Yaşamın anlamı zıtlıklar

Yaşamın anlamı zıtlıklar

21 Ekim 2020 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Kendi içinde zıtlıklarla dolu bir hayat düşünün. Çok karmaşık, düşünmekten bile yorucu, görünürde tezat gibi yaşanan olaylarla dolu... 

Bu olaylar aslında birbirini tamamlayan, üstelik birbiri için var olan haller. Ruhumda hayallerini gerçekleştirmek isteyen, içi içine sığmayan bir "ben" var. Yüreğim bu "ben"i dinlemekten yorulmuş zıtlıklarla dolu bir hayat. Yoğun bir zihin faaliyetinin ürünü olan duygu ve düşünceler ve onların ürettiği bilinç ile ilgili yeni anlamlar, iç ve dış dünyaya ait karmaşık yapıyı anladığımız bir dünya. 

Gündelik hayatın içinden çıkılmaz sorunları günümüz dünyasındaki insanın tezat bir hayatı yaşamasına sebep oluyor. Böylesi bir durumun oluşmasının nedeni ise, küreselleşme, modernleşme, teknolojik gelişmeler ve bilginin gücü. Bu gibi öğeler insanı bunalıma sokan zıtlıklar. Bence gündelik hayat, insan üzerinde olumlu ya da olumsuz bu etkileri meydana getiren değişim dönüşümlere rağmen doğanın, evrenin, kendi içinde bir uyuma sahip olduğunun ispatı. Evren, doğa ve insan zorunlu olarak varoluşunu korumaya, sürdürmeye çabalar. Evren-doğa ikilisi, kendilerine özgü, kendilerine ait yasaları olduğu için hiçbir şeye bağlı değil. İnsan ise yaşadığı doğaya, evrenin içinde kendi varlığını, dünyada ebedileştirmek için büyük bir çabanın içinde. 

Evren düzeninin özüne, onu meydana getiren parçalar arasındaki ilişkiye baktığımızda zıtlıklar aslında evrendeki uyuma yardımcı olur. Belki de bu zıtların sürekli mücadelesi anlamına gelen bu sonsuz değişim; evrenin bu kadar mükemmel bir düzene sahip olmasını sağladı.  

Karşıtlar, benzerlikler ve farklılıklar olmasaydı hiçbir şey olmazdı, buna eminim... Evreni, doğayı var eden zıt unsurların meydana getirdiği bu benzerlik-farklılık karşıtlığına Herakleitos şöyle atıfta bulunur: 

”Karşıt olan şeyler bir araya gelir ve uzlaşmaz zıt olanlardan en güzel uyum doğar. Her şey çatışma sonucunda meydana gelir.” 

Yaşadığımız tezat hayatı Platon ise bu dünyada var olan her şeyi aslında ideaların birer yansıması olarak tanımlar. İdealar dünyası ile duyular aracılığıyla algılanan görünüşler dünyası arasındaki zıtlık argümanı varlığın temelinde bu iki farklı dünyadaki zıt düşünceler vardır. Platon’a göre zıtlık, idealar dünyası ile değişen dünya arasında bir köprüdür. Platon, insandaki, doğadaki ve evrendeki zıtlığı o kadar güzel açıklamıştır ki: 

“Acı ve haz doğal olarak fışkıran iki pınar gibidir; bunlardan gerektiği yerde, gerektiği zaman, gerektiği kadar alan her canlı varlık mutlu olur; buna karşılık bilinçsizce, zamansız alan mutsuz yaşar”. 

Doğanın düzenini oluşturan zıtlıklar, birbirinden farklı iç ve dış yapılarıyla sürekli kendi içinde her yönden baskı altına alır. Evrende olduğu gibi, insan hayatındaki yaşam döngüsü de zıtlıklar üzerine kurulmuş. Yaşamı anlamlı, uyumlu kılan zıtlıklardır gerçekte. Evrendeki her şey çelişki içindedir, karşıtların mücadelesi vardır, bu karşıtlar aynı zamanda birbirini tamamlar. 

