ABD meydanı Taliban'a bıraktı

ABD meydanı Taliban'a bıraktı

19 Nisan 2021 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Mustafa Kemal Eriç

ABD Dışişleri Bakanı Tony Blinken, "Afganistan’a terörizm yuvası olmasına bir son vermek için gittik, görevi başardık ve şimdi geri dönme zaman..." mealinde bir açıklama yaptı. Buna inanalım mı?

Çok dar anlamda yorumlanırsa, belki de bir ölçüde doğru: 2001 yılından beri Batı’da düzenlenen büyük terör saldırılarının hiçbirinin Afganistan’da planlanıp uygulamaya koyulmadığı söyleniyor. Bir ölçüde doğru çünkü bu söylemin kaynağı Batılı istihbarat örgütleri. Yani şu bozacının şahidi şıracı meselesi. 

Ne kadar gizlenmeye çalışılırsa çalışılsın, ABD/NATO’nun ISAF (International Security Assistance  Force- 2014’te adı Resolute Support Mission olarak değişti) misyonu bir yenilgiyle sonuçlanmıştır, hem de çok pahalı bir yenilgiyle. ISAF’ın Afganistan’daki 20 yılı, sadece ABD devletine 1 trilyon dolar maliyetin yanı sıra 2,300 Amerikan askeri personelin yaşamını yitirmesine, 20 bin Amerikan personelin yaralanmasına yol açtı. ISAF’a asker katkısı yapan diğer güçlerden ikinci sırada en büyük kayıp 530 askeri personelle İngiltere’ye ait.

Aynı süre içinde Afgan halkının kaybı ise 30 bini güvenlik güçlerinden, 60 bini kadın ve çocuklar dahil olmak üzere 90 bin dolayında. Yaralanan ve sakat kalanların sayısı tahmin bile edilemiyor. 

ABD ve İngiliz askeri birliklerinin mayıs ayından başlayıp eylülde sona erecek çekilişiyle meydan neredeyse tümüyle Taliban savaşçılarına kalmış olacak. Çünkü son yıllarda Taliban’a karşı oluşturulmasına ve güçlendirilmesine çalışılan Afgan ordusu ve polisinin hayati önemdeki lojistik ve levazım desteği büyük ölçüde azalacak. Ama daha önemlisi, operasyonel açıdan Afgan güvenlik güçlerinin bugüne dek Taliban karşısında ayakta durabilmelerini sağlayan en önemli unsur olan istihbarat ve hava desteği sona erecek. Batılı hükümetlerin desteklediği Devlet Başkanı Eşref Gani önderliğindeki yönetimin bütün iyimser açıklamalarına karşın herkes biliyor ki Taliban artık istediği her şeyi merkezi hükümete dayatacak, hemen değilse bile herhalde en fazla bir yıl içinde. 

Burada biraz durup, ABD Başkanı Biden’ın bu çekilme kararıyla ne denli önemli bir stratejik hata işlediğine dikkat çekmek gerekiyor: Son bir kaç aydır açıkça görüldüğü gibi uluslararası siyasi ve askeri dengeler yeniden biçimleniyor. ABD “yakın düşman” olarak tanımladığı Rusya’ya karşı NATO’nun Avrupalı üyelerini gaza getirip gerginliği tırmandırırken, Asya-Pasifik bölgesinde de Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Hindistan’la birlikte Çin’i doğu, güney ve batıdan kuşatma altına almaya çalışıyor. Bu yeniden biçimlenme sürecinde, Afganistan’dan çekilmek ABD’nin stratejisine ne kadar yararlı olabilir? 

Rusya bu yıl başında Moskova’da düzenlediği, Afganistan’da barış ve uzlaşma konulu uluslararası konferans çerçevesinde, son iki yıldır arka kapıdan yoğun temas halinde bulunduğu Taliban’la resmi düzeyde ilişki kurmuş oldu. Şimdi ABD kuvvetlerinin çekilmesiyle Afganistan, hem Rusya’nın hem de Çin’in nüfuz alanı içine  girebilecek. Rusya, zaten Orta Asya’daki eski Sovyet Türk cumhuriyetleri üzerinde devam eden askeri ve siyasi nüfuzunu kullanarak Afganistan’da oluşacak yeni hükümet üzerinde gerekirse baskı kurmasını sağlayacak bir konuma gelirken, Çin de “Tek Kuşak Tek Yol” olarak bilinen stratejik ekonomik yayılma politikasının sınırlarına Afganistan’ı da serbestçe dahil edecek. ABD’yle yatağa girmeye hazırlanan Hindistan yönetiminin ezeli ve ebedi hasmı olan Pakistan’ın da Çin’in Afganistan’da varlığının güçlenmesinden çok hoşlanacağını belirtmek gerek. 

