Yeni başlayan kız

Yeni başlayan kız

1 Kasım 2019 Cuma  |   Köşe Yazıları

Uzun yaz tatilinden dönen Haydar Bey servisten indiğinde birkaç simit aldı. Koridorları neşe içinde geçerek odasına varınca hemen çaya davet etti arkadaşlarını.  

Memuriyet hayatının sonlarına doğru iş temposu azalır, bazen de sıfıra inerdi. Çalıştığı kurumda genelde böyle görmüştü Haydar Bey. Bunu normal sayıyor, bu yüzden uzun sabah sohbetlerini ve neredeyse hiçbir iş yapmamasını herkesin hoş gördüğünü düşünüyordu. Ama bir süre çalıştıkları daire başkanı Selma Hanım'la tartışma yaşamışlardı bu konuda. Yıllarca daire başkanı olmayı bekleyen Selma Hanım heyecanlı ilk günlerinde “Çalışmasanız da en azından çalışıyor görünün, diğerleri etkilenmesin!” dediğinde neye uğradığını şaşırmıştı. Bu ifadeyi çiğlik ve saygısızlık kabul ederek hemen genel müdüre çıkan Haydar Bey dairesini değiştirmeyi başarmıştı. “On yıldır çalışmayan var bu kurumda, benim bir iki yılım mı battı”, deyip kızıyordu. 

Haydar Bey arkadaşlarıyla öpüşüp selamlaştıktan sonra tatilde yaptıklarını uzun uzun anlatmaya koyuldu. Yazlık evin bahçe bakımından, çocuklarıyla geçirdikleri güzel zamanlardan, yaptığı tamirat işlerinden söz edip durdu. Sabah saatlerindeki deniz keyfini vurgulamayı da ihmal etmedi tabi. 

Memleket gündemi, geçim sıkıntısı gibi konulardan sonra bir ara “Ee, iş yerinde ne var ne yok” diye sorunca arkadaşları birbirine baktı ve gülüştü. “Yeni bir uzman yardımcısı başladı, herkes ondan söz ediyor”, dedi Orhan Bey. “Niye ki?” diye sordu Haydar Bey. “Çok farklı, yeni ama hiç lafını esirgemiyor” dedi biri. Haydar Bey meraklanmıştı. “Ee anlatın o zaman”, deyince, arkadaşları o sıra dışı doğum günü toplantısını resmetmeye koyuldu. 

Doğum gününde olanlar özetle şöyleydi: Genel Müdürlüğün orta yaşlı daire başkanlarından ve Haydar Beyin hoşlanmadığı Selma Hanım'ın doğum günü sebebiyle akşam dört sularında toplanılmıştı. Sadece Selma Hanım'ın iyi geçindiği insanlar ve kendi dairesinde çalışanlar çağrılmıştı salona. Birkaç kadın çalışan maharetle pastaları dağıtıyor, akşam bereketi ile neşelenen çaycı keyifle servis yapıyordu. Selma Hanım hediyelerini alıyor, herkesi öpüyor ve mutlu görünüyordu.  

Toplantı salonunda zaman zaman yapılan bu doğum günü kutlamaları uzun sürer ve sohbet havasında geçerdi çoğu zaman. Ama insanların bulunduğu her ortamda olduğu gibi belli bir matematikten söz edilebilirdi elbette. Bu tür toplantılarda memuriyet resmiyetinden uzaklaşılmaya çalışılsa da bu tam olarak başarılamazdı. 

Selma Hanım'ın doğum tarihinden hareketle bir süre burç sohbeti yapmıştı kimileri. Selma Hanım soru üzerine iznini her zaman yaptığı gibi sonbaharda kullanacağını söyledi. Uzmanlardan biri işle ilgili bir konu açınca Selma Hanım şakayla karışık susturdu onu. İşte tam bu sırada dairesine yeni başlayan Esra’yı tanıttı herkese. “Fakülteyi birincilikle bitirmiş”, deyince dikkatler ona yönelmişti iyice. Yıllardır tuhaf bir bağ kurduğu kalın çerçeveli gözlüğünü eliyle düzelten Esra kendisi hakkında konuşulmasından hoşlanmazdı pek. Bu yüzden hiçbir yorum yapmadı ve gözlerini insanlardan kaçırdı. Gözlükleri ve uzun siyah saçları olduğundan yaşlı gösteriyordu onu. İki gün önce elinde olmadan geç kalınca Selma Hanım'dan yediği azarı hatırladı ve yüzüne bir gölge yerleşti o an. 