Evren, doğa, insan, her şey hareket halindedir. Sürekli değişir ve gelişir. Her şey zıddı ile bilinir. Bu zıtlık birliktir. Birbirinden ayrılmaz bir ilişkidir. Bana sorarsanız yokluğun olması ya da olmaması düşünsel açıdan hiçbir şeyi değiştirmez. Sonuçta yokluk diye bir kavramla ya yokluğun kendisi ya da varlığın, kavramsal varlığının tersi ile düşünüyorsun. Demek istediğim, yokluk yoksa da, temsilen var diyebiliyorsun. Sebebi ise bilinen, görünen, var olanın zıddı ile düşünebilmen. Zıtlık temeline dayanan evrendeki her varoluşun, varlığını sürdürmesi için dengeye ihtiyacı vardır. Yani zıtlıklar birbirini var ederken, evrenin dengesini sağlamaktadır. Denge, bir şey ile zıddının, birlikte varacağı ortak sonuçtur. Günlük hayatta hepimiz yaşamımızın her anında karşımıza tezat duygularla, düşüncelerle böylesi durumlarla karşı karşıyayız. Aslında evrende var olan her şey bir araya gelerek bir bütünü oluşturmasıyla var olur. Belli yasa, kural, ilke ya da yönteme göre oluşturulmuş iki ayrı durumun birbirini tamamlaması söz konusudur. Yani siyah-beyaz, acı-haz, yeni-eski, gece-gündüz gibi zıt olgular. Demem şu ki, iki karşıt kavramdan birinin varlığı, diğerinin varlığına bağlıdır. 

Benim anladığım, her şeyin bir akış veya değişim içinde olduğu iddiasına götüren şey, evrendeki her şeyin birbirinin karşıtına dönüşme sürecinde olduğu düşüncesidir. Evrendeki düzen içerisinde, birbirine zıt ama bir bütün olarak tamamlayan olgular yer değiştirerek kendi içinde anlam taşır. İnsan bu evren içinde kendi yaşadığı zıtlıkları içinde kaybolur. Her gün yeniden bu hayata bir anlam bulmaya çalışır. Bu bir döngüdür. Gündelik hayat, içinde yaşadığımız toplumsal yapının dinamikleriyle bireyin karşılıklı etkileşimi sonucunda inşa edilir, süreç içinde kalıplaşır. Tekrar edip duran karşıtların bu uyumsuzluğu, doğada güzel bir uyuma sebep olmaktadır. Evrendeki bu dengeyi sağlayan zıtlık hareketliliğe, oluşa, değişme sebep olan karşıtların çatışması sonucu dünyayı ayakta tutan bir harmoni vardır. 

Farkında mısınız, hayat fazla hızlı akıyor; bizler önümüzdeki her adımı en hızlı şekilde atıp bitiş çizgisine ulaşmak ister gibi gecelerden gündüzlere, aylardan yıllara koşuyoruz. Günler, aylar, iklimler ve mevsimler döngüsünü saat, saatler, dakikalar, saniyeler, saliseler ardı arkası kesilmeden değişiyor. Nereye gidiş? Bilen yok… 

İnsanın yaşamında sürekli değişimin olduğu olumlu, olumsuz bir çok şey insan psikolojisindeki var oluşu tetikliyor. İnsanları kimi zaman ağlatan, kimi zaman güldüren sıkıntılar, acılar, zorluklar yaşatan olaylar var. Aynı insanı kimi zaman mutlu eden , neşe, umut, coşku, kararlılık ve güven gibi duyguları sıkça yaşatan duygusal etkiler var. İnsan sevgi, nefret, mutluluk, hüzün, neşe, öfke, kaygı, korku, cesaret gibi duyguları arka arkaya yaşayabilen bir varlıktır. Yani zıtlıklar birbirini takip eder. Ve yaşadığımız böyle durumlar, bizleri olgunlaştırır, yaşamımıza değer katarak kendimizi aşmamızı sağlar. Yaşarken, arada kalan boşluklar bu duygularla dolar. Bu zıt duygular yaşamı daha anlamlı kılar.  

