Yayın yasakları ve gazetecilik

Yayın yasakları ve gazetecilik

23 Mart 2016 Çarşamba  |   MG Özel

"Olay yerini ekrana getiremiyoruz, ekrana getiremediğimiz gibi bazı görgü tanıklarının telefonlarıyla çektiği bazı görüntülere ilişkin detayları da aktaramıyoruz. Çünkü bunların tamamı yanıltıcı olabilir. Net olarak sadece gözümüzle gördüklerimizi aktarabiliyoruz." 
CNN Türk muhabiri Kenan Şener, 13 Mart'ta Ankara Kızılay'da düzenlenen saldırı sonrası, mümkün olduğunca ve izin verildiğince hızlı yapabildiği canlı yayında böyle demiş ve eklemişti:  

"Gördüklerimi size anlatamam. Bu, hayatını kaybedenlerin aziz anısına saygısızlık olur." 

O, bunları söylediğinde saldırıya ilişkin yayın yasağı çoktan getirilmişti. Yaptığı, onun gazetecilik bakışını özetleyen bir sunumdu. 

Bir de Kızılay saldırısından sadece 6 gün sonra İstiklal Caddesi'nde düzenlenen, 4 kişinin yaşamını yitirmesine, onlarca insanın yaralanmasına ve nihayetinde sokağa çıkmaya korkan milyonların var edilmesine sebep olan o son saldırı var. Saldırıdan saatler sonra "olay yerinden" yapılan atv canlı yayınındaki muhabir ise şöyle dedi: 

"Yayın yasağı nedeniyle şüpheli örgütün adını veremiyoruz." 

Sabah gazetesi de dün (20 Mart 2016) "Sosyal medya terör ortağı" manşeti atarak "Taksim'deki alçak saldırı sonrası terör örgütlerinin trolleri sosyal medyayı kullanarak yeni saldırı yalanlarıyla algı operasyonu yürüttü" diye yazdı. 

Son günlerde yaşadığımız katliamlardan sonra yapılan, daha doğrusu yayın yasakları nedeniyle yapılamayan yayınları gazeteciler Ceyda Karan ve Işın Eliçin'e sorduk... 

Ceyda Karan:

-Yayın yasakları neden konuyor sizce?

-Yayın yasakları terör saldırılarının ardından bir adet haline getirildi. Bu yasakların olay yeri görüntülerinin paylaşılmasına engel olmak için konduğu öne sürülüyor ama bunlar tamamen soru sorulmasını engellemek için yapılan şeyler. Olay yerinden kanlı görüntüler verilmemesi, zanlıların yakalanmasını engelleyecek bilgiler paylaşılmaması, yaşamını yitirenlerin ailelerinin hassasiyetinin düşünülmesi bir gazetecilik sorumluluğudur. Gazetecilik ahlakını gazeteci zaten düşünür. Kaldı ki yasaklar bilgi almayı ve soru sormayı da engellemenin ötesinde yorum yapmayı engellemek amacı taşıyor. 

-Sosyal medya kullanımı da engelleniyor...

-İnternet yavaşlatma konusu çok vahim. Bu yasakçı zihniyetle nereye kadar devam edilebilir? Böyle bir iletişim dünyasında neyi engelleyebilirsiniz? İnsanlar VPN ayarlarıyla bir şekilde yine haber akışını sağlıyor. Bir saldırının ardından televizyonda haber görmek isteyenler, bir bakıyor ki haber yok. Bir olayın ardından CNN Türk, haberi 15-20 dakika sonra giriyorsa bu bir rezalettir. 

-Sabah'ın manşetinde sosyal medyanın "terör ortağı" olduğu öne sürülüyordu...

-Bununla ilgileneceklerine oturup doğru düzgün gazetecilik yapsınlar. Olayın ayrıntılarını takip edip okurlarına doğru bilgi aktarsınlar. Ben bunlara yorum bile yapmam. 

Işın Eliçin: 

-Yayın yasakları haber almak için kullandığımız diğer alanları nasıl etkiliyor sizce? 

-Ajansların, haber kanallarının ve sitelerin haber yapmasının engellenmesi manipülasyonu da var ediyor. Güvenilir kaynak olmadığından ve doğru bilgi alındığına şüphe edildiğinden alternatifler kullanılıyor elbette. Hükümet böyle bir konuda güvenli bir haber akışının sağlanmasını mümkün kılsaydı sosyal medyadaki bilgi kirliliği de önlenebilirdi. Mesela, İstiklal Caddesi'ndeki saldırıya ilişkin bilgileri Reuters'ten öğreniyoruz ve haber "bir Türk yetkiliye" dayandırılarak veriliyor. Demek ki "bir yetkili" konuşabiliyor, bilgi verebiliyor. Diğer yayın organları bilgi alamadıklarından haberi "buna göre" veriyor. Bu yönlendirme değilse ne? Hâlbuki saat başı açıklama yapılsa, gazeteciler yetkililerden aldığı bilgiyi süzerek ve doğrulatarak vaktinde verse fena mı olur? Artık insanlarda yayın organlarına güven yok, hâl böyle olunca sosyal medyadan bilgi almaya çalışıyoruz. Daha önceki saldırılarda zamanında ve doğru bilgilendirilmedik. Kriz yönetiminin etkin yapılması, sızdırılarak haber verilmesinin ve manipülasyonun da önüne geçer. Gazetecinin görevi, yetkililerden gelen bilgiyi sorgulamak ve doğrulatmaktır. Bilginin teyit edilmesi gazetecinin işidir, ama açıklama yapmak yetkililerin üzerine düşendir. 

-Bir pazar günü İstanbul'da sokaklarda hiç kimsenin olmayışına şahit olduk. Medya oluşturulan bu korku toplumu için iyileştirici bir şey yapabilir mi?

-Güvenlik duygusunu sağlayacak olan yetkililerdir, medya değil. Yasak getirmeden, habercinin işini yapmasını engellemeden doğru bilgilendirme bunun sadece bir parçası olabilir. Artık doğru dürüst gazetecilik yapılamıyor ne yazık ki; haber propaganda aracı olarak kullanılıyor. Oysaki mesleğin temek kuralı şudur; bir kişiden alınan bilgi, bilgi değildir. Gazetecilik yapılmadığından ve yapılamadığından bilgi kirliliği ortaya çıkıyor zaten.