AB Kıbrıs'taki statükoyu korumak için çırpınıyor

AB Kıbrıs'taki statükoyu korumak için çırpınıyor

10 Mart 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Hasan Erçakıca

27-29 Nisan’da Cenevre’de toplanacak olan Gayrı Resmi Kıbrıs Konferansı’nın çerçevesi belli oldu. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Jane Hole Lute, Lefkoşa’da Kıbrıs Türk ve Rum tarafı ile görüşmeler yaparak konferansın lojistiği dahil ayrıntılarını netleştirdi. 

Kimin nasıl gideceği, nerede kalacağı gazetecileri ilgilendirse bile bizi ilgilendirmez. Bizi yakından ilgilendirmesi gereken iki konu vardı; bunlar da netlik kazandı zaten: 

1-Konferans, “bir arama konferansı” niteliğinde olacak: Daha önce BM Genel Sekreteri’nin sözcüsü tarafından da açıklandığı üzere, kalıcı çözüm müzakerelerine başlanması için ortak bir zemin bulunup bulunmadığı araştırılacak. 

2-Avrupa Birliği, bu konferansta “gözlemci” statüsü ile bile olsa yer almayacak: Türk tarafının katı tutumu, Salı günü Lute’a Başdanışman Ergün Olgun tarafından iletildi. 

Ne bulunacak? 

Belki erken olacak ama bir tahmin yapmakta yarar var: Cenevre’de, Rum tarafının Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Kıbrıslı Türkler ile paylaşmak istemediği; aslında Türk tarafının da bu konuda fazla istekli olmadığı ortaya çıkacak. 

Geçen yazımızda da aktardığımız gibi, Rum tarafındaki “siyasi eşitlik” tartışmaları Türk tarafı üzerinde baskı oluşturacak bir noktaya kadar evrilemedi. Bütün önemli siyasi güçler, Kıbrıslı Türklere “siyasi eşitlik” verilmesi gerektiğinde hemfikir oldular ama bunun “devletin çalışabilirliğini engellemeyecek derecede” olmasında da birleştiler. 

Bunun yetmeyeceği çok açık…  

Çok açık olan bir şey daha var: Bu durumda Türk tarafı, çözümün “egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü” prensibinde aranması gerektiğinde ısrar edecek. Başdanışman Olgun, Lute ile görüşmesinden sonra bunu yeniden vurguladı zaten: "Kıbrıs Türk Halkının haklarının, siyasal haklar da dahil olmak üzere ancak egemen eşitliğe ve eşit uluslararası statüye sahip olması halinde sağlanabileceğini bu unsurların da yeni vizyonumuzu oluşturduğunun altını çizdim.” 

Zemin bulunacak mı, bulunmayacak mı; belli işte! Bulunamayacak! 

AB’nin rolü 

Bu sürecin tarihi bir anlamı olacaksa, Avrupa Birliği’nin fonksiyonları ile ilgili olacak. 

AB Savunma ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in geçen haftaki Kıbrıs ziyareti, AB’nin uyuşmazlıkları çözmek konusunda yapacak hiçbir şeyi olmadığını gösterdi. Borrell, ziyaret sonrasında kendi blogunda, “Kıbrıs sorunu açıkça bir AB sorunudur” diye yazdı ama Türk tarafının gözlemci olmalarını reddetmesine karşı herhangi bir argüman bile ileri süremedi. Türk tarafına yararlı olacak herhangi bir şey yapmıyor ki Türk tarafı üzerinde etkisi olabilsin! 

Borrell, ziyaretini değerlendirirken bile çelişkiler yaşadı. Kendi bloğundaki yazısında, 27-29 Nisan’daki toplantının “ortak bir zemin arama” amaçlı olduğunu belirttikten hemen sonra bile eskide ısrarlarını sürdürüyorlar: “(...) barış müzakerelerini yeniden başlatma girişimi sıfırdan başlamıyor. Bu girişimi, yasal bir çerçeve ve geçmiş müzakerelerden yakınsamalar üzerine inşa edebiliriz. BM, kalıcı bir barış bulmanın parametreleri konusunda çok netti: BM Güvenlik Konseyi'nin 29 Ocak 2021 tarihli 2561 sayılı Kararı, siyasi eşitliğe sahip iki toplumlu, iki bölgeli bir federasyona dayalı kapsamlı bir çözüme ulaşmanın önemini hatırlatıyor. AB, BM çizgisini tamamen destekliyor.” 

Müzakerelerdeki statükoyu savunmak zorunda hissediyorlar; çünkü Kıbrıs Rum tarafı böyle istiyor! Görevine devam edebilmek için onların oyuna ihtiyacı olacak! 

Rum tarafını güçlendirmek istedi ama Türk tarafı karşısında çaresiz kaldı. Bu konferans, savaş gemilerini denizlerden uzak tutmak için toplanıyor. AB de, Rum/Yunan tarafı da Türk tarafının isteklerine gemiler denizlerden biraz daha uzak dursun diye katlanıyor. İnanması çok zor ama Borrell, selefi Mogherini’nin masada olduğu konferansın bir benzerini ofisinden izleyecek veya kapı önünde lobi yapacak. 

Bu çatışmalı sürece iyi tarafından da bakabiliriz tabii: Belki de bu sayede, bütün dünya, Ada’daki statükonun sürdürülebilir olmadığını ve büyük güçlerin şimdiki tutumlarının durumu barışçı bir şekilde evrimleştirmek için yetersiz olduğunu anlamış olacak.

Etiketler:  Diplomasi