11 Temmuz 1995’te Bosna-Hersek’in doğusundaki küçük Srebrenitsa kasabası, Avrupa’nın II. Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük toplu katliamlarından birine sahne oldu.
Birleşmiş Milletler tarafından “güvenli bölge” ilan edilen kent, Bosnalı Sırp kuvvetlerinin eline geçti. Takip eden günlerde yaklaşık 8 bin 300 Boşnak erkek ve erkek çocuk sistematik biçimde öldürüldü.
Aradan geçen otuz yılı aşkın zamana rağmen Srebrenitsa, yalnızca Bosna savaşının değil, uluslararası toplumun başarısızlığının da simgesi olarak anılıyor.
1990’lı yılların başında Yugoslavya’nın parçalanmasıyla Bosna-Hersek bağımsızlığını ilan etti. Ancak ülkedeki Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar arasındaki etnik gerilim kısa sürede savaşa dönüştü.
Bosnalı Sırp liderliği, Sırpların yaşadığı bölgeleri tek bir siyasi yapı altında birleştirmeyi hedefliyordu. Bu amaçla birçok kentte etnik temizlik gerçekleştirildi; Boşnak siviller evlerinden sürüldü, toplama kampları kuruldu ve binlerce kişi hayatını kaybetti.
Doğu Bosna’daki Srebrenitsa ise çevresindeki Boşnak nüfusun sığındığı son yerlerden biri haline geldi.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 1993 yılında Srebrenitsa’yı “güvenli bölge” ilan etti. Kasabayı korumakla görevli Hollandalı BM barış gücü askerleri bölgeye konuşlandırıldı.
Ancak birlik sayısı yetersizdi. Ağır silahları yoktu ve müdahale yetkileri de son derece sınırlıydı.
Temmuz 1995’te Bosnalı Sırp ordusu General Ratko Mladić komutasında Srebrenitsa’yı kuşattığında, BM güçleri ilerlemeyi durduramadı. Bugün Boşnaklar işte bu yüzden Hollandalı BM askerlerini soykırımı engellememekle suçluyor.
11 Temmuz’da kent düştü.
Kasabanın düşmesinin ardından binlerce sivil, BM üssünün bulunduğu Potoçari’ye sığındı.
Burada kadınlar, çocuklar ve yaşlılar otobüslere bindirilerek bölgeden çıkarıldı.
Erkekler ve ergenlik çağındaki çocuklar ise ailelerinden ayrıldı.
Bir kısmı orman yoluyla Tuzla’ya ulaşmaya çalışırken pusuya düşürüldü. Teslim olan ya da yakalanan binlerce kişi ise depolarda, okullarda, fabrikalarda ve tarlalarda topluca infaz edildi.
Cesetler daha sonra suçun izlerini gizlemek amacıyla toplu mezarlardan çıkarılarak farklı bölgelere taşındı. Bu nedenle aynı kişiye ait kemikler yıllar sonra farklı mezarlarda bulundu.
Soykırım kararı
Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Uluslararası Adalet Divanı, Srebrenitsa’da yaşananları soykırım olarak tanımladı.
Bosnalı Sırp lider Radovan Karadžić ile askeri komutan Ratko Mladić soykırım, insanlığa karşı suç ve savaş suçlarından ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
Bugüne kadar yüzlerce kişi savaş suçları nedeniyle yargılandı.
Katliamdan sonra açılan toplu mezarlarda binlerce kurbanın kalıntılarına ulaşıldı.
Kimlik tespitleri büyük ölçüde DNA analizleriyle yapıldı. Ancak cesetlerin farklı mezarlara taşınmış olması nedeniyle bazı aileler yakınlarının tüm kalıntılarına hâlâ ulaşabilmiş değil.
Her yıl 11 Temmuz’da kimliği yeni belirlenen kurbanlar Potoçari Anıt Mezarlığı’nda toprağa veriliyor.
Srebrenitsa, yalnızca Bosna-Hersek tarihinin değil, Avrupa’nın da en ağır insan hakları felaketlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Olay, uluslararası toplumun sivilleri koruma konusundaki yetersizliğini gösteren en çarpıcı örneklerden biri olarak ders kitaplarında ve akademik çalışmalarda yer alıyor.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu da 2024 yılında kabul ettiği kararla 11 Temmuz’u “Srebrenitsa Soykırımı Uluslararası Anma Günü” ilan etti.
Bugün Potoçari’deki beyaz mezar taşları, yalnızca binlerce insanın yaşamını değil, nefret söyleminin, milliyetçi fanatizmin ve uluslararası kayıtsızlığın nelere yol açabileceğini de hatırlatmaya devam ediyor.
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