“Evet Esra, nasıl alışıyor musun memuriyete?”, diye sordu Selma Hanım. Esra zeki bir kızdı. Böyle bir ortamda izin verilen ölçü içinde konuşulması gerektiğini biliyordu elbette. Yine de kuralları seven biri değildi. Çocukluğundan beri çok okur, aklına eseni de söylerdi. Tek çocuktu ve babasının biricik kızıydı.  

“Alışmak için zor bir yer değil ki, insanlar nelere alışıyor” dediğinde bazıları birbirine bakmış ve gülüşmeler olmuştu. Selma Hanım'ın otoritesine bir meydan okuma mıydı bu, yoksa sıra dışı biri mi vardı karşılarında? Karışık düşünceler oluşmuştu. Yeni başlayan bir memura göre alışılmadık bir cümle olduğunda hemfikirdi herkes. Selma Hanım onu sınamak istercesine devam etti. 

“İlahi Esra, memuriyette iş hayatı kolay mı diyorsun yani?” 

“Babam yıllarca devlet dairesinde çalıştı efendim, az çok bildiğim şeyler.” 

Hem otoritesini gölgeleyen hem de bu farklı üslubuyla dikkatleri üzerine çeken Esra’ya içten içe canı sıkılmıştı Selma Hanım'ın. “Bildiğini sanıyor ama koridor sicili denen şeyden haberi yok”, diye geçirdi içinden. 

O sırada tecrübeli memurlardan biri konuyu değiştirmiş ve yeniden doğum günü eksenine oturmuştu salonun matematiğini. 

Selma Hanım'ın neşesi kaçmıştı ama. Bir süredir olanı biteni şaşkınlıkla izleyen Güler Hanım, her zaman yaptığı gibi felsefi konulara girmiş, tam sırasıymış gibi bir iyilik ve sevgi tartışması açmıştı. Herkes bir şeyler söyler ve bu gereksiz atmosfer dağılır diye düşünmüştü. O sırada genç uzmanlardan biri yeni okuduğu Erich Fromm kitabını düşünerek “bilgi, ilgi ve almadan vermektir sevgi”, dedi. Esra içe dönük bir gülümseme ile susmayı tercih etmişti. Fakat Selma Hanım’ın kızgınlığı geçmemiş olacak ki bir kez daha hamle yaptı ve “Esra’dan ilginç bir şeyler duyarız belki”, dedi. “Esra bir düşüncem yok efendim” dedi önce. İzin isteyip çıkma niyetindeydi aslında. Ama salonda ona sempati duyduğunu anladığı biri, “Esra, sen bugün renk kattın buraya, hadi söyle düşünceni” dediğinde, “Sağ olun ama yanlış anlaşılmak istemiyorum” diye cevap vermişti Esra. Bunun üzerine kontrolün gittikçe elinden çıktığını düşünen Selma Hanım, “Söyle kızım, izin veriyorum, biz düşüncelere saygılıyız” dedi. 

Esra tereddüt etti yine ve “Ama ben bu konularda gerçekten farklı düşünüyorum, yanlış anlaşılmasın sonra”, diye yanıtladı. Bunun üzerine salondakiler iyice meraklanmış ve dikkat kesilmişti söyleyeceklerine. Kalabalıktan biri yanındakinin kulağına, “Hiç böyle eğlenmemiştim” dedi. Esra dürüst olup olmama konusunda bir tereddüt yaşasa da eğlence istiyorsanız buyurun dercesine, “Peki düşüncemi söyleyeceğim” dedi ve şunları söyledi: 

Bence günümüzde iyilik ve sevgi biraz problemli kavramlar haline geldi. Mesela iyilikle korkaklık arasında hep bir ilişki olduğunu düşünmüşümdür. Gerçek iyilerden söz etmiyorum tabi, onlar farklıdır ve kendini aşmış insanlardır. Ama bizim günlük hayatta iyilik diye karşılaştığımız şeylerden çoğu bencilce ve gösteriş amaçlı. Kendimizi bir yerde konumlandırmanın korkusu var sanki. Sevgi konusuna gelince bu da bencilce bir duygu çoğu zaman. En çok kendimizi, sonra ailemizi, kendi çocuklarımızı severiz, ama sokakta yalın ayak dolaşanlar için kılımızı kıpırdatmayız. Kendimizin her gün yaptığı bir davranışı başkasında görünce kusur sayarız. İşte böyle sevgimiz. Ama gerçekten sevgi dolu insanlar vardır ve onlar çok azdır ne yazık ki. İnsanlar selfi fotoğraflarındaki gibi diğer insanlara da gülümseyebilseler keşke! 

