Beyin takımı hazır-Barış Pehlivan (Cumhuriyet)
Ankara Adliyesi’nde yaşanan değişimler için ne dedik? İBB soruşturması savcılarından olan ve Özgür Özel ile ilgili dosyayı başkente gönderen Aykut Çelik Ankara cumhuriyet başsavcısı oldu.
Yetmedi. Başsavcı vekili olarak görev yapan 14 isim, yalnızca cumhuriyet savcısı olarak farklı yerlere atandı. Yerlerine, yani başkente 10 yeni başsavcı vekili getirildi.
Şimdi biraz daha derine dalalım.
Başkentin yeni başsavcısı, olması gerektiği gibi adliyede yeni işbölümünü yaptı. Hangi savcının hangi büroda görev yapacağını belirledi. İşte bu yeni görevlendirmede üç isim ve sorumluluk alanları kritikti.
Biri, başsavcı ile birlikte İBB soruşturmasını yürüten ve daha sonra HSK genel sekreteri olan Ömer Örücü. Terör ve örgütlü suçlar büroları başkentin yeni başsavcı vekili Örücü’ye bağlandı. Antalya başsavcı vekiliyken Ankara’da aynı göreve getirilen Gamze Almalı da yine terör suçlarından sorumlu yapıldı. Memur ve parlamenterler suçları soruşturma bürosu ise bakanlığa bağlı ceza işleri genel müdür yardımcılığından Ankara başsavcı vekilliğine atanan Ahmet Akdeniz’in sorumluluğuna verildi. Özetle, Ankara’daki olası büyük operasyonların beyin takımı bu isimler olacak.
Yine öğrendim ki memur ve parlamenter suçlar bürosunda 8 savcı görevlendirildi. Adından da anlaşılacağı üzere, milletvekillerinin işlediği öne sürülen suçlara dair işlemler o 8 savcı tarafından yürütülecek. Yani, maalesef “Tutuklanırlar mı” diye tartışılan Özgür Özel ve kurmaylarının dosyalarını o savcılar hazırlayacak.
Şimdi, bakıyorum o kritik önemdeki büronun savcılarına… 7’si zaten Ankara’da görevli olan savcılar. Ancak bir savcı, sicil numarasıyla dikkatimi çekiyor. “Oldukça genç olmalı” diyorum.
Açık kaynaklardan da araştırınca tahminim doğru çıkıyor. Taş çatlasa 27 yaşında olan gencecik bir savcı, Türkiye’nin en kritik koltuklarından birinde oturuyor.
İyi güzel de…
Biraz daha araştırınca garip bir durumla karşılaşıyorum. İlgili isim, 2025’in başında savcılığa başlamış. Kurayla atandığı ilk görev yeri Antalya’da da hakaret, yaralama gibi “basit” suçlara bakan genel soruşturma bürosunda çalışmış.
Yargı camiası bilir; kurayla birinci bölgede savcılığa başlayan kişi, öyle hemen başka yere atanmaz, birkaç yıl o ilde kalır. Ancak, örneğin eş durumundan dolayı görev yeri değişebilir.
Gelin görün ki…
Sanki, bu süre prensibi göz ardı edilmiş ve mesleğe daha geçen yıl kabul edilen çok genç bir savcı başkente atanmış. Dahası, kamu görevlilerini ve milletvekillerini soruşturan çok önemli bir büroda göreve başlatılmış. Yalan yok, fikrine danıştığım bazı yargı mensupları ise “Olabilir, istisnai olarak lüzum üzerine bu atama yapılabilir” dedi.
