Afganistan'da 'zemin kaygan'

Afganistan'da 'zemin kaygan'

24 Ağustos 2021 Salı  |   Köşe Yazıları

Mustafa Kemal Eriç

Taliban’ın Afganistan’ı yeniden ele geçirmesinden sonra, tüm dünya medyasında yer alan doğru-yanlış rakamlar, spekülasyonlar, yorumlar artık neredeyse günlük yaşamımızın bir parçası oldu, Taliban’la yatıp Kabil Havaalanı haberleriyle kalkıyoruz. Bütün bu medya fırtınası ve onun getirdiği bilgi kirliliği içinde, "Afganistan’ın geleceğini belirleyecek gerçek iç ve dış dinamikler nelerdir" sorusunun doğru yanıtları elbette çok büyük önem taşıyor. Bu doğru yanıtları bulma çabasının da, bilir bilmez yapılan yorumlar yerine, gerçek verilerden yola çıkması gerekiyor. 

Bu yazı da erişilebilen bilgiler ışığında o yolu izlemeyi amaçlayan bir çaba olarak görülmeli. 

Öncelikle Afganistan’daki mevcut durumu belirleyen iç ve dış dinamiklerin incelenmesi gerekiyor. Taliban bugün ülkede kontrolü ele geçirmiş olarak kabul ediliyor olsa da, örgütün homojen ve iyi işleyen bir hiyerarşik düzene sahip olduğunu söylemek zor. ABD ve NATO güçlerinin işgali altındaki Afganistan’da Taliban’ın lider kadrosu Pakistan ve Katar’dan koruma sağlayarak örgütün tamamıyla dağılmasını dışarıdan önlemeye çalışsa da, bu süreç içinde örgüt hiyerarşisinin önemli ölçüde zayıfladığı gerçeği gözden kaçırılmamalı. Taliban sözcülerinin, özellikle kadınların hak ve özgürlüklerinin belirlenmesi için toplanacağını açıkladıkları şura,  ifade edilmese de, aslında yeni koşullar altında Taliban’ın nasıl bir Afganistan yaratması gerektiği üzerinde duracaktır. 

Hem yerel hem de uluslararası konjonktürün köklü bir biçimde değiştiği bir sürecin sonucunda, Taliban liderleri, ABD ve NATO işgali altındaki 20 yıllık sürede sivil toplumun ve kadın hakları davasının sağladığı kazanımları tümüyle yok sayamayacağını gayet iyi biliyor. Bunun yanı sıra, Taliban, uluslararası düzeyde kabul görmesi gerektiğinin bilincinde. Bu kabulün Avrupa Konseyi standartlarında olmasını kimse beklemiyor. Ama insan hakları konusunda duyarlı olmayan Rusya, Çin ve Körfez bölgesi Arap ülkelerinin bile, “barbar ve yabani olmayan” bir hükümetle muhatap olmak istediklerini söylemek kehanet sayılmamalı. Ayrıca, Doha’da ABD yönetimiyle yapılan görüşmeler sürecinde, diplomasinin ince ayarlarının nasıl yapıldığı konusunda da bilgilenmiş olduğunu varsayabileceğimiz Taliban lider kadrosunun, gelecek hafta ve aylarda ülkede istikrarı yerine oturtmakta 20 yıl öncesine göre çok farklı davranacağını beklemek de yanlış olmaz. 

Bu nedenle yeni Taliban yönetiminin ilk günlerinde yaşanan çatışma, cinayet ve benzeri olayları yönetimdeki geçici boşluğa bağlamak yerinde olacaktır. 

Öte yandan, Batı’da en fazla dillendirilen İslamcı terörizmin hortlaması konusuna gelince, bir gerçeğin altını çizmek gerekiyor: İslamcı terörizm bir ideolojik eylem biçimi olarak ömrünü tamamlamıştır. Bazı Afrika ülkelerinde, Boko Haram gibi İslamcı görünümlü terör örgütü hücrelerinin fidye amaçlı çocuk veya yabancı uyruklu kişileri kaçırma ve saldırı, soygun gibi eylemlerinin sonuç olarak siyasi bağlamdan soyut, çıkar amaçlı hareketler olduğunu değerlendirmek gerekiyor.  Bu aşamadan sonra Afganistan’da yuvalanabilecek aşırı unsurların ideolojik bir İslami terör kampanyasına başlaması gerçekçi görünmüyor.

Çünkü… 

11 Eylül saldırısıyla başlayan, daha sonra Madrid, Londra, Brüksel gibi Batı başkentlerini hedef alan ve İslam Devleti’nin kuruluşuyla doruğuna ulaşan süreçte, karanlık emperyalist odakların, kapitalist Batı’nın gözünde Müslümanlığı vahşi bir din, inananlarını da barbar insanlar olarak beyinlere kazıma projesi işlevini tamamladı. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra Samuel Huntington’ın “Medeniyetler Savaşı” teorisinin yaşama geçirilmesinden sonra şimdi sıra düşman imgesinin dönüştürülmesine gelmiş bulunuyor. Yeni düşman ise, bildiniz, Çin Halk Cumhuriyeti ve yanında figüran Putin Rusya’sı. 

