Adalet Çay Bahçesi

Adalet Çay Bahçesi

2 Ağustos 2012 Perşembe  |   Köşe Yazıları

Cenk Başlamış

Meydanın E-5'e yakın bölümünde bez afişe yazılmış tabelasıyla Adalet Çay Bahçesi var. "Çay bahçesi" lafın gelişi, üstü kapatılmış, büyük denebilecek, gecekondumsu bir yapı, zaten görünürde bahçe falan da yok. Meydan nasıl bomboşsa, tersine burası dopdolu. Yüzlerce kişi kah duygusal şarkılar söylüyor, kah tezahürat yapıyor, kah slogan atıyor..

İçlerinde okuldan kaçmış lise öğrencisi de var, işten gelmiş takım elbiseli de, forma giymiş yaşlı kadınlar da var, sandalyelerin üzerine çıkarak tezahürat başlatan genç kızlar da, evde hazırladığı "nevale"yi alelacele yiyen de, Adana'dan gelen de var, Edirne'den gelen de...

Artık ne zaman kurulduysa, Adalet Çay Bahçesi tarihinin hasılat rekorunu kırıyor olmalı. Çay, kahve, tost, simit taşıyan garsonlar kalabalıktan kendilerine zorlukla yol açarak siparişleri yetiştirmeye çalışıyor. Mangalın olduğu bölümdekiler sanki ikişer başlı, dörder kollu. Çünkü önlerinde köfte kızarıyor, arkalarında tavuk döner var, hatta arada tost da yapıyorlar, tam bir sipariş kuşatması altındalar. Mangalın önü ise "mal"la yani, suyla, simitle, hazır sandviçle ve çekirdekle dolu. Belli ki "Adalet" bugüne iyi hazırlanmış...

Hayat gerçekten garip...Normalde belki de ömürleri boyunca böyle bir yere yolu düşmeyecek insanların, hele hele çoğu birbirini tanımayan insanların kader çizgileri Adalet Çay Bahçesi'nde kesişiveriyor.

Birlikte geldiğim arkadaşım Gürbüz, tuvalet ararken burasının aslında bir arka bölümü de olduğunu, hatta "Adalet"in iki katlı olduğunu fark ediyor ve aşağı iniyor. Döndüğünde aşağıda "meyhanemsi" bir yer gördüğünü anlatıyor ama yüzündeki muzip ifadeden öyle pek "5 yıldızlı", daha doğrusu "yıldızlı" bir yere benzemediği hemen anlaşılıyor.

O srada karşılaştığımız eski arkadaşım Bozkurt da sohbete katılıyor ve içinde bulunduğumuz mekanın kendisine "Flash Forward" dizisini hatırlattığını söylüyor. Boş bakışlarımı görünce, "Hani, bir dizi var ya. Gizemli bir şey oluyor, dünyada yaşayan herkes bir iki dakikalığına bilincini yitiriyor, altı ay sonra olacakları görüyor. Benim de şu anda aynısı aklıma geldi, eğer altı ay önce kendimi böyle bir yerde görsem acaba ne düşünürdüm? Herhalde hiçbir anlam veremezdim. Ama şu anda buradayım ve burası benim için çok önemli bir yer..."diyor.

Az sonra içeri yeşil takım elbiseli, kirli sakallı, orta boyda, hafif topluca biri giriyor, tam yanından geçerken hiç tanımadığı Gürbüz'e, "Yeterince bayrak var mı" diye soruyor. Soran bakışlarla karşılaşınca, "Ben avukatım, şimdi adliyeden geliyorum. Orada güzel haberler olacak diye bir dedikodu dolaşıyor. Kutlama için yeterince bayrağınız vardır inşallah..."diyor.

 Saat 19.00, nihayet yağmur azalıyor, meydan dolmaya, renklenmeye başlıyor, işten çıkanlar "acaba bir şey kaçırdık mı" adımlarıyla telaşla kalabalığa karışıyor.

 Burası sanki "Truman Show" filminin seti, bir kaç dakika öncesine kadar terkedilmiş bir yer izlenimi veren meydana yönetmenin "motor" komutuyla binlerce kişi doluyor. "5 liraya bol bol" diye bağıran köfteciler, kokereççiler, boyozcular, "3 liraya kahvaltı" yazılı arabalar, su, şemsiye, yağmurluk satanlarla, zincirleme yayılan şarkılarla meydan şenleniyor, renkleniyor, sesleniyor. Tam "salep geldi" bağrışı tabloyu tamamladı diye  düşünürken, bu sefer de "bira var abi, bira var"cılar ortalığa çıkıyor.

İlginç bir pankart: Parti kur oy verelim, ülke kur gelip oraya yerleşelim...

Bir başkası: Sandıkta 0 tolerans.

İlginç bir enstantane: Aniden, gecenin karanlığını rengarenk meşaleler aydınlatmaya başlıyor. İlginç çünkü, bir kaç saniye sonra iletişim çağının baş döndüren hızına tanık olacağız.

Çarpıcı görüntüden etkilenenler meşaleleri cep telefonuyla görüntülüyor ve "Çağlayan yanıyor" notuyla o anda Twitter'a, Facebook'a gönderiyor. Yani, yanan meşalenin görüntüsü, daha meşale sönmeden yüz binlerce, milyonlarca kişiye ulaşıyor. Moda deyimle, "süper!"

 Artık saat 21.00'e geliyor, yüzü Adliye Sarayı'na dönük bekleyen kalabalığın sabırsızlığı artıyor. O sırada eli telsizli polisler arasında hareketlenme oluyor, biri diğerlerine seyyar satıcıları meydandan uzaklaştırma talimatı veriyor. Onlara en yakın olan simitçi koşarak geliyor, "Müdürüm, biz resmi simitçiyiz" diyor. Önce, atkılı ve bereli simitçinin "sivil polis" olduğunu düşünüyorsam da az sonra aslında "meydanda simit satma iznimiz var" demek istediğini anlıyorum ama onun da şansı yok. İçinde çevik kuvvet bulunan otobüsler yavaş yavaş Adalet Çay Bahçesi'nin yakınlarına geliyor, panzerler motorlarını çalıştırarak beklemeye başlıyor.

 Kalabalık Adliye Sarayı'na bakıp sloganlar atıyor, seyyar satıcılar hızla  uzaklaşıyor, çevik kuvvet müdahaleye hazır bekliyor.

 O sırada internet kaynaklı bir dedikodu meydanda ışık hızıyla yayılıyor: 6 tahliye varmış...

Herkes birbirine aynı soruyu soruyor: Tahliye olan o 6 kişi kim? Bizimkiler mi?

Gerçek bir kaç dakika içinde anlaşılıyor, tahliye olanlar içinde kalabalığın saatlerdir beklediği kişiler yok.

Üzüntü, isyan, öfke, gözyaşı, biber gazı ve cop...

Kendi halinde bir yerken aniden bazı insanların hayatındaki en önemli mekan haline dönüşen Çağlayan'daki Adalet Çay Bahçesi  hemen 30 Nisan'a, yani "şike davası" sanıklarının bundan sonraki duruşma gününe hazırlanmaya başlıyor...

Etiketler:  Eleştiri Medya