Yeryüzündeki cennet

Yeryüzündeki cennet

28 Aralık 2019 Cumartesi  |   Serbest Kürsü

Bahamalar…  

Adı bile yetiyor insanı hayal alemine götürmeye… Palmiyelerin denize doğru uzandığı bembeyaz kumsallar, akvaryum berraklığında, camgöbeği rengi bir deniz, o denizin içinde saklı mercan resifleri ve rengarenk canlılar, flamingoların doğal yaşam alanı olan lagünler… Bir yeryüzü cenneti… 

Bu saydıklarımın hepsi var. Ama Bahamalar sadece bunlardan ibaret değil. İyisiyle, kötüsüyle kısa bir Bahamalar turuna çıkıyoruz… 

Florida’nın güneydoğusunda bir takım adalar grubu uzanıyor. İrili ufaklı 700 kadar ada. Adaların bir yüzü Atlantik Okyanusu’na, diğer yüzü ise Karayip Denizi’ne bakıyor. Florida’dan baktığınızda, hani neredeyse, bir taş atımı mesafesinde. Başkent Nassau, Orlando ya da Miami’den uçuyorsanız, sadece 40 dakika uzaklıkta. Grand Bahamas Adası daha da yakın. 

Adı, İspanyolca Baja Mar (ok. Baha Mar)’dan geliyor. Anlamı “sığ deniz”. Peki bu İngiliz sömürgesi’nin adı neden İspanyolca? Çünkü, bu adaları ilk olarak istilâ eden yabancılar İspanyollar. Kristof Kolomb’un 1492 yılında, Yeni Dünya’da gördüğü ilk ada da, bir Bahama adası olan San Salvador Adası.  

İspanyollar, adaları sahiplenmelerine karşın, burada tam bir otorite kuramıyorlar. Bu da, Karayipler’e giriş çıkış noktası konumunda bulunan Bahamalar’ın, bir korsan cennetine dönmesine yol açıyor. Karayipler’de yoğun bir sömürgeleştirme faaliyetine giren İngiltere, bu durumdan rahatsız oluyor ve 1718 yılında, korsan rejimine son vererek Bahamaları, İngiliz Kraliyet Kolonisi olarak ilan ediyor. 

Yirminci yüzyılda yaşanan ilginç bir durum ise, 1936 yılında İngiltere tahtına geçen 8. Edward’ın, aşkı uğruna tahttan feragat etmesinin ardından, 1940-1945 yılları arasında, Bahamalar genel valiliği yapmış olması. Nazilere duyduğu sempati ile tanınan 8. Edward, bir şekilde kıtadan ve Almanlardan uzaklaştırılmıştı. Kendisine verilen bu unvandan pek memnun görünmese de, Avrupa’yı savaş kasıp kavururken, bu uzak ve egzotik diyarda, aradığı romantizmi bulmuş olabilir. 

Bahamalar, 1973 yılında bağımsızlığına kavuşmuş durumda. Ancak, yine de İngiliz Milletler Topluluğu’nun bir üyesi. Bahamalar’ın resmi devlet başkanı, İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth. Koloni döneminden kalma bir gelenek olarak bugün de bir genel vali var. Ancak görevi sembolik. Aynı İngiltere’de olduğu gibi, Bahamalar’ın da fiilî yöneticisi başbakan. 

Bahamalar’ı oluşturan yedi yüz kadar adanın, sadece altmışında yerleşim var. Toplam nüfus 320,000. Bunun 254,000’i başkent Nassau’da yaşıyor. Diğerlerine fazla bir nüfus kalmıyor. 

Nüfus dağılımındaki dengesizliğin nedeni, temel ekonomik faaliyetlerin, başkent Nassau’da toplanmış olması. Bu faaliyetlerin başında da elbette turizm geliyor.  
 

 

Nassau Limanı’na her gün 3-4 büyük turist gemisi yanaşıyor. Gelen turistlerin büyük bölümü Amerikalı. ABD’den, Karayipler'e yapılan gemi turlarının vazgeçilmez duraklarından biri Nassau. Koloniyel tarz mimarisiyle, rengârenk binaların göze çarptığı kent merkezi, bir Hollywood film setini andırıyor. İdarî binalar, kiliseler, restoranlar ve bol miktarda hediyelik eşya satan dükkanlar var.  

