ABD Rusya’yı neden kışkırtmaya çalışıyor?

ABD Rusya’yı neden kışkırtmaya çalışıyor?

10 Ocak 2022 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Mustafa Kemal Eriç

ABD’nin Başkan Joe Biden’dan dışişleri bakanı müsteşar yardımcısına kadar her üst düzey yetkilisi ellerine geçen her fırsatta Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmeye hazırlandığını iddia ediyor. Bu iddianın sürekli gündemde tutulması Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve yakın çevresinde haliyle öfke yaratıyor. 

ABD’nin NATO müttefikleri de bu gerilimin tırmanmasına katkıda bulunmak için ellerinden geleni yaparken Rusya’yı "cevabın çok sert olacağı" konusunda uyarıyor. İşin ilginç tarafı, ABD ve Batı bu gerilimi artırmak için eylemden çok söyleme ağırlık veriyor. Batı basınında küçük başlıklarla bir iki paragrafa sıkıştırılan haberlerde Ukrayna’nın Rusya tarafından işgali halinde bu ülkeyi savunmak için NATO birliklerinin muhtemelen sevk edilmeyeceği belirtilirken "savaşa hazırlık" söylemi sürekli canlı tutuluyor. 

Son olarak, Rusya’nın Kazakistan’daki isyanın kontrol edilmesi için Kazak hükümetinin çağrısıyla Almatı’ya asker göndermesi yine ABD yönetimi tarafından spekülasyon konusu yapılınca Moskova iyice köpürdü: ABD Dışişleri Bakanı Tony Blinken, Kazakistan’a asker sevkiyatı konusunda “Rus askeri bir yere girdi mi, onlardan kurtulmak zordur” deyince bu kez Rusya Dışişleri Bakanlığı, “ABD işgal tarihi öğrenmek işiyorsa iki yüzyıllık kendi tarihine baksın” mealinde bir açıklama yaparak sosyal medya üzerinden tepki gösterdi. 

İngiltere’nin henüz göreve atanan yeni genelkurmay başkanı Amiral Tony Radakin de, ayağının tozuyla yaptığı ilk açıklamada Rusya’nın deniz altı iletişim kablolarını kesmeye niyetlendiğini iddia ederek “savaş açarız ha” tehdidinde bulundu. 

Bu noktada bir adım geri atıp, bu söylem tarafı eylem tarafına ağır basan çatışmanın taraflarının gerginlikten ne çıkar sağlamayı amaçladıkları üzerine spekülasyonlar yapılabilir.

Önce Rusya: 

Dağılan SSCB’nin siyasi, askeri ve diplomatik yükümlülüklerini üstlenmiş olan Rusya, bu ayrılık dolayısıyla önemli bir stratejik kayba uğradı. Batı ittifakının askeri güç konuşlanmasına karşı Ukrayna ve Belarus topraklarının sağladığı stratejik derinliğin gerisinde, konvansiyonel bir saldırı olasılığına karşı görece güvenli bir konumda bulunan Rus başkenti, yeni durumda korumasız kalmış bulunuyor. Ukrayna’dan başlayacak konvansiyonel bir saldırıda, söz gelimi bir Amerikan tank taburunun ilerleyişini önleyebilecek ya da yavaşlatacak hiçbir topoğrafik engel yok. Putin, bu nedenle Ukrayna’da NATO’nun askeri gücünün konuşlandırılmasını kabullenemez. Rusya’nın Ukrayna’da göz dikebileceği bir yeraltı zenginliği veya stratejik önemde bir tesis veya sanayi kolu da yok. Bu açıdan bakıldığında, Rusya’nın Ukrayna sınırına 100 bin kişilik bir güç kaydırmasının siyasi gündem yaratma amaçlı olduğundan kuşkulanmaya gerek yok. Putin’in Ukrayna’nın NATO’ya üyeliğini kabul etmeyeceğini vurgulamak için bu adımı attığını anlamak çok zor olmasa gerek. 

