2021 Kıbrıs için 'başka bir yıl' olabilir

2021 Kıbrıs için 'başka bir yıl' olabilir

30 Aralık 2020 Çarşamba  |   Serbest Kürsü

Hasan Erçakıca 

Geçen gün, bir gönderiyi teslim etmek için evin kapısını çalan Türkmen delikanlısı, “Başka bir yıl dilerim” deyip ayrılınca uyandım. 2021’in 2020’den “başka” olması, çok güzel ve çok anlamlı bir dilek olmuş.  

2020 gerçekten çok kötü geldi; vurdu, kırdı, devirdi! Salgın da, ekonomik sorunlar da oldukça yakıcıydı ama Türk kamuoyu, Kıbrıslı Türklerin salgın ve ekonomi gibi dertlerinden daha çok KKTC’de yaşanan seçim ve Doğu Akdeniz’deki paylaşım kavgası ile ilgilidir sanırım. 2021’in, hem Türkiye-KKTC ilişkileri bakımından “başka”; hem de Doğu Akdeniz bakımından “başka” ve hatta “bambaşka” olması kuvvetle muhtemeldir. 

Türkiye’nin ağır müdahalesi koşullarında yaşanan Ekim ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçimini Ankara'nın istediği aday olarak Ersin Tatar kazandı. KKTC’nin en üst makamında artık, her fırsatta Türkiye’ye bağlılık belirten, özellikle Doğu Akdeniz ve Kıbrıs sorununda Türkiye ile birlikte hareket etmeyi hayatının temel prensibi halinde getirmiş biri oturuyor. 

Tatar’ın cumhurbaşkanlığına yürümesinden sonra iktidar partisi Ulusal Birlik Partisi (UBP) içinde yaşanan gelişmeler ve Türkiye adına hareket ettiği ileri sürülen grubun müdahalesi, beklenmedik birini, Ersan Saner’i başbakanlığa taşıdı. Başbakan Saner, Olağanüstü UBP Kurultayı’nda “olağan” bir şekilde parti başkanı da oldu. Resim tamamlandı! 

Türkiye, yeni başbakanı ve hükümeti tam anlamı ile destekliyor. Aralık ayındaki devlet ödemeleri için ihtiyaç duyulan 640 milyon TL’yi nasıl koparabiliriz endişesi ile Ankara’ya giden Başbakan ve koalisyon ortakları, Ankara’dan 850 milyon TL ile dönünce Başbakan Yardımcısı Erhan Arıklı duruma açıklık getirdi: “Ne bu hükümet geçmiş hükümetlere benzeyecek ne de Türkiye eski Türkiye…” 

Hükümet kurma aşamasında yaşanan sorunlar da Türkiye’nin katkıları ile aşılmıştı zaten. Bakanlar, kendilerine ve koalisyon ortaklarına bile “garip gelecek şekilde” yer değiştirmiş ama kimse itiraz bile edememişti. Ziyaret de belli etti ki Arıklı boşuna konuşmuyor; olacakları aktarıyor: Artık başka bir Türkiye var ve başka bir KKTC olacak; Türkiye verecek, KKTC hükümeti dağıtacak!

Bu arada Kıbrıs sorununda ve Doğu Akdeniz’de “tam bir uyum” sergilenecek. 

Kıbrıs sorunu da başkalaşıyor 

Türkiye hükümetinin, KKTC’de, “tam bir uyum” içinde çalışacağı Cumhurbaşkanı ve hükümet arayışında olması anlaşılabilir... Bölgedeki gelişmeler kritik ve KKTC’deki resmi makamlardan aykırı sesler yükselmesini istemiyorlar. 

2021’in 2020’de filizlenen gelişmeleri, çatışmanın yerini diplomasinin alabileceğini gösteriyor. Türkiye’nin deniz yetki alanlarının belirlenmesi konusunda ortaya koyduğu kararlı tutum, Yunanistan ve Kıbrıs Rum tarafının Avrupa Birliği’nden umdukları desteği alamaması sonucunu doğurdu. AB, “yalancı çobana” döndü. Defalarca yapılan “yaptırım” tehdidinden sonra liderler zirvesinden çıkan “yaptırım olabilir” kararı, bundan sonraki aşamada hiçbir işe yaramayacak; belli oldu ki, karşılıklı geri adımlarla bu işin “tatlıya bağlanması” denenecek. Son zamanlarda basında dolaşan Türkiye-İsrail ilişkilerine ilişkin yumuşama haberleri de aynı şeyi işaret ediyor: Pasta daha nazik bir şekilde bölüştürülecek. 

Ne var ki bu jestler, Kıbrıs sorunu nedeniyle ilerletilemiyor. AB Konseyi Başkanı Michel, paylaşmayı konuşmak amacıyla bir konferans toplanmasını önerdi. Türkiye ise bu konferans fikrini zaten “kendi önerisi” olarak takdim etmeye çalışıyor. Ama heyhat! Ortada bir sorun var: Kıbrıs’ı kim temsil edecek? 