Bu sözlerden sonra salonda bir dalgalanma olmuştu. Toplantının mahiyeti doğum gününden ziyade genç bir kızın ilginç fikirlerine, hem sempati hem de antipati toplayan birinin sıra dışı gününe dönüşmüştü. O sırada Selma Hanım biraz sert bir tonla, “Böylesine önemli kavramları bu şekilde açıklaman çok tuhaf!” deyip, azarlamıştı onu. Neyse ki konu yeniden doğum günü eksenine çekilmiş ve servis saati yaklaştığından toplantı son bulmuştu. 

Haydar Bey duyduklarına inanamadı önce. Ama gerçek olduğunu anlayınca çok keyiflenmişti. Hiç haz etmediği Selma Hanım'a kafa tutan bu kahraman kıza kuvvetli bir sempati duydu. “Şu kızı bir an evvel tanımak istiyorum” dedi. Arkadaşları artık kalkalım dediği sırada “son bir kahve içelim öyle gidin” dedi Haydar Bey. Kahveler gecikmiş, sohbet koyulaşmış ve bir saat daha geçmişti. 

Bir ara Tanrı onu duymuş gibi Haydar Bey'in yeni daire başkanı Fikret Bey ve Esra kapıda beliriverdi. Haydar Beyin arkadaşlarından biri “Aa Esra” dedi o sırada. 

Şaşkınlığın sebebine çok da anlam veremeyen Fikret Bey, “Haydar Bey, Esra bizim dairede çalışacak artık. Bu oda uygun, yardımcı olur musunuz”, dedi ve içeri girmeden ayrıldı. Fikret Bey hep böyleydi. Odasından ayrı kalmayı hiç sevmezdi. Kimileri bilgisayardan sürekli tavla oynadığını iddia ediyordu. 

Haydar Bey'in arkadaşları bize müsaade diyerek ayrılmış, Haydar Beye manalı manalı gülümsemişlerdi. Koridora çıktıklarında biri “artık sabah burada toplanmayalım, Esra bizi darmaduman eder” dediğinde gülüştüler. Ama kendilerine yeni bir oda bulmaları gerektiğini anladıklarında keyifleri kaçtı biraz. 

Haydar Bey kendini tanıttı önce. İzinden yeni döndüğünü söyledi ve “arkadaşlar senden bahsetti biraz önce, tanıştığımıza çok memnun oldum” dedi. “Umarım iyi şeyler söylemişlerdir” dedi Esra. “Duyduklarım iyi şeylerdi”, deyip gülümsedi Haydar Bey. 

“Selma Hanım beni pek sevmedi galiba.” 

“Boş ver, onunla anlaşmak zordur.” 

“Bilmiyorum belki de hatalı davrandım. Ama onunla çalışamazmışım zaten.” 

Bir süre sessizlik oldu ve Haydar Bey büyük odasındaki masalardan cama yakın olanını göstererek “burada oturabilirsin, diğer masa doğum izninde”, dedi. 

Esra, “insandan mı bahsediyorsunuz yoksa bir masadan mı” demek istedi ama ilk günlerinde ortamın tadı kaçsın istemedi. 

Haydar Bey lavaboya gidip geldiğinde Esra önceki odasından getirdiği eşyalarını  çekmecelere yerleştiriyordu.  

Esra meraklı kızdı. Ama yeni dairesinde ortalık fazla karışsın istemiyordu. Bu yüzden Haydar Bey'e, bazı sorular sormak yerine “sizin gibi tecrübeli biriyle çalışmak iyi olacak benim için” dedi. Haydar Bey durakladı ve gerildi biraz. 

“Sanırım doğrudan Fikret Bey'le çalışırsınız, benim emekliliğe bir yıl kaldı artık.” 

Esra tam olarak anlayamamıştı Haydar Bey'i. 

“Siz şube müdürüm olmayacak mısınız?” dedi. 

“Benim müdürlük kağıt üstünde bir şey”, dedi Haydar Bey. Yine de bir açıklama yapma gereği hissetti. 

Bak Esra, senin gibi pırıl pırıl, yeni başlamış birine bunları söylemek istemezdim ama iş hayatında zamanla bazı hayal kırıklıkları oluyor. Beklentiler gerçekleşmiyor ve haksızlıklar yapılıyor. Sonra ayrıntılı anlatırım ama ben epey kırıldım ve bir süredir pek bir şey yapmıyorum. Amirler alıştı buna. Benim gibi o kadar çok insan var ki. 