Bir de Havana purosu satan mağazalar. Amerika’nın Küba’ya uyguladığı ambargo sebebiyle, Amerikalı tütün tiryakileri, Havana purolarını, başta Meksika olmak üzere, diğer ülkelerden temin ediyorlar. Buradan ABD’ye dönüşte de gümrük kontrolü yok. İşte size yasal bir kaçakçılık kapısı… Ancak, dikkat edilmesi gereken bir nokta var: Burada satılan Havana purolarının çoğu sahte. Eğer gerçek Havana purosu almak istiyorsanız, mutlaka Küba tarafından yetki belgesi verilmiş bir dükkandan almanız gerekiyor. 

Nassau kent merkezinin bu renk cümbüşü içinde ilk dikkatinizi çekenler, beyaz üniformaları ve neredeyse yüzlerinin yarısını kapatan, kocaman beyaz şapkaları ile çok sevimli bir görüntü oluşturan polisler. Neredeyse adım başı polis var. Turistler bu polislerle bol bol fotoğraf çektiriyorlar. Onlar da bu duruma çok alışmışlar, hiçbir talebi geri çevirmiyorlar.  

Başlıca gelir kaynağı, ülkeye gelen yabancı turist olunca, güvenlik en önemli konu haline geliyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, Amerikan vatandaşlarına Nassau’nın “kritik”, Grand Bahama Adasını ise “yüksek riskli bölge” olduğu yönünde uyarılar yapıyor. Bunun nedeni ülkedeki gelir dengesizliğinin yol açtığı yüksek suç oranı. 

Nassau kent merkezinin büyülü görüntüsü, birkaç blok güneye gidince, yerini yoksulluğun karanlık yüzüne bırakıyor. Nassau’nun bulunduğu New Providence Adası’nın neredeyse tamamını dolaştım. Film setinin ötesindeki gerçek Bahama insanının yaşamını gözlemlemek istedim. Onların bindikleri ve jitney adını verdikleri dolmuşlarla, adanın dört bir tarafını gezdim. Afrika’daki yoksulluk kadar olmasa bile, Bahama insanının büyük bölümünün, turistlerin gördüğünün çok altında bir standartta yaşadıklarını söylemek zorundayım.  

Yoksulluk ve geri bıraktırılmışlık, sömürge olmanın doğasından gelen bir olgu. Oysa Karayipler, dünyanın en güzel bölgelerinden biri ve kendine yetebilecek kaynaklara sahip. Var olan zenginlikten alınan pay dengesiz.   

Bu nedenle, yoksulların olduğu yerlerde, çok zenginlerin de olduğunu görüyorsunuz. Bu çelişki, Hindistan ve Pakistan gibi ülkelerde çok barizdir. Bir tarafta sokakta yaşayan insanlar, diğer tarafta duvarların arkasında çok farklı bir dünyada yaşayan zenginler. Nassau’da yaptığım jitney turlarında, hem yoksul mahallelere, hem de çok zengin villaların olduğu yerlere tanık oldum. Cable Beach adı verilen bölgede, ünlü aktör Sean Connery’ye ait olduğu bilinen villayı gördüm. Cable Beach’in de birkaç blok ötesinde yine fakir mahalleler vardı. 

Bahamalar’da da, aynen Florida’da olduğu gibi, Avrupalı ve Kuzey Amerikalı zenginlerin kış mevsimini geçirdikleri evleri var. Bu insanları, yerel halk, snowbird yani “göçmen kuş” olarak adlandırıyor. Avrupa ve Amerika’nın soğuk kışından kaçmak için iyi bir yöntem… 

Güvenlik konusuna gelince. Ben, Amerikalıların abarttığı kadar “kritik” bir ortam görmedim. Fakirliğin olduğu her yerde suç olabilir. Küçük yerlerde yaşayan insanlar samimi olur. Ben Bahamalıları, samimi ve cana yakın buldum. Akşam saatlerinde sokakta sizden bira isteyen birisi olursa, bunu, ülkenin koşullarını göz önüne alarak, anlayışla karşılamak gerekiyor. Bunun dışında, beni rahatsız eden hiçbir durumla karşılaşmadım. 

