ABD'nin Hint-Pasifik operasyonu

ABD'nin Hint-Pasifik operasyonu

22 Mart 2021 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Mustafa Kemal Eriç

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, ABD’nin Alaska eyaletinde Çin diplomasisinin en tepesindeki iki isim Yang Jiechi ve Wang Yi ile alışılmışın dışında “teatral” bir görüşme yaptı. 

Görüşmenin alışılmışın dışında olması, özellikle Amerikan tarafının iki saati aşkın süren görüşmelerin basına açık olan ve planlanandan uzun süren bölümünde diplomatik teamüllerin çok ötesine giden hasmane bir tutum sergilemesi ve bunu âdeta kameramanların, muhabirlerin gözüne sokmak istercesine vurgulu bir biçimde yapmasından kaynaklanıyordu. 

Bu hasmane tavır, ilginç bir şekilde, ABD Başkanı Joe Biden’in bir TV programında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i “katil” diye tanımlamasının sadece birkaç gün sonrasına rastlıyordu. 

Yaklaşık 250 yıl önce kurulmuş bir devletin diplomasi deneyimi ülke liderleri ve ülkeler arşındaki gerilimlerin kapalı kapılar arkasında tartışılması gerektiğini bilecek kadar birikimlidir ya da olmak zorundadır, hele de bu ülke ABD gibi “hür dünya”nın liderliğine soyunmuş bir ülkeyse. 

Peki o zaman, neydi Alaska’daki açıkça önceden koreograflanmış olan teatral performansın nedeni? 

Bu sorunun yanıtını, geçen haftaki yazımızda yaptığımız girişle yani ABD’nin başlama vuruşunu yaptığı 21. yüzyıl kuşatmasıyla bağlantılı olarak araştırmak gerek. (*) Kısaca hatırlatmak gerekirse, söz konusu yazıda ABD’nin önderlik ettiği dörtlü sanal zirvenin katılımcılarının yani Hindistan, Avustralya ve Japonya’nın Çin’i denizden çembere almayı amaçlayan Washington’ın geleneksel soğuk savaş stratejilerinin yeni bir örneğini hayata geçirmek için iş birliği yapma kararlılığını ilan ettiklerini belirtmiştik. 

Bu çerçevede, ABD’nin küresel hegemonya stratejisinde son on yıl içinde giderek somutlaşan yeni bir kavrama da dikkat çekmek gerekiyor: Hint-Pasifik. 

ABD askeri stratejistleri Hint Okyanusu’ndaki su yollarını da deniz kuvvetlerinin kollama planlarına giderek artan ölçüde dahil ederek Pasifik Komutanlığı’nın adını "Hint-Pasifik Komutanlığı" olarak değiştirdiler. Bu yeni tanımlama, Pekin rejimiyle yıllardır süren geleneksel nüfuz çatışması içindeki Hindistan’ın açıklarındaki su yollarının denetiminde Amerikan donanmasına rol yüklerken dolaylı olarak Hindistan deniz kuvvetlerini de bu stratejide ortaklık yapmaya zorluyor. 

Alaska görüşmelerindeki teatral hamasetin nedenlerine dönecek olursak, çok basitleştirilmiş haliyle bunun nedenini Biden yönetiminin tehdit algısının derecesini yükseltmek amacı olarak nitelemek yanlış olmaz. 

Bilindiği gibi, Trump’ın başkanlık dönemi ABD’nin pek çok müttefikini küstürdüğü gibi Washington’ın politikalarının tutarlılığına da önemli ölçüde gölge düşürdü. Geleneksel olarak ABD ile birlikte hareket etmekle kendilerini güven altında hisseden hem Avrupa hem de Güneydoğu Asya ülkeleri, Trump döneminde bu tutumlarını gözden geçirmek zorunda kaldılar. 

Üstelik Trump’ın başkan olduğu dört yıllık sürede, 21. yüzyıl soğuk savaşının bir cephesini oluşturan Rus ve Çin fiili ittifakı, Batı karşısında önemli diplomatik kazanımlar elde etti. Özellikle Pekin yönetimi “Kuşak ve Yol” politikasıyla Asya ülkelerine önemli ölçüde yatırımlar yaparak nüfuz kazanırken, Rusya da kâh petrol diplomasisi, kâh paralı askerleri ve güvenlik şirketleri sayesinde Afrika ülkelerinde önemli müttefikler edindi. 

Buna Covid salgınıyla ortaya çıkan yeni durumu da eklemek gerekir: Çin ve Rusya aşı diplomasisiyle Üçüncü Dünya ülkeleri arasında saygı ve etkinlik kazanırken Batı’nın Covid aşı kampanyalarını yüzüne gözüne bulaştırmaya devam etmesi, özellikle Asya ülkelerinin halkları arasında Pekin ve Moskova’ya sempati duyulmasına yol açıyor. Unutulmaması gereken şu ki, ABD, Avustralya, Japonya ve Hindistan liderlerinin katıldığı dörtlü sanal zirvenin sonucunda, katılımcıların Çin’in aşı diplomasisinin etkinliğini ortadan kaldırmayı amaçladıkları belirtilmişti. 

Bağlayacak olursak, ABD yönetimi 21. yüzyılın soğuk savaşını da kazanabilmek için ittifaklarını yeniden kurmaya çalışıyor. Çin’i ve Rusya’yı hedef alan hasmane kamu diplomasisi de, müttefik hükümetlerin üzerinden doğrudan bu ülkelerin kamuoylarına mesaj vererek tehdit algısını devlet yönetimlerinden halk katına indirmeyi amaçlıyor. 

Eğer Biden’ın Putin’e “katil” dediği haberlerinin Türk medyasında bile manşet olduğunu hatırlarsak bunda başarısız oldukları söylenemez. 

Ne var ki, ilk soğuk savaştan bu yana köprülerin altından çok sular aktığını da hatırda tutmak gerek. O kadar ki, Trump’ın can ciğer kuzu sarması olan Hindistan’ın popülist lideri Narendra Modi bile Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri alımını son aşamaya getirirken, Biden yönetimi “Aman ne olur alma” diye Hindistan hükümetine yalvar yakar oluyor. 

Biden Beyaz Saray’ının işi çok kolay görünmüyor...

(*) https://medyagunlugu.com/haber/21-yuzyil-kusatmasi-49025

Etiketler:  Diplomasi