Mevsimden mi bilinmez, ruhun yaprak yaprak dallarından ayrıldığı günlerin aylara, ayların yıllara gebe kaldığı, yılların onların bedenlerinde ,ruhlarında gözlerinde biriktirdiklerini gözyaşları ile akıttığı bu ayrılığı bütün varlığıyla hissettiriyor. Hiç ayrılmayacakmış, terk etmeyecek gibi sevilen bir hayat. Belki gidişi zamana meçhule giden bir var olmak bir yok olmak. 

Biliyorum, henüz yaşanmamış bir hayatın, henüz gidilmemiş bir sevdanın içinde. Uçuruma savrulan duyguların, geceleri mutsuzluğu insanın. Hayatındaki pişmanlıkların, yaşama dair yalnızlığının, ağlamalarının, sevinçlerinin, ümitsizliklerinin, umutlarının ıstırapların, neşesinin sebebi bu zıtlıklar. Neden böyle her sonbahar bir gözyaşı ile başlar? Bu sonbahar rüzgarı yeniliklere götürsün, her yaprağın çiçeğe dönüştüğü huzur ve mutluluğun içinde sırlar, zıtlıklar sakladığı bir mevsim olur. 

Tam da bu günlerde ağaçlar doğanın yeniden doğusuna ayak uydurması ve yeniden sonbahardaki bitkiler tomurcuklarını verirken, kaldırımlar, her yer renkli yapraklarla donanırken, kuşların gökyüzündeki göç dansı insanı hayrete düşürüyor. Mevsimlerdeki, renklerdeki zıtlığı, bütün renklerde zıtlıklar farklı  tonlarda olması durumu çok çabuk fark edebiliyor insan. Doğa her şeye inat kendini mucizevi bir değişimle kış uykusuna hazırlıyor. Doğa, "Benim içimde ölüm yok..." der gibi bir zıtlık içine girip tekrar tekrar bir doğuma hazırlanıyor. Öyle değil mi? Yağmur bulutundan tohumlar bitkilerin gövdesinden uzaklara savrulur, tekrar doğmak var olmak için hep bir varoluş yok mu yoksa bir var oluş mu? Bir döngü var yazdan ayrılır dünya. 

Etrafımızdaki her şeyin değişiminin, karşıtlığın her zaman karşıtlıktan doğması yasasına uyduğudur; başka bir deyişle, değişim karşıtlıklar şeklinde gerçekleşip bir harmonin oluşmasını sağlıyordu. İnsan zihni doğruluğunu kabul ettiği bilgiler içindeki çelişki zıtlık durumunu fark ettiğinde şüphe duyar ve yaşanan bu durum. 

Yaşamak, yaşamın kendisi sürekli bir çelişki, zıtlık içinde olmaktır. Kesinlikle doğru, zıtlıklar içinde olmayan insan, yalnızca ölü insandır. Ama bu sadece hayatı sorgulayabilen insanlar için olması gereken bir zıtlık durumudur. Bugün hayatımızdaki bir çok var olan zıt değerleri kaybettiğimizin farkında mısınız bilmem. İnanın hayatımıza, varoluşumuza değer katan bir çok şeyi kaybettik. Kaybetmeye de devam ediyoruz. 

Rus kökenli Alex Kanevsky “İnsanoğlu Virgülü Kaybetti” yazısında içinde bulunduğumuz durumu çok güzel ifade ediyor; 

“İnsanoğlu bir gün; virgülü kaybetti: Söyledikleri birbirine karıştı. Noktayı kaybetti: Düşünceleri uzayıp gitti, ayıramadı onları. Ünlem işaretini kaybetti bir gün de: Sevincini, mutluluğunu ,öfkesini, var olan bütün duygularını kaybetti. Soru işaretini kaybetti bir başka gün: Soru sormayı hayatı sorgulamayı unuttu. Her şeyi olduğu gibi kabul eder oldu. İki noktayı kaybetti bir başka gün: Hiçbir açıklama yapamadı. Hayatının sonuna geldiğinde, elinde sadece tırnak işareti kalmıştı. İçinde de başkalarının düşünceleri vardı yalnızca."

İnsanın çelişkilerle yok oluşunu, bocaladığını anlatan, yok oluşu en güzel özetleyen bu cümleler olsa gerek…