Kıbrıs Rum tarafı, “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak AB üyesidir ve Avrupa Birliği, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin katılımı olmadan” böyle bir konferansın toplanmasına onay verecek durumda değildir. Buna karşılık Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu çok net konuştu: “Doğu Akdeniz’de bir konferans düzenlenmesi konusunda önümüzdeki süreçte Avrupa Birliği ile birlikte adım atmayı planlıyoruz. Herkes olacak. Akdeniz’de herkes olsun. Kıbrıs’ta Rum kesimi olacaksa, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de olmalı. Ya ikisi, ya hiç!” 

Kıbrıs sorunu, nasıl bir şey olduğunu bir kez daha gösteriyor; her taşın altından çıkıyor maşallah! 

Doğu Akdeniz’deki doğal gaz kaynaklarının veya deniz yetki alanlarının bölüşülmesi sorunu, Kıbrıs sorununa takılmış görünüyor. Kıbrıs sorunu, Annan Planı’nda öngörüldüğü gibi “iki toplumlu, iki bölgeli” bir şekilde çözümlenmiş olsa ve Kıbrıs Türk halkı Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin “siyasi eşit ortağı” olabilmiş olsa bu sorunlar yaşanmayacaktı. Hem konferans rahatlıkla toplanacak; hem de paylaşım daha rahat yapılabilecekti. 

Şimdi Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı olarak görevlendirdiği Jane Hole Lute, tarafar arasında gidip-gelerek Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili çalışmaları yeniden canlandırmaya çalışıyor. Son olarak Kıbrıs Türk müzakereci Ergün Olgun, Pazartesi gecesi katıldığı bir TV programında Şubat ayında beşli konferansın toplanmasının beklendiğini açıkladı. Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıs’ın üç garantörü olarak Türkiye, Yunanistan ve İngiltere; BM gözetiminde bir araya gelecekler. Bu konferans da tıpkı Doğu Akdeniz Konferansı gibi tarafların tümü tarafından isteniyor. Herkes istiyor ama herkesin niyeti farklı: Rum tarafı Kıbrıs sorununa çözüm bulma müzakerelerinin eski minval üzerine devam etmesini bekliyor; Türkiye ve Türk tarafı “iki devletli çözümü” masaya getirmeye hazırlanıyor. BM’nin amacı ise müzakereleri şöyle veya böyle başlatarak 2021 yılı içinde Doğu Akdeniz Konferansı’nın da toplanmasına zemin hazırlamak.

Türk tarafı, “sonuçsuz müzakere” yaklaşımına karşı çıkmaya ve iki devletli çözümü zorlama devam ederse, “zayıf federasyon” dediğimiz dışta tek temsiliyet ama alabildiğine “iki devletli” bir çözümün önü açılır mı? Bazılarımızın umudu da bu! 

2021’ı, Kıbrıs için “başka” hale getirebilecek tek şey de bu zaten! 

Savaş mı; barış mı? 

Çıplak gözle de açıkça görülüyor: Avrupa Birliği, Doğu Akdeniz’i Türkiye’ye terk etmek istemiyor. Birlikte yola çıktıkları Suriye’deki tasarruflarına bile itiraz ettikleri Türkiye’yi Libya’da başlıca düşman görüyorlar. Ama Türkiye’siz de olamıyorlar... 

Türkiye de Avrupa’dan vazgeçemiyor galiba... “AB üyeliği” söylemleri artık bir hayali bile yansıtmıyor ama Türkiye’nin reel ekonomik sorunları, Avrupa Birliği ile olan çekişmenin daha fazla ilerletilmemesi gerektiği konusunda yeterince uyarıcıdır sanıyorum. 

Dansı “geri adımlar ile” şekillendirmek daha sonraki kucaklaşmalar için çok yardımcı olacak. 

Belki de bu geri adımlar, Kıbrıs sorununu da yeniden şekillendirecek: Yıllarca sürüp gidecek bir müzakere sürecinin önü Türk tarafınca tıkanmış görünüyor. Savaşacak yerimiz ve hâlimiz de kalmadı. Güven artırıcı önlemler, Kapalı Maraş’ın BM aracılığı ile Rumlara devredilmesi; Ercan Havaalanı’nın doğrudan uçuşlara açılması gibi “oyalama taktiklerinin” sonuç vereceğini de hiç sanmıyorum. 

Artık bıçak kemiğe dayandı; gerçekten “başka bir Kıbrıs” yaratmanın zamanıdır. 

KKTC yönetimi ile Türkiye yönetimi arasında sağlanan “tam uyum” da bu “başkalaşmaya” yardımcı olacaktır. 
 

Etiketler:  Diplomasi