Esra babasından memuriyet ortamı hakkında çok şey duymuştu aslında. Çalıştığı personel dairesinde emekli olduğu güne kadar maaş hesaplarına bakan ve eve hep yorgun dönen halini hatırlayınca Haydar Bey'in söylediklerine bir anlam verememişti. 

Esra hiçbir  şey söylemedi. Bilgisayarı bir sorun çıkması nedeniyle akşama doğru gelecekti. Fikret Bey'in verdiği mevzuat kitabını karıştırıp durdu. Kafasına sürekli bazı kavramlar takılıyordu. Haydar Beye sormak istedi ama vazgeçti. Bunun yerine telefonunun internetine girip oradaki açıklamaları okuyordu. 

Bir hafta bu şekilde geçmiş, aralarında kısa süreli konuşmalar olmuştu yalnızca. Haydar Bey ve arkadaşları sabah sohbetlerini başka odalarda yapmaya çalışıyordu. Ama odalar küçüktü ve çalışanları rahatsız etmek istemiyorlardı. Bazen de havalar soğuk olduğundan iş yerine yakın kafelerde buluşuyorlardı. Fakat Haydar Bey'in odasından aldıkları keyfi bulamıyorlardı bir türlü. 

Haydar Bey bir gün canı sıkılmış halde “yarın bende toplanalım, Esra’da alışsın duruma”, diyerek kestirip attı. 

İşte o sabah arkadaşlarını çaya davet etmeden önce “Esra’cığım bizim arkadaşlar çaya gelecek, sabah sohbetini şok sever bizimkiler, seni fazla rahatsız etmeyiz”, dedi. Esra’da “tabii ki, neden rahatsız olayım”, diye yanıtladı. Haydar Bey keyiflendi ve hemen aradı arkadaşlarını.  

Bu anı bekliyormuş gibi çabucak toplanmışlardı. Fakat eskisi gibi rahat konuşamıyorlardı tabi. Bilgisayarda bir şeylerle uğraşan Esra’ya bakıyorlardı göz ucuyla.  Orhan Bey dayanamadı ve “Esra nasılsın, alışıyor musun yeni yerine?” diye sordu öylesine. 

Esra bu alışma işine fazla kafayı taktıklarını düşünüyordu insanların. “Bir iki gündür, Semprun’un Büyük Yolculuğunu okuyorum ve insanların hayatta yaşadıkları şeyleri dikkate aldığımda oda değiştirmenin hiç de zor olmadığını düşünüyorum”, dedi. 

Haydar Bey ve arkadaşları şaşırmıştı bu cevaba. Kitabın ne hakkında olduğunu ise utanmışlardı sormaya. Yine de birinin bir şey demesi gerekiyordu ve Orhan Bey “bazen emekli olanların zor alıştığını duyuyorum, bakalım bir sene sonra ben ne yapacağım” dedi. Esra bu alakasız cevaba şaşırmıştı ve “Neden?” diye sordu. 

Bu defa Haydar Bey söze girerek “Her gün servise binip geldiğin, otuz beş yılını geçirdiğin yer sonuçta, boşluğa düşüyor insanlar” dedi. 

Esra bir kez daha babasını hatırladı ve bu defa gerçek fikrini söyleme gereği duydu. 

“Rölanti bir memuriyet sonrası yapacak iyi bir şeyin varsa harika olmalı emeklilik.” 

“Rölanti memuriyet” sözüyle neyi ima ettiğinin bal gibi farkındaydı herkes. Haydar Bey bozulmuş şekilde, “sen daha çok yenisin, aradan otuz yıl geçince hatırlarsın bu konuşmaları” dedi. 

“Otuz yılın beni ezip geçmesine izin vermem”, dedi Esra. 

Bir suskunluk anı daha olmuştu. Haydar Beyin arkadaşları kalkmaya hazırlanıyordu. Esra onları daha fazla hayal kırıklığına uğratmak istemiyordu artık. “Son gelişmeyi bilmeleri hakları” dedi içinden. 

“Bir şey söylemek istiyorum Haydar Bey. Ben gidiyorum. Başka bir kurumun sınavına girmiştim ve dün belli oldu. Tabi buradan muvafakat isteyecekler”, dedi. 

Haydar Bey ve arkadaşları ne diyeceğini bilemedi önce. Birbirlerine baktılar. Sevinsinler mi, üzülsünler mi bilememişlerdi. Kararsızlıklarını ifade eden bir ses tonuyla, “Hayırlı olsun” dediler, sırayla.

Yazının orijinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın