10 soru 10 cevapta ekonomideki gelişmeler

10 soru 10 cevapta ekonomideki gelişmeler

24 Kasım 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Samih Güven

1-Merkez Bankası politika faizini neden indiriyor? 

1-Ekim ayında enflasyon oranının yüzde 19,89’a yükselmesine rağmen Merkez Bankası son üç ayda arka arkaya aldığı kararlarla politika faiz oranını yüzde 19’dan yüzde 15’e indirdi. 

Dünya genelinde enflasyonist baskılar sürüyor ve birçok gelişmekte olan ülke merkez bankası faiz artımına gidiyor. Hali hazırda faiz indirimleri kur bazlı maliyet etkisi ve talep artışı kanallarından ilave enflasyonist baskı yaratıyor. Türkiye’de uygun koşullar oluşmadan yapılan faiz indirimlerinin özellikle kurda yarattığı stres ise bilinen bir konu. 

Peki bütün bu gerçeklere rağmen neden faiz indirimine gidiliyor? 

Öncelikle mevcut koşullar altında yaşanan gelişmeleri iktisat teorisi ve pratikleri ile açıklamak zor. Ayrıca son dönemde Merkez Bankasının karar metinlerinden, indirimlerin rasyonel gerekçesine ilişkin fikir edinmek de güçleşiyor. Bu nedenle yetkililerce yapılan açıklamalara bakmak durumundayız. 

Merkez Bankası Başkanı ve hükümet yetkililerince yapılan açıklamalarda özellikle cari açığın azaltılmasına ya da sıfırlanmasına vurgu yapılıyor. Pandemi sürecinin uluslararası arz ve tedarik zincirlerinde değişikliğe neden olduğu, Türk ihraç mallarına yönelik talebin arttığı, bu avantajın kullanılması gerektiği yönünde beyanlar söz konusu.  

Ayrıca pandemi döneminde ve öncesinde ekonomide önemli sorunlar biriktiği ve işsizlik oranının yükseldiği gerekçesiyle faiz indirimlerinin büyümenin artırılması ve işsizliğin azaltılmasına yardımcı olacağının beklendiği  anlaşılıyor. Siyasi analistlerce yapılan değerlendirmelerde ise yaklaşan seçim süreci nedeniyle enflasyon göze alınarak ekonomideki toparlanmanın hızlandırılmasının amaçlandığı ifade ediliyor.  

Yapılan diğer bazı açıklamalarda ise İslam dininde faizin haram kılındığı ifade edilerek faizle mücadele etmenin gereğine vurgu yapılıyor. 

Görüldüğü üzere enflasyonla mücadelenin bir süreliğine ikincil plana alındığı, TL’deki değer kaybının olumsuz etkileri dikkate alınmadan, büyüme, istihdam ve ihracat artışına yoğunlaşıldığı anlaşılıyor. Ancak bütün bunlar ekonominin genel sağlığı ve temel görevi fiyat istikrarı olan Merkez Bankasının bağımsızlığı konusunda ciddi soru işaretlerine neden oluyor. 

2-Faiz indirimleri neden TL’nin aşırı değer kaybetmesine yol açıyor? 

2-Tarihsel olarak bakıldığında döviz kazançları döviz giderlerinin bir hayli gerisinde olan ve dışarıdan sermaye girişlerine bağımlı bulunan Türkiye ekonomisinde döviz kurunun faiz kararlarına, ekonomik ve siyasi gelişmelere aşırı duyarlı olduğu bilinen bir konu. Ayrıca son yıllarda Merkez bankası yöneticilerinin sık sık değişmesi, döviz rezervlerindeki durum, hükümet yetkilerinin faiz telkinleri ve yapılan politika hataları dikkate alındığında daha hassas bir ortam söz konusu.  

Bütün bunlara Türkiye ekonomisinin pandemi sürecinde ve öncesinde biriktirdiği sorunları da eklemek gerekiyor. 

Ayrıca, Türkiye’nin cari açık, enflasyon, negatif rezervler, kısa vadeli dış borçlar gibi konulardaki kırılganlıkları faiz kararlarını daha da önemli hale getiriyor. 

Bütün bu konular dikkate alındığında da politika faiz oranını enflasyonun beş puan aşağısına çekmek önemli bir karar ve yaşanan kur stresi de beklenen bir durum. 

Özetle Türkiye’de dolar kuru sadece bir gösterge olmayıp, ekonomik, siyasi ve dış gelişmelerin etki ettiği çok önemli bir stres göstergesi. 

3-TL’deki gerileme ihracatı artıracak mı? 