Peki ABD/NATO’nun 20 yıllık Afganistan macerasının böylesine süklüm püklüm sona ermesinin nedeni nedir? Çok kısaca yanlış hesaplar…. 

ISAF 2001 yılında Afganistan’a girdiğinde terörist El Kaide örgütü ile ona yataklık eden Taliban’ın imha edilmesinin amaçlandığı ilan edilmişti. Ama bunun öyle kolay gerçekleşmeyeceğini herkesten önce bizzat ABD yönetimi biliyordu çünkü Pakistan ya açıktan ya da istihbarat örgütü ISI (Inter-Services Intelligence) aracılığıyla, etnik akrabalığı olan Taliban yönetimine sığınak sağlamayı sürdürmeye kararlıydı. ABD yönetiminin amacı aslında devlet başkanı koltuğuna  oturttuğu Hamid Karzai’nin (ki o da Taliban liderleri gibi etnik köken olarak Paştun’du bir yolunu bulup Taliban’la uzlaşmasını ve bunun ardından da Afganistan’dan ekonomik çıkar sağlamanın yollarını bulmaktı. Karzai beceriksiz çıkınca bu kez ABD yönetimi Taliban’la doğrudan temas kurdu: Bill Clinton yönetiminin dışişleri bakanı Madeline Albright, Teksas eyaletindeki bir üniversitede düzenlenen Afganistan’ın geleceği konulu bir akademik konferans bahanesiyle Taliban’la doğrudan görüşmeler yaptı, Görüşmelerin konusu Orta Asya’nın petrol ve doğal gazını Rusya’nın nüfuz alanını daraltacak bir şekilde Afganistan topraklarından geçip Pakistan üzerinden Hint Okyanusu’na indirecek bir boru hattının yapımıydı. Taliban böyle bir altın yumurtlayan tavuğu kabul etmeye hazırdı ancak pazarlık kızların okula gitme serbestisi tartışması yüzünden bozuldu. Taliban Nuh dedi peygamber demedi ve iş suya düştü. 

Fakat 20 yıllık maceranın hiç kimsenin dokunmaya asla niyet etmediği bir yönü var ki, Taliban’ın Batı karşısındaki zaferinin gerçek nedenini oluşturuyor: Afyon üretimi ve uyuşturucu ticareti. 

Bugün, Birleşmiş Milletler’in uyuşturucu üretimi ve ticaretiyle mücadele örgütü UNODC’nin elinde parmak ısırtacak derecede ayrıntılı veriler var: Afganistan’ın hangi eyaletinde hangi bölgede ne kadar afyon ekimi yapılmış, yıldan yıla değişen ve sürekli olarak yenilenen istatistikler; üretilen afyonun ne kadarı nasıl uyuşturucuya yöneltilmiş, nerede hangi maddelere dönüştürülerek hangi yollardan hangi pazarlara gönderilmiş, hepsi biliniyor. Ve bütün bu üretim ve dağıtım Batılı askeri varlığın gözleri önünde yıllarca sürmüş, halen de sürüyor. 

Kabil’de görev yaptığım sırada orta rütbeli bir Alman subayının sohbet sırasında ağzından kaçırdığı itiraf niteliğindeki sözler Taliban’ın temel gelir kaynağının neden kurutulmadığını (kurutulamadığını değil) açıkça anlatıyordu: “Verilen kesin emir var, afyon tarlalarına müdahale etmemiz yasak.” 

ISAF ve devamı olan RSF, eğer isteseydi, Taliban’ın para kaynağına büyük bir darbe indirerek örgütün elini ayağını bağlamakla kalmayıp Batı ülkelerine akmakta olan uyuşturucunun ticaretini de büyük ölçüde engelleyebilirdi. 

Neden yapmadığı sorusunun yanıtını bulana nane şekeri var!..