Yogada algı ve hatalı kavrayış

Yogada algı ve hatalı kavrayış

27 Eylül 2020 Pazar  |   Serbest Kürsü

Melek Ay

Patanjali’nin yoga öğretisi yazmalarında bireyin olguları algılayış şekli üzerinde önemle durulmakta. Sutralar olarak bilinen bu yazmalarda, bir şeyin gerçekliği ile onun bize görünen halinin farklı olduğu konusunda bilgiler aktarılır. 

Bireye, içinde doğduğu aile yapısı, coğrafya ve kültür tarafından aydınlanmaya giden yol için yeterli bir harita sunulamıyor olabilir.  

Aynı şekilde gerçekliği algılayış biçimimiz, koşullanmalar, istekler, inançlar, korkular, etiketler ve duyumsatılan yetersizlik durumu ile belirleniyor olabilir.  

Kusurlu algımızın etkisi altında kalmamız sebebiyle, öz benliğimizi görmek ve özgür düşünebilmek zordur. Kusurlu algılar eylemlerimizde bağımlılık oluşturmaktadır. Algımız ve eylemlerimizdeki bu türden alışkanlığa “Samskara” adı verilir.  

Bireyi bu “Samskara” okyanusuna sürükleyen ise yogada hatalı kavrayış olarak tanımlanan “Avidya”nın gücüdür. 

İnsanın olguları algılayış biçimine kök salan Avidya ya da hatalı kavrayış, öz benliğimizin üzerini gece gibi örtmektedir.  

Avidya, yıllarca biriktirilen bilinçsiz eylemlerin, bilinçsiz davranışların, alışkanlıkların ve algılama biçimlerinin bir sonucu olarak yorumlanabilir.  

Patanjali Yoga Sutralar’ında, deneyim çeşitliliğinin iki uç noktasını tanımlamak için de Avidya terimi kullanılır.  

Avidya zihin aracılığıyla çalışır, zihin ise zaman, mekan, nedensellik, deneyim yoluyla çalışır. Zihin zaman içerisinde tüm bu bilinçsiz normlara bağımlı hale gelir.  

Avidya’nın yarattığı üstünkörü algı, insanı “Ben kimim”, “Yaşam amacım nedir” sorularına "Ben en güzelim", "Ben en başarılıyım", "Ben haklıyım" ya da "Başarılı ol", "Ev al", "Para biriktir", "İyi bir eğitim al" gibi cevapları bulma yoluna yöneltiyor. 

Yoga, Avidya’yı bütünlüğü bozan cehalet, günah (kendi öz ışığını gölgeleyen her türlü  düşünce, niyet, nitelik, eylemler bulutu) ve sefalet kaynağı olarak tanımlar.  

Avidya, bireye ilahi doğasını unutturan negatif güçtür. Bazen örtülüdür, güçlükle fark edilir, bazen de apaçık ortada ve baskındır. Başlangıçsızdır (Anadi) ama bir sonu vardır.  

Yoga, Avidya'nın köken ve dallarının özellikleri olan zihinsel kategoriler aracılığıyla incelendiğinde, açıkça algılanabilir hale gelebileceğini anlatır.  

Avidya’nın dört dalı şunlardır: 

1. Asmita : Bu egodur. Bireyi, “Diğerlerinden daha iyiyim”, “Ben en üstünüm” gibi düşüncelere sevk eder. Yanılgılara ve değerler karmaşasına neden olur. 

2. Raga: Şehvet, arzu duymak anlamındadır. Sahip olduklarımız yeterli değildir, daha çok isteriz. İhtiyaçtan değil zevkten isteriz. Bırakmamız gerekirken, elimizde daha çok tutmak isteriz. Çeşitli maddi nesnelere ve durumlara bağlanmaya neden olur. 

3. Dveşa: Belirgin bir şekilde ikinci dal olan Raga’nın tersidir, aynı madalyonun iki zıt tarafı gibi. Reddetmekle ortaya çıkar. Deneyimlenen bir zorluk sonucu onu yeniden yaşamaktan korkmak ve o deneyimle ilgili ne varsa reddetmekle ilgilidir. Bazen de aşina olmadığımız şeyleri deneyim sahibi olmasak bile reddetmekle ilgilidir.  Nefret, sevmeme, kötü niyet, öfke duymak olarak örneklendirilebilir. 

4. Abhinivesa: Korku. Bize ait olmayanı bize ait gibi düşünme eğiliminde olmak. Hayatın her aşamasında varlığına rastlanır. Yaşama dürtüsü, kendini koruma içgüdüsü, (dolayısıyla: ölüm korkusu), günah korkusu, belirsizlik, kaygı, başkalarınca yargılanma korkusu, yaşlanma korkusu, kaybetme korkusu olarak örneklendirilebilir.  

Avidya’nın dalları büyüdükçe bireyin yaşamındaki zorluklarda artar. Yoga Avidya’nın etkilerini azaltır ve böylece doğru kavrayış gerçekleşebilir. Birey sorunlarını nasıl yarattığını bilir ise, özünü bunlardan nasıl kurtaracağını da bilir. Tam da bu nedenle, bilinçte evrimleşme sürecinde yoga mükemmel bir haritadır. 

Durgunluk yoksa sessizlik yoktur. Sessizlik yoksa içgörü yoktur. İçgörü yoksa netlik yoktur. (Tenzin Prisyadarshi) 

Namaste...