akın akın geliyorlar ve biz Afganistan'da bir olumsuzluk halinde Kabil'de sefaretlerin tahliyesinin TSK'ya yaptırılacağını konuşmuyoruz. 

Burada asıl can alıcı nokta Türkiye'nin Taliban'ı Taliban'ın da Türkiye'yi medya yoluyla belki gizliden muhatap alıyor olması. Halbuki orada bir hükümet var böyle şeyler hükümetle görüşülür. Benim şahsi görüşüm şöyle: 

Türkiye'nin Afganistan ile köklü ilişkileri var. Atatürk döneminden bu yana gelen. Bunu kabul ediyoruz ama Afganistan eksi Afganistan değil. TSK böyle bir görevi yerine getirebilir mi, layıkıyla yapar ancak Türkiye'nin Afganistan'a davet edilmesi gerekiyor. Türk askerinin can güvenliğinin sağlanması gerekiyor. Bunun teminatının verilmesi gerekiyor. Bu teminatı verecek olan da Afganistan'da savaşan her iki taraftır. Taliban da merkezi hükümet de Türkiye'ye 'bölgeye lütfen gelin, buradaki Türk askeri havalimanının güvenliğinden sorumlu olmalı, biz de her iki taraf olarak Türk askerinin güvenliğinden sorumlu olacağız' demeli ancak o zaman Kabil'e gidilebilir. Fakat burada yine bir soru işareti var: Taliban'ın sözüne kim ne kadar güvenir. 

-Türkiye'nin Kabil Havalimanını işletmek için ABD'den gelen talebe bu kadar açık olmasının sebebi nedir? 

-Türkiye'nin ABD'nin bu talimatına karşı bu kadar istekli olmasının sebebi, Ankara'nın; ABD ve NATO ile ilişkileri düzeltmek derdinde olmasıdır. 'Acaba biz ABD'ye bir kıyak yaparsak, onlar da S-400 meselesinde, Halkbank davasında, Suriye'nin kuzeyindeki teröristler konusunda bize yardımcı olurlar mı?' diye düşünüyorlar. Buradaki temel sorun, Türkiye'nin ABD ile eski müttefiklik ilişkisini kurabilmek için 600 kadar Türk askerinin can güvenliğini sağlayacak bir zeminin oluşturmadan Afganistan'a gönderme fikrine sıcak bakıyor olmasıdır. 

-Peki, bölge ülkeleri Türkiye'nin Kabil'de böyle bir görevi üstlenmesine nasıl yaklaşıyorlar? 

-Türkiye'nin Afganistan'a gitme isteğine İran kesinlikle karşı çıkıyor. İran'ın artık Taliban ile diyalog kurabiliyor olması, Türkiye'nin NATO üyesi bir ülke olarak bölgeye karışıklık getireceği yönünde bir tez işlemesine zemin sağlıyor. Rusya, Taliban'ın sorun çıkartması durumunda müdahalede bulunacağını kesinkes söylüyor. Taliban ise 'yemin billah' ediyor. Tacikistan ve diğer ülkelere yönelik bir tehdit olmayacağını ifade ediyor. Çin'e de aynı güvence ve garantiyi veriyor. Pakistan ise, Taliban kuvvetlerinin bir bölümüne halen ev sahipliği yapıyor. Bu nedenle Taliban Pakistan ile arasını iyi tutuyor ancak Pakistan artık Taliban'a hamilik etmekten yoruldu, yani Pakistan da Afganistan'da işlerin yoluna girmesini istiyor. Pakistan Türkiye ile dost ve müttefik olduğunu ifade ederken Taliban da Türkiye'nin bölgede olmasını istemediği için sesiz kalıyor. Satranç oyunundaki taşların kilitlenmesi gibi garip bir durum içerisindeyiz.

-Son olarak Türkiye'nin istediği şartlar sağlanmaz ve Kabil Havalimanın işletilmesini kabul etmezse Türk-Amerikan ilişkileri nasıl olur? 

-Bizim öne sürdüğümüz ve Erdoğan'ın açıkladığı şartlar bu işin yürütülmesinin niteliğine dair lojistik ve siyasi destekleri içeren şartlar. ABD de bu konuda zaten 'hiçbir zaman hayır' demedi ve en başından beri Türkiye'ye gereken desteği sağlayacak şeklinde konuşuyor ABD'li yetkililer. ABD gerekirse civardaki üslerden de destek sağlayacaklarını ifade ediyor. Bir de Türkiye'nin ABD'den hal olmasını beklediği işler var: S-400'ler, Halkbank davası, hukuk ve insan hakları konusunun gündeme getirilmemesi, Suriye'deki Kürtlerin varlığı gibi konularda sorunlarının halledilmesini bekliyor. Eğer ki arka kapıda konuşulan şartlar bunlar ise ve bu şartlar giderilmez ise ne olur? Bunu ben çok zayıf bir ihtimal olarak görüyorum ama sürpriz de olmaz benim açımdan. Türkiye asker göndermeyebilir. 

Eğer ki, Türkiye Afganistan'a asker göndermezse ilişkiler bundan daha da kötü olamaz. Çünkü en dibe düşmüş durumda olan ABD-Türkiye ilişkilerini belki biraz düzlüğe çıkartmak için ABD'den gelen bu talebi kabul ettiler. Fakat ben böyle bir şeyin olabileceğini düşünüyorum. Fakat şöyle bir durum var. Hükümetin 'evet' dediği tezkereye Meclis'te 'hayır' dedirtebilirler. 1 Mart 2003 Tezkeresi'ne benzeyen bir sonuç çıkartabilirler. Bunlar benim siyaseten öngörülerim. Bu konuda sosyal medyadan bir paylaşımda bile bulundum. Ama Türkiye gitmek istemez ise yani sorunlarına çözüm bulamayacağını görür ise böyle bir siyasi taktiğe başvurabilir. Bu da olasılık dahilinde ama ben şu anda hükümetin Afganistan'a gitmeme isteğinin daha doğrusu bu görevden kaçma şansının olmadığını düşünüyorum.

Söyleşinin orijinalini okumak için tıklayın

Etiketler:  Diplomasi