Açık Radyo 25 yaşında

Açık Radyo 25 yaşında

13 Kasım 2020 Cuma  |   Serbest Kürsü

Adnan Genç, serbest gazeteci

Yaşım itibarıyla, muhteşem radyo günlerinin onulmaz müptelalarından biriyim… Elbette ki, çocukluğumda sadece TRT dinlerdik. Şimdilerde isterseniz ve dil biliyorsanız, dünyanın dört bir yanından bağımlı / bağımsız yüzlerce kanala kulak verebilirsiniz. İnternet üzerinden istemde bulunabilir ve/veya sorular sorabilirsiniz…  

Biraz daha kişisel radyo keyfi tutkumuzdan söz etmeliyim; çünkü yazıyı Açık Radyo’nun bugünlerde 25. yaşını kutluyor olması nedeniyle kaleme aldım. Koca bir yayın dönemi. Yüzlerce programcının yüzlerce hayli özgün program yaptığı ve dünyanın bütün seslerine açık, bağımsız bir radyodan söz edeceğim…  

Yaşı 50 ve üstü dostlarımızın radyolarda reklâm programları arasındaki yararlı, neşeli ve bağımlı kılan programları bile dinlediği günler. Zeki Müren’in bir otomobil lastiği reklâmında; şarkılar da söylediği ama aralarda şoförlere, trafik kurallarını da hatırlattığı reklâm programlarını can kulağıyla dinlerdik. Orhan Boran ve bir vantrolog olarak yarattığı Yuki gibi ilginç programları ilgiyle izlerdik. Muzaffer Akgün’den türküler, Serap Mutlu Akbulut’tan TSM eserlerini reklâmlarda dinlemiştik ama gün boyu heyecanla beklediğimiz programlar da olurdu. Sabahları saat 10’da Radyo Tiyatrosu olurdu ama ondan 20 dakika önce mutlaka, arp veya gitar soloları dinlerdik. Fasıl saatleri akşamüzeri saatleriydi; sabah 7 haberlerinin öncesinde ve sonrasında ne şahane türküler dinlerdik. Bölge radyolarına bağlanarak, yerel sanatçılardan ezgiler duymak da hem öğretici olurdu hem de keyif alırdık… Maç yayınlarına da kulak verdiğimiz gibi Şan Tiyatrosundan yapılan canlı konser programlarını da izlerdik. 

Gece ve Müzik gibi dünya tarihine geçmiş en uzun süreli ve değişmez kalitesiyle, tutkunu olduğumuz programlar vardı. Bir de hem bu programlarda hem de kimi tiyatro oyunu sunumlarında ve gene haber spikerlerinde duyduğumuz seslerin yumuşak tınıları da bizleri radyoya bağlamıştır.

Amacımızı aşmadan, Açık Radyo’ya dönelim. Uluslararası iklim aktivisti, küreselleşme karşıtı, çevre koruyucu; dünyanın bütün seslerine açık ve aşina olduğumuz, Dersim’deki alabalıklardan, Cerattepe’nin insanlık düşmanı altın arayıcılarının karşısında olmamızı sağlayan Açık Radyo’ya dönelim…  

Kendi sitesinden Açık Radyo…  

“Açık Radyo, 13 Kasım 1995'te yayına geçen Açık Radyo, İstanbul ve çevresine yayın yapan "bölgesel" bir radyo istasyonu. Ayrıca, 92 ortaklı bir anonim şirket, ama kâr amacı gütmeyen kuruluşlar gibi çalışıyor, üç aşağı-beş yukarı eşit pay sahibi 92 ortağı olan bir kolektif. Hissedarların her birinde “ortaklık belgesi” olarak Abidin Dino'nun-1’den 100’e kadar numaralanmış– “Tuğralar” serisi litografilerinden biri var. Arkasında şu ibare yer alıyor: “Özgür, bağımsız, demokratik” haysiyetli, duyarlı ve sıra dışı bir radyo kurma projesine, 1995’te verdiğiniz desteğin Türkiye’de yeni projelere örnek olması dileğiyle...” 

Faaliyetlerinde kâr amacı gütmeyen bir şirket olan Açık Radyo hiçbir çıkar ve sermaye grubuna bağlı değil. Tabiî devlete de. Çoğulcu demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel insan hak ve özgürlükleri dışında, hiçbir "ideoloji"ye de bağlı değil. Dolayısıyla, bağımsız. Hatta, büyük para ve güç odaklarının sahipliği altında boğulan bir medya ortamında, Türkiye'nin–ve belki de dünyanın– ender bağımsız yayın organlarından biri olduğu da söylenebilir.” 

Şiârı: "Kâinatın tüm seslerine, renklerine ve titreşimlerine Açık Radyo"…  

Şahsen iki kez ben de mikrofon karşısına geçip bir şeyler anlatmışlığım vardır… Galiba her ikisi de Çamlıhemşen HES meselesine karşı gösterdiğimiz dirence ilişkindi…

Ömrün uzun olsun Açık Radyo…