Yarbay Max Braun’un akıbeti

Yarbay Max Braun’un akıbeti

7 Kasım 2020 Cumartesi  |   MG Özel

Hazal Yalın

Yarbay Max Braun’un 17 Kasım 1951’de savaş suçlusu olarak Sovyetler Birliği’nde 25 yıl hapis cezasına çarptırıldığını yazmış ve şöyle eklemiştim: “Max Braun hakkında daha sonrasına dair hiçbir bilgi bulamamış olmama bakılırsa, Almanya’ya dönmeyi başaramadığını kabul edebiliriz.” 

Ancak birkaç gündür incelediğim, “SSCB’deki Savaş Esirleri, 1939-1956” başlıklı son derece kapsamlı çalışmaya bakarak, bu bilgide kısa bir ek ve düzeltme yapmakta fayda var. Zira 1952’de af başvurusunun reddedilmesiyle birlikte herhalde bütün umutları sönmüş olan Braun, büyük olasılıkla doğum yeri olan Bavyera’ya dönmeyi başardı.

1955’ten sonra Sovyetler Birliği’nin Alman savaş suçlularına yaklaşımı kökten değişti.  

Aslında 1945’ten itibaren savaş esirlerinin ülkelerine gönderilmesine başlanmıştı. Üstelik sadece savaş esirleri değil, görece küçük rütbeli kimi savaş suçlularının da iadeleri yapılmıştı. Ne var ki bunlarda öncelik Almanlar değil, başta Rumenler, Çekler ve Slovaklar, Macarlar vb. olmak üzere (yani esas itibarıyla savaş sonrasında doğu blokunda kalan ülkelerin vatandaşları) Nazilerin müttefikleriydi.  

Almanların ülkelerine gönderilmeleri ise, öncesi olmakla birlikte, esas itibarıyla 1951 sonrasına rastlar.  

Bunda, Braun’un sözünü ettiği “Kontrol Kanunu 10” ile yargılanıp cezalandırılanların ABD, Britanya ve Fransa tarafından mütemadiyen affedilmesi de rol oynamış olmalıdır; ancak bu tali bir nedendir.  

Temel neden, Adenauer’in 1955 Eylül ayında Sovyet Hükümeti’nin davetiyle yaptığı Moskova ziyareti ve Federal Almanya ile kurulması planlanan diplomatik ilişkiler için bu savaş esirlerinin bir tür hediye olarak kullanılmasıdır.  

Adenauer’in ziyareti, belgelere bakılırsa, daha Mayıs ayında kesinleşmişti ve ziyaretin esas gündemi de savaş esirlerinin ve suçlularının akıbetiydi. Dolayısıyla, daha bu tarihten itibaren parti ve hükümet organlarında bütün savaş suçlularının ülkelerine iadesi tartışmaları yapılmaya başlandı. En azından 1955 Eylül ayından itibaren de suçluların iadesi için tedbirlerin alınmasına girişildi.  

Böylece, Sovyetler Birliği’nde kalan toplam 9.626 savaş suçlusundan 9.536’sı, 29 Eylül 1955’ten 16 Ocak 1956’ya kadar üç ayrı kafile halinde ülkelerine geri gönderildi. (Federal Almanya’ya 6.432, Demokratik Almanya’ya 3.104) Geri kalan 90 kişiden 29’u ölmüş, 26’sı da akıl hastanelerindeydi (onların iadeleri daha sonra yapıldı); 28’i KGB’nin isteğiyle geçici olarak gözaltındaydı; biri Polonya’ya, biri Çekoslovakya’ya yerleşmek istemiş, biri Sovyet vatandaşı olmuştu, 4’ünün ise vatandaşlık başvuruları inceleniyordu. 

Umarım okur, bu belirsizliğe dayanarak fikir yürütmemi mazur görecektir: 

Öyle sanıyorum ki, Max Braun Sovyetler Birliği’nde ölmüş olsaydı muhakkak kaydı tutulur ve ölüm tarihi de bilinirdi. Bu takdirde, Braun’un ölüm tarihinin normatif değer taşıyan 2001 savcılık soruşturma dosyası ve kararına girmemiş olması düşünülemezdi.  

Dolayısıyla, Braun’un 1955 sonunda ülkesine gönderilen üç büyük kafileden birinde olduğu neredeyse kesindir.  

Sovyet kaynaklarında ölüm tarihiyle ilgili hiçbir bilgi olmaması, iki nedenden kaynaklanıyor olabilir. İlki, Almanya’ya gittikten sonra isim değişikliği ancak buna pek ihtimal vermiyorum, çünkü bu, zaten Sovyetler Birliği tarafından iade edilmiş olduğundan bütünüyle saçma bir şey olurdu, üstelik Braun da yeterince yaygın bir soyadı.  

Öte yandan, benim incelediğim kitapların redakte edilmiş Almanca özet çevirilerinde de Braun’un ölüm tarihiyle ilgili bir bilgi yok.  

Bu durumda akla başka bir şüphe geliyor: Belki de ABD’ye götürüldü?  

Bu, savaş sonrası ABD’nin eski Nazi uzmanlarını istihbarat uzmanı olarak istihdam etmeye yönelik "Soğuk Savaş" siyaseti dikkate alınırsa, akla yakın görünüyor.  

Bu ihtimali güçlendiren diğer bir faktör ise, 1965’te New York’ta, 1893 doğumlu bir Max Braun’un ölmüş olması. Amerikalılar bu işlere çok ilgili oldukları halde soyağaçlarında söz konusu Max Braun’un doğum yeriyle ilgili bilgi yok; bu belki de, onun ABD dışında doğmuş olmasındandır.  

Eğer öyleyse, Braun, hayatının son 9-10 yılını ABD’de geçirmiş ve orada, Türkiye ve Romanya ile ilgili istihbarat analisti olarak çalışmış olabilir.

Hazal Yalın. Çoğunluğu klasik Rus edebiyatından kırktan fazla çevirisi var. Aralarında Tolstoy, Dostoyevski, Saltıkov-Şçedrin, Gogol, Turgenyev, Puşkin, Zamyatin, Kuprin, Gonçarov, Leskov, Grin, Zoşçenko, Strugatski Kardeşler gibi yazarların bulunduğu çeviriler, Kırmızı Kedi, Kitap, İthaki, Helikopter, Remzi gibi yayınevlerinde yayınlanıyor. Güncel makaleleri genellikle Yakın Doğu Haber’de (ydh.com.tr) yayınlanıyor. @Hazal_Yalin

İlgili yazılar:

http://medyagunlugu.com/haber/turkiyeyi-yakindan-taniyan-bir-nazinin-ifadel-48136

http://medyagunlugu.com/haber/hitlerin-turkiye-plani-47085

Not: Fotoğraf temsilidir.

Etiketler:  Hazal Yalın