Bu jet hızıyla yükselişin arkasında bir mazeret mi yoksa bir referans mı olduğu şimdilik muamma. “
Sorgulama iktidarların en sevmediği şeydir-Memduh Bayraktaroğlu (Nefes)
“Bugün size, günümüz dünyasında pek çok ülkede yaşananlara örnek gösterilebilecek, 2002 yapımı distopik bir bilimkurgu-aksiyon filmi olan Equilibrium’dan söz edeceğim…
Yönetmenliğini Kurt Wimmer’in yaptığı, başrolünü ise Christian Bale’in oynadığı film, totaliter rejimlerin insan duygularını bastırması üzerine kurulu, karanlık bir geleceği tasvir ediyor…
İlk gösterime girdiğinde yüksek gişe yapmayan film, yıllar içinde “kült klasik” statüsü kazandı…
Film, III. Dünya Savaşı’nın ardından kurulan “Libria” adlı totaliter bir devlette geçiyor…
Libria’da iktidar partisi, savaşların temel nedeninin insan duyguları olduğuna karar veriyor… Bu nedenle herkesin düzenli olarak “Prozium” isimli bir ilaç kullanması zorunlu…
Bu ilaç sayesinde insanlar öfke, aşk, korku, hüzün gibi duyguları hissedemez hale geliyor…
Sanat eserleri, müzik, şiir ve duyguları harekete geçirecek her şey yasaklanıyor…
Kurallara karşı gelenler ise acımasızca cezalandırılıyor…
Vizyona çıktığında büyük gişe başarısı elde edemeyen ancak zaman içinde özellikle; totaliter rejim eleştirisi, sanatın insan ruhundaki rolü, bireyin sisteme karşı direnişi, özgürlüğün bedeli gibi temaları nedeniyle geniş bir hayran kitlesi edinen film hâlâ konuşuluyor, hâlâ çok izleniyor (Netflix)?..
Ayrıca, filmdeki “Gun Kata” adı verilen stilize dövüş koreografileri de sinema tarihinde dikkat çeken aksiyon tasarımlarından biri sayılıyor…
Filmde Beethoven, Yeats ve Mona Lisa gibi kültürel semboller özellikle kullanılıyor çünkü… Film, “duygusuz bir dünyanın teknik olarak düzenli ama ruhen ölü olacağı” fikrini anlatmaya çalışıyor…
Bu yönüyle yalnızca aksiyon filmi değil, aynı zamanda güçlü bir felsefi alegori özelliği taşıyor…
Canlarım, Equilibrium’u yalnızca bir bilimkurgu filmi olarak izlemek mümkün ancak…
Filmin asıl gücü, geleceği anlatırken bugünü göstermesi…
Çünkü filmdeki Libria devleti, tanklarla ve askerlerle kurulan klasik bir diktatörlükten çok daha sofistike bir baskı düzenini temsil ediyor… İnsanların yalnızca davranışlarını değil, duygularını da kontrol etmeye çalışan bir sistemi anlatıyor…
Bugünün dünyasına baktığımda, birçok totaliter veya otoriter rejimin de benzer bir hedefe yöneldiğini görüyoruz…
Elbette kimse vatandaşlarına “Prozium” adlı bir ilaç vermiyor ama…
Filmin anlattığı şey de zaten ilaç değil; duyguların yönetilmesi…
Libria’da insanlar korkmamalı, üzülmemeli, aşık olmamalı, öfkelenmemelidir çünkü; duygular sorgulamayı doğurur…
Sorgulama ise iktidarların en sevmediği şeydir.”
Dolandırıcılığın sorumlusu adalet sistemi-Mehmet Y. Yılmaz (T24)
“Telefon dolandırıcılığı kurbanları arasına İyi Parti Mersin Milletvekili Burhanettin Kocamaz da katıldı.
Kendilerini Mersin Emniyeti’nde Terörle Mücadele Şubesinde görevli polis memurları olarak tanıtan dolandırıcılar, Kocamaz’ın 10 kilo altınını ve nakit olarak da 2 milyon 375 bin lira, 68 bin dolar ve 1900 Euro’sunu aldılar.
Dolandırıcılar, İstanbul’daki bir takside para ve altınlar ile yakalanmışlar.
parasını dolandırıcılara kaptıranlar var.
“Sizleri telefonla arayarak kendilerini, polis, asker veya savcı olarak tanıtıp adınız veya banka hesabınız FETÖ / PDY vb. terör örgütü soruşturmasına karıştı diyerek sizden para, altın isteyen şahıslara inanmayın. Böyle bir durumda hemen 155 Polis İmdat ihbar hattını arayın.”
