AB gerçeklerden koptu fantezilerle uğraşıyor

AB gerçeklerden koptu fantezilerle uğraşıyor

31 Mart 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Hasan Erçakıca

Avrupa Birliği (AB) Konseyi toplantısı, Türkiye-AB ilişkileri açısından tam bir hayal kırıklığı oldu. Bütün sorunlar gelip Kıbrıs sorununa ve Rum-Yunan tarafının isteklerine dayandı. Dayandı ve ilerleme olanağı kalmadı. 

Bu değerlendirmeyi yapmak için, ister sonuç bildirgesini, isterseniz zirve sonucunun Kıbrıslı Rum liderler ve hatta bazı eski Türk diplomatlar tarafından nasıl yorumlandığına bakabilirsiniz. Türkiye-AB ilişkileri, bütünüyle Doğu Akdeniz’deki ve Kıbrıs’taki gelişmelere bağlandı. AB’nin Türkiye’ye mesajı, “Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’tan çekilirsen seninle işbirliği yaparız” olmuştur. 

Eski stratejinin yeniden inşası 

Böyle bir stratejinin gerçekçi olmadığını ve benzer bir stratejinin 2004’te verdiği sonucu acı bir şekilde tadan Türkiye ile Kıbrıslı Türklerin aynı oyuna bir kez daha gelmeyeceğini görmezlikten gelmek için ne olmak gerekir, bilmiyorum! Ama toplantıdan sonra Kıbrıslı Rum liderler tarafından yapılan yorumlar, 2004 dolaylarında yaşananlardan çok memnun kaldıklarını ve şimdiki zamanlar için de benzer bir yol inşa etmeye çalıştıklarını yeterince gösteriyor. 

Kıbrıs Rum tarafının en önemli siyasi gücü olan Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Başkanı Averof Neofitu, AB Konseyi kararından sonra yaptığı değerlendirmede, kararı Helsinki-1999 zirvesi kararına benzetti. 

Hatırlanacağı gibi, Başbakan Ecevit’in özel uçak ile Ankara’ya gelen AB Dış Politika ve Savunma Yüksek Temsilcisi Solana ve Genişleme Komiseri Verhaugen tarafından alınıp götürüldüğü Helsinki’de alınan karar ile Kıbrıs’ın AB üyeliği garanti edilmiş ve Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmasının da önünün açıldığı varsayılmıştı. Böylece 2004 yılında yapılan referanduma kadar giden bir süreç kurgulanmış oluyordu.  

2004 yılında Annan Planı’na “evet” diyen Kıbrıslı Türkler ortada bırakılırken “hayır” diyen Rum tarafı, “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak Avrupa Birliği’ne dahil olmuş ve Türkiye ile üyelik müzakereleri de çeşitli vesilelerle tökezlemeye başlamıştı. 

Öyle bir sürecin özlemi çeken Neofitu, gazetelere yansıyan değerlendirmesinde, AB kararını yetersiz bulan muhaliflere, “Kıbrıs sorununda ilerleyelim ve bu katı koşul altında Türkiye’nin Avrupa geleceğini destekleyelim” diye seslendi. 

Ne eski Türkiye var ne de eski KKTC! 

Neofitu böyle hayaller kuruyor olsa bile, artık karşısında ne eski Türkiye var ne de eski KKTC. 

Türkiye ve KKTC’de, sadece aldatılmışlık hissinin yarattığı hayal kırıklıkları veya bunun sonucu olarak ortaya çıkan ihtiyatlılık yoktur; farklılıklar çok daha ileri boyutlara varmıştır: Hepimizin bildiği gibi, Türkiye’deki AK Parti iktidarı nitelik değiştirmiştir. İktidarını sağlamlaştırmak için liberal bir dönüşümün savunuculuğunu yapan AK Parti gitmiş, yerine iktidarda kalmanın yolu olarak “Batı düşmanlığından yarar uman” ve kaderini MHP ile birleştirmiş bir AK Parti gelmiştir. Türkiye-KKTC ilişkileri kökten değişmiş, KKTC’nin otonomisi yok edilmiştir. Kaldı ki, Kıbrıs Türk halkının kendi başına karar verecek olsa bile, AB standartlarında bir yaşam için Rum tarafındaki beklentileri karşılayacak bir çözüme ‘evet’ demeyeceği bilinmektedir. İki taraftaki federal çözüm yanlılarının, federal çözümden çok farklı şeyler anladığı ise artık herkes tarafından görülmüş olmalıdır. 

Son zamanlarda İngiliz diplomatlar tarafından gündeme taşınan “toplumsal egemenliğe dayanan çözüm” ise iki tarafça da reddedilmekte ama özellikle Rum tarafınca adeta “bir felaket” olarak görülmektedir. 

Nereye gidilecek? 

Böyle bir ortamda, Türkiye-AB ilişkilerini tam anlamı ile “umutsuz vaka” olan Kıbrıs sorununun çözümü ile ilişkili hale getirmek hangi akla hizmet eder, ben bilmiyorum! Helsinki sürecini hatırlamak veya hatırlatmak ise, Türk tarafını tam anlamı ile “aptal” yerine koymak demek değilse nedir; onu da bilmiyorum! 

Üstelik şimdi ortada AB üyeliği perspektifi veya onun yerini tutabilecek ciddi bir vaat de yoktur. Kıbrıs ve Doğu Akdeniz Rumlara ve Yunanistan’a terk edilirse, Gümrük Birliği Anlaşması güncellenecek ve Türkiye’deki göçmenlere yardım için para verilecek. 

Avrupa Birliği liderleri, bugünkü aşamada ve bugünkü Türkiye’ye bunları önermekle bölge gerçeklerinden iyice koptuklarını kanıtlamış olmuyor mu? Böyle bir durumda 6 Nisan’da Türkiye’ye gelecek olan AB Konsey Başkanı ile Komisyon Başkanı ne söyleyecek; kendilerine ne söylenecek çok merak ediyorum doğrusu!