3-TL’nin değerindeki gerilemenin rekabet avantajı yaratacağı ve Türk mallarına olan dış talebi artıracağı yönünde bir beklenti olmakla birlikte beklenen etkinin meydana gelmesini zorlaştıran faktörler söz konusu. Uluslararası arz ve tedarik zincirindeki gelişmelerden kaynaklı olarak ihraç mallarına olan bir talep artışı var ama kurun bu artışı daha fazla desteklemesi sınırlı görünüyor.  

Öncelikle ihracatçılar aşırı dalgalı ve yüksek bir döviz kuru yerine istikrarlı ve öngörülebilir döviz kurunu tercih ediyor. Diğer taraftan ihracattaki yüksek ithalat bağımlılığı ve enerji maliyetleri dikkate alındığında değersiz TL ve artan enflasyonunun üretim ve ticarete olumsuz etkileri söz konusu. Başka bir faktör de ekonomide artan risk algısının ihracatçıların dış finansman maliyetini olumsuz yönde etkilemesi. 

4-TL’deki değer kaybı ithalatı nasıl etkiliyor? 

4-TÜİK verilerine göre ithalatta, örneğin 2021 Ocak-Eylül döneminde ara mallarının payı %76,6, sermaye mallarının payı %13,6 ve tüketim mallarının payı %9,6 olarak gerçekleşmiş. 

Yani hem ihracat hem de üretim faaliyetleri ithalata bağımlı durumda. Özellikle yüksek büyüme dönemlerinde belli gruplardaki ithalat artıyor. TL’deki yüksek değer kayıplarının bazı tüketim mallarının ithalini azaltması söz konusu olsa da ara malları ve sermaye mallarının içeride ikame edilmesi kolay bir şey değil. Türkiye’nin en çok ithal ettiği petrol, gaz, demir çelik, kimyasallar, makinalar, eczacılık maddeleri, bakır, pamuk, buğday gibi ürünleri yurtiçinden ikame etmek bazılarında imkansız bazılarında ise çok sınırlı. 

Dolayısıyla TL’deki değer kaybının ithalatı sınırlı ölçüde azaltması söz konusu. Diğer taraftan, son dönemde hem emtialar hem de enerji ürünleri fiyatlarının dünya genelinde yüksek seyretmesi nedeniyle TL’deki ilave değer kayıplarının üreticilerin girdi temininde zorluklara yol açması ve üretim faaliyetlerini olumsuz etkilemesi olası. 

5-Merkez Bankası bağımsızlığı ve enflasyon arasında ilişki var mı? 

5-Ülkelerin tarihsel deneyimleri ve konuyla ilgili yapılan akademik çalışmalar merkez bankası bağımsızlığı ile enflasyon performansı arasında güçlü bir ilişki olduğunu gösteriyor. Yani daha bağımsız merkez bankaları daha düşük enflasyon oranı anlamına geliyor. 

Merkez bankası bağımsızlığı ve enflasyon arasındaki ilişkiye dair daha önceki bir yazımızda belirttiğimiz gibi örneğin Bade ve Parkin (1985) 12 OECD ülkesi ile ilgili yaptıkları çalışmada politika bağımsızlığının düşük enflasyonun önemli bir belirleyicisi olduğunu bulmuş. Cukierman, Webb ve Neyaptı (1992) ise 21 gelişmiş ve 51 gelişmekte olan ülkeyi inceleyen çalışmasında gelişmiş ülkelerde kanuni bağımsızlığın düşük enflasyonla ilişkili olduğunu göstermiş. Gelişen ülkelerde ise başkanların sık değişmesi durumunun yüksek enflasyonla ilişkili olduğu sonucuna varılmış. 

6-Merkez bankalarının bağımsızlığından söz ederken neyi kastediyoruz?  

6-Öncelikle en önemli konu hedeflenen enflasyona ulaşmak için uygulanacak para politikasının ve kullanılacak araçların hükümetlerin etkisinde kalmaksızın bağımsız olarak belirlenmesi gerekiyor. Ayrıca merkez bankası başkanlarının belli bir dönem görevde kalmaları ve para politikası kurullarının kurallara ve liyakat esasına göre belirlenmesi önem taşıyor.  

 

 

7-Resmi enflasyon ile kamuoyunda algılanan enflasyon neden farklı? 

7-Sorunun cevabı için öncelikle TÜİK’in uyguladığı yönteme bakmak gerekiyor. Enflasyon olarak kullandığımız gösterge Tüketici Fiyat Endeksindeki (TÜFE) yüzde değişmeyi ifade ediyor. TÜFE ise temel olarak bireylerin ortalama tüketim alışkanlıklarını yansıtacak şekilde seçilen mal ve hizmetlerden oluşan bir sepetin belirli bir zaman aralığındaki fiyat değişimini ölçüyor. 

