Yüzücü ebeveyni olmak

Yüzücü ebeveyni olmak

12 Ekim 2019 Cumartesi  |   Köşe Yazıları

Bence gençken her türlü spora uygun bir fiziğim vardı ama lisedeki beden öğretmenim benimle hem fikir değildi.  

Hocam, düzgün yürüyemediğimi, çok "kırıttığımı" söyleyerek beni 19 Mayıs gösterilerine bile almamıştı. Bu gösteriye alınmamayı başaran okuldaki tek öğrenci muhtemelen bendim. Çok üzülmüştüm.  

Peki ya üniversitedeki spor dersleri derseniz, kürsüde oturtulup yoklama vermekten başka bir şey yapılmıyordu. Ben de çareyi bireysel sporlarda buldum. Yüzme, yürüyüş, kayak kısmen tenis hepsini çok severek ama sadece kendi keyfim için yaptım. Hiç lisansım olmadı, hiçbir takım için oynamadım. 

Hal böyle olunca profesyonel sporcu disiplini nedir bilmem, antrenman kültürüm de yoktur. Sporcu ne yer ne içer, kaç saat uyur hiç ilgilenmedim, daha doğrusu ilgilenmem gerekmedi ta ki birkaç hafta öncesine kadar. 

Birkaç hafta önce, “iki numara”nın okulunda yüzme takımı seçmeleri vardı. Bizimki de yüzme aşığıdır. Babası “iki numara”yı takım seçmelerine sokalım dedi, ben de “neden olmasın” dedim. 

Bizimki seçmelere katılacağını yolda öğrenince biraz bozuk atsa da havuzu görünce her şeyi unutuverdi.  

“İki numara” var gücüyle yüzmeye çalışırken biz de Garfield misali cama yapışıp onu izliyorduk. Acaba stile mi bakıyorlardı yoksa hıza mı? Kulacı şöyle mi atsa iyiydi, böyle mi?.. derken cam açıldı, antrenörlerden biri “Bilgilerinizde eksik var, içeri gelir misiniz?” diyerek babasını çağırdı. Şaşkın şaşkın birbirimize baktık. Hangi bilgi eksikti acaba? İş telefonunu mu yazmamıştım? Yoksa kan gurubu muydu eksik olan? Aksi gibi formu dolduran da bendim. Atladığım önemli bir şeyse kırk yıl kurtulamazdım dilinden. Neyse ki pek ses etmeden antrenörlerin bulunduğu ofise gitti. On, bilemedin on beş  dakika sonra sırıtarak geri geldi. Parmağıyla zafer işareti yaptı.  

“iki numara” okul takımına seçilmişti.  

Meğer mesele eksik bilgi değilmiş, takım için yeni bilgilere ihtiyaç varmış. 

Çok mutlu olduk ama sakindik. Bakalım “iki numara” ne diyecekti bu işe? Seçmelere geldiğini son dakika öğrenmiş, biraz mırın kırın etmişti. Belki de “ya seçilemezsem” diye düşünüp endişelenmiş ve isteksiz davranmıştı. Sonucu öğrenince o da sevinecek miydi? 

Endişelerimizin aksine “iki numara” müthiş bir motivasyonla çıktı havuzdan. Suyu, antrenörü, havuzu, arkadaşlarıyla olmayı pek sevmişti. Diğer hafta sonu kurslarından çok daha güzeldi okulunda olmak. 

Takıma seçildiğini söylediğimizde yüzündeki şaşkınlık ve mutluluğu görmek pek keyifliydi. 

“Yüzmem gelişsin diye gelmiştim buraya. Neler oldu? Gruba girdim!” diye eve varana kadar konuştu durdu. 

Ertesi gün antrenmandan sonra antrenör küçük bir veli toplantısı yaptı.  

Bizim ilk toplantımızdı. Pek heyecanlıydık. Sandalyemizde baston yutmuş gibi dimdik oturmuştuk. Antrenörün ağzından çıkan her kelimeyi kaçırmadan dinleyip not alacaktık.  Hiçbir şeyi kaçırmamak için gözümüzü kırpmadan antrenöre bakıyorduk. 

“Bundan sonra tatil yok!” diye söze başladı. 

“Ara tatil yok! Sömestr tatili yok! Yaz tatili programı da yapmayın, ne zaman tatil yapabileceğinizi ben size söyleyeceğim.” 

“Yüzme meşakkatli, nankör spordur, ara yok!” 

Ben hafiften yutkundum. 9 yaşındaki küçücük çocuğumun tatil hayatı sona mı ermişti? Nasıl olacaktı bu iş? 

