75 yıldır daktiloyla yazan adam

75 yıldır daktiloyla yazan adam

15 Mart 2021 Pazartesi  |   MG Özel

Cenk Başlamış

Bugün televizyonlarda, gazete sayfalarında ve internet sitelerinde-artık çoğu magazin de olsa-dış haberlerle karşılaşıyorsak, bunu sağlayan gazetecilerin başında hiç tartışmasız Sami Kohen geliyor.

Adı Milliyet’le özdeşleşen Kohen aynı zamanda Türk basınının faal gazetecilik yapan belki de en eski ismi. 67 yıldır Milliyet’te çalışan 93 yaşındaki Kohen’in 70 yılı aşan gazetecilik geçmişi, gazetesinin kurulduğu tarihin de öncesine gidiyor. İşte, piyasaya yeni çıkan "Sami Kohen Anlatıyor-Ver Elini Dünya: 70 Yıllık Gazetecilik Serüveni" kitabı da biz dış habercilerin meslek büyüğü gördüğü bir gazetecinin öyküsünü anlatıyor.

Şu anda gözlerinde yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle gazeteye gönderdiği köşe yazılarını bile zorlukla ve büyük özveriyle yazan Kohen kitabına, "Bu kitabı ben yazmadım... Ben anlattım, Nihal Boztekin yazdı..." diyerek başlıyor.

Boztekin'in aylar süren söyleşilerin ardından yayına hazırladığı 400 sayfaya yakın kitap Kohen'in kişisel öyküsünün ötesinde dış haberciliği ve elbette Türk basınının 70 yıllık macerasını anlatıyor.

Kitapta 1950'li yıllardan günümüze dünya tarihine damga vurmuş olaylar, değişik ülkelerden siyasi portreler ve Türk basınında hep "üvey evlat" olarak kabul edilmiş dış haberciliğin bir zamanlar hangi koşullarda yapıldığı yer alıyor. Kohen'in anlattıkları, hem Türkiye'nin hem de kendi hanesine yazılan gazetecilik anıları, başarıları günümüzün medyasıyla büyüyenler için "gerçeküstü" gelebilir ama evet bir zamanlar bu ülkede böyle gazetecilik yapılıyordu. Zaten Kohen de kitabında genç nesil gazetecilere ve gazeteci adaylarına, "Burada yazılanların sizler için bir döneme ışık tutmasını, gazetecilik yolculuğunuza ilham vermesini umuyor; bu mesleği benim gibi tutku ile sevmenizi ve icra etmenizi diliyorum" diyor.

Kohen, 1950'lerde Milliyet'te dış haberlere sabit sayfa ayrılması için nasıl mücadele verdiğini birkaç yıl önceki söyleşimizde şöyle anlatmıştı:

"... Gazetede kullanılmayan  dış haber ve yazıları gazete çalışanlara dağıttığım bir "Dış Haberler Bülteni" çıkarmaya başladım. Bu bülten daktilo ile yazıp teksir ettiğim 6-8 sayfadan ibaretti. Toplam 100 adetti. Teksir ve dağıtım işinde odacımız Bayram'ı cebimden bir bahşiş ödeyerek kullanıyordum. Bu günlük bülteni Ercüment Karacan masasında ilk gördüğü gün beni çağırdı, 'Tebrik ederim, kaç basıyorsun? Aman fazla kağıt harcama' dedi! Aynı şekilde Abdi (İpekçi) ilk sayıyı gördüğünde çok beğendiğini söyledi ,sonra kulağıma 'güzel bir mastürbasyon' diye fısıldadı. Aradan bir ay geçtikten sonra Abdi 'Yahu şu haberler boşa harcanmasın, sana gazetede daha fazla yer verelim' dedi. Mücadelem işe yaramıştı..."

Sadece 200 dolar harcayarak Vietnam Savaşını izleyen, Çekoslovakya’nın 1968 yılındaki işgali sırasında dış dünyayla haberleşme olanağı bulunmadığı için Türk Büyükelçiliğinin telsiziyle Milliyet’e yazı göndererek Washington Post dahil bütün ünlü gazeteleri atlatan Kohen, gazetesine olan bağlılığı için kitapta şunları söylüyor:

"...Ben 1954'te başladım Milliyet'te çalışmaya, adeta özdeşleştim bu gazeteyle. Milliyet bir marka ise ucundan da olsa parçalarından biri benim. En büyük parçası tabii Abdi İpekçi'ydi... Bir türlü ayrılamadım. Gazetenin 60. yılı için düzenlenen törende şöyle sözler söylemiştim ve bütün salon ayağa kalkıp alkışlamıştı: Bir gazetecinin bu kadar yıl bir gazetede kesintisiz çalışması çok az görülmüş bir şeydir; başka sektörlerde de böyledir. Bu ancak Japonya'da olur. Nitekim Japonlar bunu büyük bir guru vesilesi sayar ve mesela 'Ben Mitsubishi'yim', 'Ben Sony'im der'. Japonluk tarafım yok ama ben de Milliyet'im!"

Başlıktaki daktilo meselesine gelince...

Bir dönem bilgisayar kullansa da Kohen, yazılarını neden hâlâ, ilk kez ortaokul yıllarında yani 75 yıl önce tanıştığı daktiloyla "gözü kapalı" yazdığını kitapta ayrıntılarıyla anlatıyor.

Gecikmiş bir itiraf

Kitabının çıkması vesilesiyle Sami Bey'e daha bir kaç ay önce itiraf ettiğim bir anımı paylaşmak isterim.

1980'li yıllardı, gündüz üniversiteye gittiğim için Milliyet Dış Haberler'de gece çalışıyordum. Bir gece Sami Bey telefon etti, ertesi gün çıkacak yazısında değişiklik yapmak istediğini söyledi. Kulağımda ahize, değişiklikleri daktiloyla yazdım, sonra saman kağıdı çıkarıp dizgi servisine verdim. Dış Haberler'in tek nöbetçisi olduğum için ardından pikaja inerek hem sayfayı hem de Sami Bey'in yazısını kontrol ettim.

Milliyet'te geceleri çalışanlar için paydos saati 2'ydi. Tam o saatte herkes aşağı iner, danışmaya konulmuş sıcacık yeni baskı Milliyet'i alır ve servislere binerdi. Araca binmeden gazeteyi elime aldım, şeytan dürtmüş olmalı ki Sami Bey'in yazısına baktım ve beynimden vurulmuşa döndüm. Şu anda ne olduğunu hatırlamıyorum ama çok büyük bir hata yapmıştım. Herkes servislere binmek üzereydi, panik halde yukarı koştum ve paltosunu eline alan gece sorumlumuz Ömer abiye durumu anlattım. Hiç düşünmeden hemen danışmayı aradı ve servislerde eve gitmeyi bekleyenleri çağırdı.

Sonra ne mi oldu? Gazetenin baskısı durduruldu, hata düzeltildi ve yeni baskıya geçildi. Tabii anlattığım kadar basit değil; baskının durdurulmasının, yeni kağıt konulmasının, dağıtım kamyonlarına gazete zamanında teslim edilemediği için yeni baskının kimi yerlere kamyonet ya da taksiyle gönderilmesi gibi ciddi maddi külfeti vardı.

Ertesi gün akşam saatlerinde yiyeceğim fırçanın korkusuyla kalbim küt küt atarak servisten içeri girdim. Sami Bey de oradaydı, gülümseyerek, "Eline sağlık" dedi. Şanslıydım, düzeltmiş gazeteyi görmüştü. Gazeteye nasıl bir masraf çıkardığımı ise hiçbir zaman öğrenemedim...