Cennet vatanımızda, cep telefonuna yukarıdaki mesajdan gelmemiş tek bir Allah’ın kulu kalmamış olduğunu tahmin etmek zor değil.
Emniyet Genel Müdürlüğü bu tür mesajlar için SMS ücreti ödemediği için, operatörler bunu faal her telefon hattına yollamış olmalılar.
Ayrıca televizyonlar, haber siteleri, gazeteler her gün bu tür dolandırıcılık haberleri yayınlıyorlar.
Buna rağmen bu dolandırıcılık türünün önü bir türlü alınamıyor.
Aslına bakarsanız başka bir ülkede yaşanması kolayca mümkün olmayacak bir dolandırıcılık yöntemi bu.
Ve nedeni Türklerin kolayca kandırılacak kadar saf olmaları değil.
Birileri cep telefonunuzdan sizi arıyor, adınızı biliyor, hangi bankada hesabınız olduğu ile ilgili bilgisi var ve biraz da oyunculuk yeteneği varsa karşısındakini kolayca ikna edip, bankadaki parasının “soruşturma bitene kadar” falanca hesaba gönderilmesini sağlayabiliyor.
“Türkiye’den başka bir yerde olmaz” diye iddialı bir söz söylemiş olmamın nedeni Türkiye’de yaşıyor olmam!
Çünkü böyle bir dolandırıcılık için kişisel verilerinizin birtakım çetelerin eline geçmiş olması lazım.
Bu da yetmez, kişisel verileriniz ile telefonunuzu eşleştirebilecek bilgiye sahip olmaları da gerekiyor.
Bu da yetmez, bankadaki hesabınızı da biliyor olması lazım.
Bunların hepsinin bilinebilmesi ancak bizim memlekette olur çünkü bizim memlekette kargocu çocuk bile vatandaşlık numaranızı isteyebilir, siz de gönül huzuru içinde verebilirsiniz.
Devletimizin kişisel verilerimizin korunması konusundaki beceriksizliği bu dolandırıcılık türü için uygun bir iklim yaratıyor.
Ancak bu dolandırıcılığın hâlâ yürütülebiliyor olmasını sağlayan esasen en önemli kurum Türkiye’nin adalet sistemi.”
OHAL’siz yönetemiyor-Zafer Arapkirli (BirGün)
“Geçen gün iş çıkışı İstiklal Caddesi’nde lise çağında gençlerden oluşan muazzam bir kalabalığa rastladım. Galatasaray Lisesi önünde toplanmışlar, bir müzikal etkinlik için kuyruğa giriyorlardı. Ben kuyruğu Fransız Konsolosluğu’na kadar takip edebildim. Daha da geliyorlardı. Cıvıl cıvıl, hareketli, içi içine sığmayan bir kalabalık.
Ama asıl dikkatimi çeken şey başkaydı.
Bir tek polis bile bu toplaşmaya müdahale etmedi. Bir tek polis bile görülmüyordu ortalıkta. Cadde-i Kebir’in rutininden farklı olarak, o “demirbaş zırhlı araçları, TOMA’ları, resmisiyle siviliyle, yüzlerce (kimi zaman binlerce) memurundan” eser yoktu rejimin.
Niye? Çünkü bu gençlerin toplaşma nedeni müzik ve eğlenceydi. Harika bir ortamdı. Anlaşılan çok sevdikleri bir topluluk ya da şarkıcıyı görebilmek için kim bilir nerelerden akın akın geliyorlardı. Coşku ve heyecanlarına İmrendim. Onların yaşına dönebilmek, o heyecanı tadabilmek isterdim. Yoluma devam ederken, aklımdan geçenler ise bu ülkenin başka gerçekleriydi.
O binlerce gencin sadece birkaç yüzü, hattâ ve hattâ sadece 10 – 15’i, ellerinde bir pankart ve bir megafonla rejim karşıtı, düzen karşıtı bir slogan atarak Galatasaray Meydanı’ndan Taksim’e doğru hareket etmeye başlasalar, Yunan Konsolosluğuna (300 metre) bile varamadan “fena halde sopa yiyip, derdest edilmeleri” garantiydi.