Harcama ağırlıklarını saptamak için her yıl “Hane Halkı Bütçe Anketi” yapılıyor. TÜİK’in son açıkladığı bültene göre, örneğin gıda ve alkolsüz içeceklerin yüzde 25,9, ulaştırmanın yüzde 15,5, konutun yüzde 15,4, ev eşyasının yüzde 8,6, lokanta ve otellerin yüzde 5,9, giyim ve ayakkabının yüzde 5,8, eğitimin yüzde 2,2 pay aldığı görülüyor. 

Ancak takdir edileceği üzere bunlar ortalama oranlar ve bütçe ağırlıkları kişiden kişiye değişebiliyor. Örneğin kimi ailede eğitim bütçesi yüzde 50’yi, kimi ailede de gıda ve konut ağırlığı yüzde 50’yi geçebiliyor. Yani ağırlıklar değiştiğinde enflasyon da değişmiş oluyor. Dolayısıyla eleştirilerden biri orta ve alt gelir grubundaki insanların bütçe ağırlıklarının daha farklı olması. 

Bir diğer konu da fiyatların alınma yöntemi ve zamanlaması. TÜİK metodolojisindeki açıklamaya bakılırsa endeksin fiyat kapsamı, satın alış fiyatları olarak tespit ediliyor. Fiyatlar, vergiler dahil peşin ödemeler olarak belirleniyor ve taksitli satışlar üzerinden fiyatlandırmalar veya anlaşmalı fiyatlar dikkate alınmıyor. 

Dolayısıyla gerçek enflasyon tartışmaları, mal gruplarına ilişkin ağırlıklar ile fiyatların alınış biçimi, zamanlaması ve alınan fiyatların tüketicilerin gerçekte karşılaştığı fiyatlar olup olmadığından kaynaklanıyor. 

8-Enflasyon neden yükseliyor? 

8-Enflasyondaki yükselmenin yurt dışından ve yurt içinden kaynaklanan nedenleri söz konusu. Dünya genelinde emtia, gıda ve enerji fiyatlarındaki artışlar bütün ülkeleri etkiliyor. Ayrıca arz ve tedarik zincirlerindeki sorunlar ve gecikmeler fiyatları yükseltiyor. 

Bunlara ilave olarak içerideki sorunlar ve politika tercihlerinden kaynaklanan etkenler söz konusu. Türkiye yıllardır artan gıda fiyatlarına çözüm bulamıyor. Diğer taraftan enerji ürünlerinin fiyatlarındaki artışlar maliyetlere etki ediyor. TL’deki aşırı değer kayıpları ise kur geçişkenliği mekanizmasıyla enflasyonu artırıyor. Bütün bunlara faiz ve kredi politikası da eklenince enflasyonda arzu edilmeyen seviyeler görülüyor. Başka bir faktör de enflasyon beklentilerinin ve fiyatlama alışkanlıklarının olumsuz yönde değişmesi. 

9-Koşullar oluşmadan yapılan faiz indirimi ve TL’deki aşırı değer kaybının başka ne gibi olumsuzlukları var? 

9-Faiz indirimlerinin bankalarca öncelikle TL mevduat faiz oranlarına yansıtılması nedeniyle döviz mevduatlarının payının daha fazla artması söz konusu. Diğer taraftan TL’nin değerindeki aşırı gerileme kamunun ve şirketler kesiminin dış borç geri ödeme maliyetlerini yükseltiyor. Başka bir faktör de kur riskine karşı kendini koruyamayan ve gelirlerini artıramayan kesimlerin enflasyon nedeniyle daha fazla fakirleşmesi. TL’nin değerindeki dalgalanma risk algısını yükseltiyor ve ekonomideki genel stresi artırıyor.  

10-Türkiye’de gıda fiyatları neden sürekli yükseliyor? 

10-Bu durumun başlıca nedenlerini, tarımsal girdi fiyatlarının sürekli artıyor olması, tarım alanları ve çiftçi sayısındaki azalmalar, plansız ekim, üretim, ticaret ve ihracat süreçleri, taşıma maliyetlerinin yüksekliği, son yıllarda artan göçmen sayısı ve kuraklık gelişmeleri olarak ifade etmek mümkün. 

Örneğin TÜİK tarafından yayımlanan Eylül ayı Tarımsal Girdi Fiyatları Endeksine göre tarımsal girdi fiyatları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 27,79 oranında artmış durumda. Gübre ve toprak geliştiricilerde yüzde 71, hayvan yeminde yüzde 28, enerji ve yağlarda yüzde 27 oranında artış söz konusu. 

Dolayısıyla ürün ve bölge bazında tüm süreçleri içine alan ciddi bir planlamaya ve girdi maliyetlerini muhakkak surette azaltmaya ve kontrol altında tutmaya yönelik ciddi tarım politikalarına ihtiyaç var. 
 

Etiketler:  Ekonomi