Bahamalar nüfusunun %80’den fazlasını siyahlar oluşturuyor. Nüfusun %15’ini oluşturan beyazlar arasında dikkat çeken bir unsur var: Yunanlar. Yunanistan nere, Bahamalar nere diyebilirsiniz? Ben dedim. Buradaki Yunan azınlık, geçen yüzyılın başlarında buraya süngercilik yapmak için gelen işçiler. Burada, küçük de olsa, bir komünite oluşturmuşlar. Yunan Ortodoks kiliseleri var. Kent merkezinde Yunan restoranları var. Benim kaldığım El Greco Oteli’nin sahibi de Yunandı. Nassau’da bulunan sadece iki büyükelçilikten biri ABD’ye, diğeri ise Yunanistan’a ait… 

Sayıca çok daha az olmakla beraber, şaşırtıcı bir diğer azınlık da Çinliler. Onlar da burada inşaat yapıyorlar. Çinlilerin olduğu yerde mutlaka Çin restoranları da bulunur. Nassau’nun merkezi’ndeki Double Dragon’da, özellikle karides ve deniz tarağı yemekleri unutamayacağım lezzetlerdi. 

Biraz da turist gözüyle bakalım etrafımıza…  
 

 

Bahamalar’a insan niye gider? Kuşkusuz, birinci sırada doğa ve deniz turizmi için gider.  

Nassau’nun üzerinde yer aldığı New Providence Adası’nın kuzeyinde, boylu boyunca, uzun ince bir ada uzanıyor. Burası Paradise Island. Gemiyle gelenler dışında, Bahamalar’a giden turistlerin önemli bir kısmı aslında bu adaya gidiyor. Buradaki otel kompleksi belki de dünya üzerindeki en büyük otel komplekslerinden biri. Atlantis Grubu’na ait birçok otel, bu kompleksin içinde yer alıyor. Burayı kuran yatırımcı, Güney Afrika’daki ünlü Sun Grubu’nun sahibi olan Solomon Kerzner. Sun City’nin kurucusu ve sahibi. Güney Afrika’nın dışında, Swaziland’da, Lesotho’da, Dubai’de, Mauritius’da, Maldivler’de, Meksika’da, Fas’ta ve Çin’de kumarhane ve 5 yıldızlı otelleri var. Atlantis kompleksine bugüne kadar yaklaşık 3 milyar dolar harcanmış durumda.    

Bahamalar’ın milli gelirinin %11’i Atlantis kompleksinde üretiliyor. Bu ciddî bir rakam. Plajlar, çok çeşitli havuzlar, yunuslarla birlikte yüzebildiğiniz göletler, aqua parklar, su aktiviteleri, golf sahaları, tropik bahçeler, kaplıcalar, birçok kafe, restoran, gece kulübü ve elbette kumarhaneler bu kompleksin içinde yer alıyor.  

Atlantis Otelleri’nde bulabileceğiniz en ucuz oda fiyatı 350 dolardan başlıyor. Bu promosyon fiyatı. Normal oda fiyatları 500 doların üzerinde. Paradise Island’da başka oteller de bulunuyor. Bunlar daha düşük sınıf oteller ve 200 dolar gibi fiyatlardan başlıyor. Bazılarının Atlantis Otelleri ile anlaşmaları var. Atlantis’in plaj ve havuzlarından yararlanılabiliyor.  

Bahamalar’da internetten bulacağınız otellerin fiyatları ile gittiğinizde karşılacağınız fiyatlar çok farklı olabilir. Çünkü devlet tarafından %50’nin üzerinde vergi ve harç alınıyor. Nedense bu vergileri internetteki fiyatlarında göstermiyorlar. Bu konuya dikkat etmekte yarar var. 