Çünkü, rejim “itiraz eden” sesler istemiyor. Tahammülü yok, aykırı bir düşünceye. Sadece gençlerin değil, memleket sathında tek bir metre kare alanda bile “muhalif” bir homurdanmaya karşı dayanılmaz bir alerjik refleks duygusuyla dopdolu, muktedir.
Eğitim sistemine itiraz eden öğrenci ve öğretmenlerin, ya da doktorun, mühendisin, avukatın, esnafın ensesine anında “coplar inip kalkıyor”.
Çalışma koşullarını ve kölelik ücretini onuruna yediremeyen her sektörde emekçinin “gözünün içine içine biber gazını” sıkıveriyor, muktedirin polisi – jandarması.
Emekli olduğu için sanki bir an önce ölmesi ve bu gezegenin yüzünden kaybolması istenen insanların sesini duyduğu anda, “Rejimin TOMA’sı” anında tazyikli suyu fışkırtıveriyor, suratına suratına.”
Yaz ayları için olumlu senaryolar-Prof. Dr. İbrahim Ünalmış (Dünya)
“İran-ABD savaşı altmış günlük bir ateşkes anlaması ile soğumaya alındı. İki taraf arasında tansiyon zaman zaman yükselse de piyasalar savaşın bittiğini fiyatlıyor. Bu bağlamda Brent petrolü fiyatı 73 dolara geriledi. Yıl başından günümüze NASDAQ %20, S&P500 %9,6 artış gösterirken BIST100 %9,6 arttı. Savaş sonrasında 300 seviyesine yükselen Türkiye’nin CDS seviyesi 220lere doğru geriledi. Swap ve hazine mevduatı hariç TCMB rezervleri 8 milyar dolara kadar düştükten sonra son dönemde 30 milyar doların üzerine yükseldi.
Yılın ilk beş ayında enflasyon %16,6 oldu. Enerji fiyatlarındaki artışa ek olarak kamu zamları enflasyonun beklenin üzerinde seyretmesine neden oldu. Haziran ayından itibaren enflasyonist etkilerin azalacağını öngörüyoruz. Haziran ayı için mevcut piyasa beklentisi %1 seviyesinde. Gıda ve enerji fiyatlarındaki olumlu gelişmeler yaz aylarında da enflasyonun ılımlı seyredeceğine işaret ediyor.
İç talebin zayıfladığına dair işaretler çoğunlukta. Hem tüketici hem de ticari kredilerin büyüme hızları geçen yılın altında seyrediyor. Reel kredi kartı harcamaları bahar aylarında geriledikten sonra mayıs ayında sınırlı artış gösterdi. Değerli maden fiyatlarındaki düşüşler negatife servet şoku yaratıyor ve hanehalkının harcama kabiliyetini azaltıyor. M2 ve M3 para arzlarının büyüme hızında da kayda değer düşüş var. Bu da iç talebi zayıflatan başka bir gelişme.
TCMB savaş başladıktan sonra politika faizinden fonlamayı keserek gecelik borç verme faizi olan %40’tan piyasayı fonlamaya başladı. Dolayısıyla piyasada referans faiz oranı 300bp’lik artış göstermiş oldu. Savaş sonrası enflasyonist risklerin azaldığı, risk priminin gerilediği ve iç talebin zayıfladığı bir ortamda TCMB ne yapmalı?
Türk lirası faizlerin yüksek seyrettiğini söylemeye gerek yok. Şirket karlarının düştüğü bir ortamda %50 üzerinde seyreden kredi faizleri şirketlerin bilançolarında finansman maliyetlerinin giderek artmasına neden oluyor. Dolayısıyla faizlerin düşmesini toplumun birçok kesimi bekliyor. Makroekonomik ortamın da öncelikle politika faizine doğru normalleşmeye, ortam uygun olmaya devam ederse politika faizinde sınırlı bir indirime olanak verdiğini söyleyebiliriz. Bu noktada kritik soru faiz indirimi için TCMB ne zaman hamle yapmalı?”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
