Yerel Seçimler üzerine

Yerel Seçimler üzerine

8 Mart 2019 Cuma  |   Köşe Yazıları

Yurdun dört bir yanını seçim ateşi sarmış. Ünlü ünsüz kimi siyasetçilerin rakiplerini karalama kampanyalarını ibretle izliyoruz.  

Adeta kirli çamaşırları ortaya çıkarma savaşı yaşanıyor. 

Saygı yok, nezaket yok, hoşgörü yok, öngörü desen hiç yok. 

Varsa yoksa “beni seçin” kavgası.  

Ağzından çıkanı kulağı işitmeyen siyasetçilerin belediye başkanlıkları konusunda seçim kampanyalarına ibretle tanık oluyoruz.  

Durum böyle olunca Türk toplumunun içine düştüğü durumu, sağduyu eksikliğini görüyor, yurtiçinde olduğu kadar yurtdışında da kendimizi anlatmaya zorlanıyor, çoğu zaman küçük düşüyoruz. 

İşimiz gereği yaklaşık 40 yıldır yurtdışında, Hollanda başta olmak üzere Almanya, Belçika, Fransa gibi ülkelerde seçimler izledik. Hiçbirinde bizdeki gibi, “aşağılama, kötüleme, hakaret, en kötüsü vatan haini ilan etme” basiretsizliğini görmedik. 

Sözünü ettiğimiz ülkelerde, siyasi parti liderleri, bizdeki gibi tantanalı seçim kampanyaları ile değil, belli yerlerde irili ufaklı halk kümelerine seslenir, rakiplerinin ne yaptıklarından çok, kendilerinin seçilmesi halinde ne yapacakları anlatılır. 

Bizde öyle mi? 

Bu ne mene bir seçim kampanyasıdır ki, bırakın rakip siyasetçileri kendilerine oy vermeyen, vermeyecek olan vatandaşlar da alenen suçlanıyor!  

Dili, dini, kökeni ne olursa olsun bu ülkede yaşayan seçmen siyasi partilerin tapulu malı mıdır? 

Yönetimini beğenmediği lidere oy vermemek, daha iyi hizmet alırım düşüncesiyle bir başkasını seçmek her vatandaşın hakkı değil midir? 

Siyasi parti liderleri rakiplerini yerden yere vurmak yerine, belediye başkanlıklarını kazanmaları durumunda hangi ilde ne, ne kadar iş yapacaklarını, nasıl hizmet vereceklerini net açıkladılar mı? 

Yeri geldi söyleyelim: 

- İzmir’de içkili yerlere dokunmayacağız, demek, yapılacak hizmetlerden değildir.  

- İstanbul’da ulaşımı çözmek öncelikli işimiz, demek zayıf, hatta çok eksiktir. 

Tanrı esirgesin, bir büyük deprem olursa İstanbul halkı nerede toplanacak, nasıl hizmet verilecek, bilen var mı?  

Birkaç günlük elektrik kesintisinin nelere mal olacağını biliyor musunuz? Açlığı hastalığı, gıda ulaşımını ve dağıtımını nasıl yapacaksınız, bilen duyan var mı? 

Ne Belediye Saraylarıyla belediye hizmetleri, ne Adalet Saraylarıyla adaletin, halka hizmet etmenin tek başına yetmeyeceğini bilmeyen kaldı mı?  

Bir zamanlar iktidarın “yavru muhalefet midir, nedir” diye küçük gördüğü, dahası alaya aldığı siyasi parti ve lideri, iktidarın dümen suyuna girmiş, pervane girdabından sesleniyor: 

- Patlıcanı, biberi bırakın, Memleketin beka sorunu var. 

Ne demek bu? 

Patlıcanla biberin yerel seçimlerle (pardon), Memleketin bekasıyla ne ilgisi var? 

Halkı ayırmak, bizdensin, değilsin diyerek parçalara bölmek, kimi kendini bilmez, insanlıktan nasibini almamış basiretsiz dangalaklara çanak tutmak değil midir? 

Türkiye’nin geleceğine dair laf eden siyasetçiler, ayrıştırmacılık yerine olumlu ve çok kapsamlı konuşmalarla halkı kucaklasalar ne kaybedeler, yazık değil mi bu ülkeye?  

31 Mart’a az kaldı, sonrası bahar…