Bu arada Bahamalar’da da para birimi olarak dolar kullanılıyor. Bir Bahama doları, bir ABD dolarına eşit. Dolaşımda, Amerikan doları, Bahama dolarından daha fazla kullanılıyor. 

Paradise Island dışında, Bahamalar’da yapılacak en güzel şey elbette mercan resiflerinin büyülü dünyasına dalmak. Neredeyse tüm Bahama Adaları’nın etrafı mercan resifleri ile kaplı. Bu resifleri uçaktan çok net bir şekilde görebiliyorsunuz. Nassau Limanı’ndan dalış için sürekli tekneler hareket ediyor. Hem gemi ile gelen ziyaretçiler, hem de Nassau ve Paradise Island’da konaklayan turistler, bu teknelerle resif dalışlarına gidiyorlar.  

Bahamalar’a kadar gelmişken ideal olanı, eğer imkanınız varsa, adalar arasında tekne ya da yelkenli turları yapmak, dilediğiniz yerde denize dalmak, dilediğiniz yerde demir atıp konaklamak. Bunu yapabiliyorsanız cennetin doyumsuz tadına varabilirsiniz. 

Ama her şeyden önce, gideceğiniz zaman, kasırga mevsimi olan Mayıs ve Ekim ayları arasına denk gelmemeli. Burası, zaman zaman Florida’yı da vuran, çok şiddetli kasırgaların tam da merkez üssü. Kasırga mevsimi olmasa bile, çok güçlü Atlantik rüzgarlarının etkisi de yabana atılır gibi değil.  

Nassau’da görülebilecek yerler arasında en önemlisi, limanda bulunan Straw Market. Burada geleneksel olarak hasır sepetler ve şapkalar yapılıyor. Bir de ağaç oymacılığı. Yerel motifler taşıyan, çok sevimli heykelciklerin, gözünüzün önünde yapılışını izlemek gerçekten keyifli. Bu heykelcikler, ağırlıklı olarak gerçek hayattan alınan, insan ve hayvan figürlerinden oluşuyor. Ağaçtan yapılmış yöresel müzik aletleri ve müzisyen figürleri de yaygın olarak yapılanlar arasında.   

Bu pazarın önemli bir figürü Sister Sarah. 1970’lerin başlarında palmiye ağacının kabuklarını kullanarak 19. yüzyılda geleneksek olarak Bahama halkı tarafından yapılan hasır sepeti el sanatını yeniden canlandırmış ve birçok kişiye bu işi öğretmiş. Straw Market’in de bu sayede gelişmesini sağlamış. Kendisinin resmi yarım Bahama doları banknotunun arkasında yer alıyor.  

Bahama kadınlarından söz açılmışken, bu ülkede kadınlar, genç kızlar da dahil olmak üzere, fazla kilolular ve geniş basene sahipler. Bu kadınlar Bahama Mama olarak anılıyor. Boney M topluluğunun 1970’lerdeki aynı adlı şarkısını hatırlarsınız. Bir de burada yapılan bir kokteyl aynı isimle anılıyor.  
 

 

Kent merkezinin çok yakınında sahilde yer alan British Colonial Hilton Oteli buradayken görülmesi gereken çok güzel bir mekan. Burada bir 5 çayı içmenin keyfi başka bir şeyle kıyaslanmaz. 

Kent merkezinde, turistlerin ilgisini çeken bir Korsan Müzesi var. Korsanlar hiç ilgimi çekmedikleri için, bu müze de ilgimi hiç çekmedi. Nassau’nun en yüksek tepesine çıkarak, önünde Kristof Kolomb’un heykeli bulunan Hükümet Konağı’nın bahçesinde gezinmek bana daha ilginç geldi. Buradaki askerlerin nöbet değişimi seremonisinin çok renkli olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca bu tepeden kentin ve limanın manzarasını seyretmek çok güzel.  

New Providence Adasında kaleler ve küçük müzeler de var. Bunların içinde Pompey Köle Müzesi, Bahamaların 18. yüzyılda, bir köle ticareti merkezi olduğunu gözler önüne seriyor. 