“Yanlarında muhakkak matara getirmeliler. Matarayı sakın unutmasınlar.” 

“Yüzmede mataranın işi ne?” diye sormak istedim ama karşımdaki otorite karşısında sesim çıkmıyordu. 

“Antrenmanlarımız çok sıkı olacak, kramplar başlayacak. Neden? Çünkü o küçücük vücutlarda su yok. O yüzden matarayla yaşamak zorundalar. Günde 2-2,5 litre su içmeliler. ” 

Bir an gözümün önüne, bir elinde oyuncak kedisi diğer elinde sütüyle “iki numara” geliverdi.  Ne demek bacağına kramp girecek? “İki numara”yı askeri kampa mı getirmiştik bilmeden? 

Gözümün ucuyla babaya baktım ama bana mısın demiyordu. Problem bende miydi acaba? 

“Hafta sonları antrenmandan sonra evde biraz uyusunlar, dinlensinler. Pazartesileri yine antrenman var. Dinlenmiş gelmeleri gerek. ” 

Vah zavallı yavrum! Demek hayatı, yüzme okul ve yatak üçgeni arasında geçecekti. Neredeyse ağlamak üzereydim. Böyle mi oluyordu sporcu hayatı. İyi ki sporcu muporcu olmamıştım, böyle hayat mı olur! Yine babaya baktım, yine tık yoktu onda. Tevekkeli adam zamanında kürekten Amerikan futboluna bir sürü spor yapmış, türlü acılar çekmiş, kafa göz patlatmış. Şu anda duydukları muhtemelen ona vız geliyordu. 

“Beslenme önemli” diye devam etti antrenör “Yemeyen yüzemez. Ara ara kan tahlili yaptırmalısınız. İleride mecbur yaptıracaksınız zaten”  

Ne yani, altı ayda çocuğumun kolunu mu deldireceğim? Yok yahu! Kıyamam ben ona! Nereden bulaştık bu işe? 

Antrenör devam etti “D vitamini, demir önemli. Okul başlar başlamaz hasta olmamalılar.” 

Büyük harflerle not aldım. 

“HASTA OLMAK DA YASAK!” 

“Yüzme malzeme listesini de toplantıdan sonra Whatsapp’tan atacağım” diye ekledi antrenör. 

“Ne malzemesi olabilirdi ki yüzmenin? Palet, gözlük, mayo, belki bir de tahta...”. Liste gelince yine çok şaşıracaktık. El paletinden kulaç şnorkeline, kurbağalama paletinden, pullbuoy’a hayatımızda görmediğimiz, bilmediğimiz bir dünya oyuncakla az sonra tanışacaktık... 

Havadisler birbiri ardına gelmeye devam ediyordu.  

“Haftada 4 gün antrenmanımız var. Pazar günleri 07:45’te başlayacak “   

Saati duyunca gözlerim yuvalarından fırladı. Bu kadarı da olacak iş değildi. Tüm sevincim kursağımda kalmıştı. 

“Eyvahlar olsun! ‘iki numara’ takıma seçildi!” diye çığlık atasım vardı. Fena korkmuştum. 

Pazar sabahı 7:45’te antrenman olur muymuş? Kargalardan önce mi kalkacaktık? Yazık günah değil miydi bu çocuklara? 

Daha sonradan başka yüzücü anneleriyle konuştuğumda, onlar şanslı olduğumuzu, antrenmanların sabah 6:00’da başlayabildiğini, çocukları hazırlayabilmek için sabah 04:00’te kalkmak zorunda kaldıklarını söylediler. Sanırım yüzücü anneleri diye bir dernek olsa konuşacak çok konuları olurdu. 

Neyse biz dönelim hikayemize.  Toplantı bittiğinde gözüm fena halde korkmuştu. Düşünüyordum ki belki de iki saatlik ilk antrenman  “iki numara”ya ağır gelecekti. Belki de bu hikaye başladığı gibi bitecek, bizim ki devam etmek istemeyecekti. Ama hiç de zannettiğim gibi olmadı.  

Günler geçtikçe “iki numara” sanki yeniden doğdu. Ne sabah kalkmak zor geldi ne de antrenmanlar. Haftada yedi gün deseler, hiç sesi çıkmadan yedi gün yüzebilirdi. Kanatları olsa mutluluktan uçacaktı. Onun bu halini gören annesi hayıflanmaktan vazgeçti, enerji doldu. Baba zaten hep motiveydi. Demek ki yüzücü ebeveyni olmak böyle bir şeydi.  

Onlar erdi muradına, biz çıkalım kerevetine. 

 Sevgiyle kalın,

Not: Görsel temsilidir.