Çatışmanın öteki cephesine bakınca işler değişiyor. Rusya karşıtı cephenin santrforu ABD’nin iç sorunları nedeniyle bir dış tehdit algısı yaratması ve bunu tırmandırması kritik önem taşıyor. Biden, başkanlık görevini devraldığı 2021 Ocak tarihinden beri ne iç politikada ne uluslararası alanda kayda değer bir başarıya imza atabildi. Ekonomiyi canlandıracağı iddia edilen sözde 3,5 trilyon dolarlık yasama projesi, herkesi memnun etmek için kırpıla kırpıla 1,7 trilyona indirildiği halde hâlâ Kongre’de takılıp kalmış durumda. Afganistan’dan ABD birliklerinin çekilme süreci o derece büyük bir sakarlıkla yönetildi ki, değil ABD kamuoyu, ülkenin NATO müttefikleri bile diplomatik dili bir yana bırakıp sürecin yönetilmesindeki koordinasyonsuzluğu açıkça eleştirdiler. Trump’ın hâlâ sımsıkı kontrol ettiği Cumhuriyetçi Parti örgütü bu yılın sonunda yapılacak Kongre ara seçimlerinde Biden’ın Demokratlarını ağır bir yenilgiye uğratacak gibi görünüyor ki bu Biden’ın görevinin kalan döneminde karar alma gücünü de, ikinci dönem seçilme şansını da bataklığa gömecek.

Ve nihayet ekonomik alanda gerçeği gören uzmanlar, yatırımcılara pılıyı pırtıyı toplayıp finansal piyasalardan bir an önce çekilme çağrısı yapıyorlar. Çünkü Fed parasal genişlemeye son verip Mart ayında faizleri artırmaya başlayınca birçok firmadan iflas açıklamaları da yağmur gibi yağmaya başlayacak. Çünkü sıfır faizle hiç ödenmeyecekmiş gibi borç alan firmalar vadesi gelen borçlarını ödeyemediğinde hisse senetleri ve bono piyasalarının tabanları yok olacak. Elbette bütün bunların üzerinde, Covid salgınının ABD kamuoyunda yarattığı yılgınlık ve kızgınlık var. Biden dikkatleri bütün bu olumsuzluklardan saptırıp tek ve büyük bir soruna yönlendirecek bir gelişmeye ihtiyaç duyuyor. 

Batı ittifakının öteki oyuncularına bakalım:

Almanya Biden’in siyasi liderliğini kabul etmek istiyor ama temel enerji ham maddesi kaynağı olan Rusya’yı küstürmek istemiyor. Fransa’da Macron yarım ağızla Rusya eleştirilerine katılırken yılın ortasında yapılacak seçimlerde koltuğunu kurtarmak için ne gerekirse onu yapmaya hazır görünüyor ama yapmayacağı tek şey Ukrayna’yı savunmak için asker seferber etmek. Boris Johnson ise, kabinesindeki skandallarla ve Covid salgınıyla uğraşmaktan, İngiltere’nin Ukrayna konusundaki politikasını adamakıllı dile getirmek için bir çaba bile göstermiyor. 

Batı’nın Rusya karşısında yürüttüğü bu kampanyada en önemli müttefiki ise elbette “ana akım medya” denen, finans kapital tarafından kontrol edilen TV kanalı, gazete ve web sitesi zincirleri. Uluslararası kamuoyuna “saygın” olarak tanıtılan ünlü gazeteler yorum sayfalarında, TV'ler haber programlarında sermaye sahiplerinin hükümetlerce akort edilen borularını çalmaya devam ediyorlar. 

Rusya liderlerinin sabır ve akılla Biden’ın ve NATO ittifakının oyununu bozmak için gerekli sağduyuya sahip olup olmadıklarını zaman gösterecek.

Etiketler:  Diplomasi