Bu noktada Afganistan’ın orta ve uzun vadede geleceğini etkileyecek dış dinamiklere bakabiliriz... 

Rusya: Putin yönetimi 2021 yılı başında Moskova’da düzenlediği Afganistan konulu konferanstan beri Taliban’la resmi ilişkilerini sürdürüyor. Bu süreç içinde Taliban yönetimine Rusya’nın kırmızı çizgilerini açıkça anlatmış olması beklenir. Rusya’nın Afganistan açısından önemli bir başka kozu daha var: 10 yıl süren Sovyet işgali sırasında, Rus uzmanlar Afganistan’ın ayrıntılı bir jeolojik haritasını da çıkardılar. Yani ülkenin neresinde hangi yeraltı zenginliği varsa, Rus hükümeti neredeyse milimetrik ölçekte enlemiyle boylamıyla biliyor. Bilinmeyen, Putin’in bu bilgileri değerli ortağı Çin lideri Xi Jinping ile mi yoksa yeni Taliban hükümetiyle mi paylaşacak olduğu. 

Çin: Afganistan Pekin yönetimi açısından özellikle iki noktada önem taşıyor: Tek Kuşak-Tek Yol projesi ve nadir mineraller (rare earth metals). Aralarındaki  ortak sınırın uzunluğu sadece 57 kilometre olmasına karşın, Çin Afganistan’daki altyapı projeleri için bu ortak sınırı istediği gibi kullanabilecek ve çağdaş İpek Yolu’nu yeniden kurmak için önemli bir kazanım elde etmiş olacak. Nadir metallere gelince, bu metaller sayısal teknolojinin kullanıldığı tüm alanlarda, savaş uçaklarının seyir düzenleme sistemlerinden cep telefonlarına kadar her türlü cihazın yapımında kullanılıyor. Çin tek başına bu minerallerin küresel rezervlerinin yüzde 35’ine sahip ve dünyanın neresinde olursa olsun kalan yüzde 65’ini de ele geçirmeye çalışıyor. Afganistan bu açıdan Pekin hükümeti için bir ganimet. 

Pakistan: ABD ve NATO işgali süresince Taliban liderlerine sığınak sağlamakla kalmayıp savaşan güçlerine lojistik destek de veren Pakistan’ın yeni Afganistan’dan en önemli beklentisi Taliban-Çin ortaklığının iyi işlemesi. Çünkü Taliban’la Çin arasındaki iyi ilişkiler, Pakistan’ın amansız düşmanı Hindistan’ı yalnızca Afganistan’dan değil, ilişkilerini geliştirmeyi amaçladığı Orta Asya ülkelerinden de dışlamış olacak. Elbette Pakistan ayrıca Tek Kuşak-Tek Yol projesine verdiği desteği de artırarak Pekin’in kontrol ettiği finansal kaynaklardan daha çok yararlanmaya çalışacak. 

Hindistan: Bir kaç yıl içinde dünyanın beşinci büyük ekonomisi olacağına kesin gözüyle bakılan Hindistan, iki ezeli rakibi Çin ve Pakistan’ın, zaten var olan fiili ittifakının Afganistan platformunda da güçlenmesiyle, ABD’ye daha fazla yaslanmaya başlayacak. Elbette bu yaklaşımın Washington’da sıcak bir karşılama bulacağı kesin. Zaten rekabet içinde olduğu Çin’e doğrudan düşmanlık gösteremeyeceği için eli kolu bağlanmış bulunan Hindistan, bir yandan Taliban nezdinde lobi yaparken, bir yandan da kendi nüfuz alanı içinde olan Butan, Nepal ve Sri Lanka’yı, Tek Kuşak-Tek Yol projesini baltalamaları için cesaretlendiriyor. Sri Lanka şimdiden Pekin yönetimiyle bazı yatırım projelerinin maliyeti yüzünden kavgalı bir durumda. 

Katar: Yıllardır El Cezire Televizyonunu finanse edip Arap ve Orta Doğu dünyasında kamuoyu oluşturmayı başararak yumuşak güç (soft power) kullanmakta çok başarılı olan hatta bu yüzden Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleriyle arası bile açılan Katar, Taliban liderlerine sığınak sağladı ve ABD ile aralarındaki görüşmelere aracılık etti. Yeni Afganistan yönetiminin bunu unutmayacağı umudunda olan Katar, Taliban nezdindeki saygınlığını bölge diplomasisinde bir koz olarak kullanmayı umuyor. 

Görüldüğü gibi, Afganistan’daki yönetim değişikliği bölgesel düzeyde bazı taşları yerinden oynatmış durumda. Bu kaygan zeminin bir depreme evrilmesi olasılığı pek güçlü değilse de, yine de nasıl bir bölgede beştaş oynadığımızı unutmamak gerekiyor.