Bahamalar’a bir turist olarak gidecekseniz, oteller gibi diğer fiyatların da burada yüksek olduğunu bilmenizde yarar var. Amerika’da benzinin galonu (yaklaşık 4 litre) 2.80 dolarken, Nassau’da 5.50 dolar. Diğer adalarda 6 dolara kadar çıkabiliyor. Tanıdığımız hamburger restoranlarında, büyük boy bir hamburger, Amerika’da 3-4 dolarken, Bahamalar’da 7-8 dolar. Dunkin Donut’ta kaşar peynir ve jambonlu tost 5 dolar.  

Deniz ürünlerinin son derece bol olmasına karşın, restoranlarda karides ya da balık yemekleri 20 dolardan başlıyor. Çok taze ıstakoz bulabilirsiniz, ama 60 doları gözden çıkarmalısınız. Amerika’nın Maine eyaletinde, dünyanın en güzel ıstakozlarını yaklaşık 30 dolara yiyebilirsiniz. Bahamalar’a özgün bir deniz ürünü ise, İngilizcesi conch olan, deniz yumuşakçası. Bunu bir hamurun içinde kızartıyorlar. Nassau’nun, küçük ve salaş balık restoranları ile tanınan Fish Fry bölgesinde, bulabileceğiniz en ucuz yemek bu conch. Porsiyonu 5 dolar. Tadı ahtapotu andırıyor. Bir kez denemek tavsiye edilebilir.   

Bahamalar, başta doğal güzellikleri, muhteşem doğası ve sempatik insanı ile görülesi bir yer. Ben Florida’ya kadar gitmişken, beş günümü buraya ayırdığım için memnunum. Tek başına Bahamalar’a kadar gitmek bana çok da akıl kârı gelmiyor. Belki daha kapsamlı bir Karayipler turunun başlangıç ya da bitiş noktası olabilir. Bu da ilginç olur. Ancak Florida ve Bahamalar’ın fiziksel yakınlığı, ikisini birbirine karşı çekici kılıyor. 

Bahamalar ile ilgili son ilginç anım ülkeyi terk ederken oldu. Nassau Havalimanı’nın bir terminali sadece ABD uçuşlarına ayrılmış durumda. Bilet işleminizi yaptırıp, bagajınızı teslim ettikten sonra, bir ABD Göçmen Formu ve Gümrük Deklerasyonu verdiler. “Herhalde uçakta doldurmak için önceden veriyorlar” diye düşündüm. Ardından girdiğimiz salonda ABD bayrakları, Barack Obama’nın resimleri, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın flamaları ve “ABD’ye Hoş Geldiniz” tabelası ile karşılaşınca şaşkınlığımı gizleyemedim.  

Evet Nassau’da ABD sınır kontrolü var. Burada pasaport kontrolünden geçiyorsunuz. ABD giriş damgası burada vuruluyor. Amerika giriş damgasında Nassau yazıyor. O andan itibaren hâlâ Nassau’da olmanıza rağmen, artık yasal olarak ABD topraklarındasınız. Amerika’da indiğiniz havalimanında ise, sanki iç hat yolcusu gibi, bavulunuzu alıp çıkıyorsunuz. Aslında yolcular için büyük bir kolaylık.

Bahamalılar, ABD’ye vizesiz gidiyorlar. İhtiyaç duydukları tek belge, polisten aldıkları temiz kağıdı. Nassau’da yapılan sınır kontrol uygulaması, ABD makamlarına, kabul etmeyeceği bir kişiyi peşinen seyahat etmeden reddetme imkanını veriyor olabilir.

Ben kendi adıma, böyle bir uygulamaya sadece Nassau’da şahit oldum. Sonuç olarak Bahamalar seyahatimin ilginç bir sürpriz ile noktalanmasına ve pasaportumda beni her zaman şaşırtacak bir damganın yer almasına vesile oldu.

 

Not: Fotoğraflara yazının başındaki "Foto Galeri İçin Tıklayın" botunundan ya da aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

http://medyagunlugu.com/galeri/ruya-gibi-bir-ulke-bahamalar-494