Yalanlar...Yalanlar...Yalanlar...

Yalanlar...Yalanlar...Yalanlar...

21 Mart 2016 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Kendi içimizdeki şeytanları bulup çıkartmak ve yok edemesek de ehlileştirmek çoğumuzun hiç yapmadığı, yapmaya cesaret edemediği, hatta haberdar dahi olmadığı bir uğraştır.

Yüzleşmek istemeyiz çirkin yanlarımızla, kendimize söylediğimiz yalanlarımızla.

Belki eşelersek dışarıya gösterdiğimizden ne kadar da farklı bir yüzümüz olduğu gerçeğiyle karşılaşma korkumuzdan, belki de böyle yaşamaya alışmanın rahatlığını bozmak istemediğimizden.

Yahut girişte dediğim gibi, ikinci bir "ben"in hiç farkında dahi olmadığımızdan.

O yüzden başkalarına da rahatlıkla yalan söyleyebiliriz. Haydi, yalan kadar ciddi bir kelime kullanmayayım, bir "oyun" oynarız kendimizce. 

"-Mış gibi" yapma oyunu.

Örneğin;

Hemen her gün gelen şehit haberlerini medya organları her seferinde "Kahreden haber!" diye verir.

Gerçekten insanlar kahrolur ama ateşin düştüğü yerdeki insanlar. Diğerlerimiz kısa bir etkilenme süresinden sonra, "normal" hayatımıza geçiş yapar birkaç saat içinde unutmuş oluruz.

Şehirlerde terör eylemleri olur, yazılı, görsel, sosyal medyadan herkes tepkilerini gösterir ve fakat akşam ekranlarda bir madde bağımlısıymışçasına izlediğimiz diziyi/programı ya da tuttuğumuz takımın maçını kaçırmayız.

Mültecilerin denizlerde boğulmasına çok üzülüp, kaçarken giydikleri can yeleklerinin sahtesini üretebilir, üstüne üslük bunların üretiminde de mülteci çalıştırabiliriz.

Bir Avrupa futbol takımının taraftarlarının utanç verici eylemini izler, Avrupa ve Avrupalılar için ağzımıza geleni söyler ama Avrupa'ya vizesiz gidebilme hayallerimizden hiç vazgeçmeyiz.

Pedofillere çok kızarız ama Google'da en fazla porno (ensest, çocuk pornosu v.s.) arayan ülkeyiz. Kendiniz Twitter'a Facebook'a bakın, binlerce pedofil, ensest hesap ve onları takip eden binlerce normal görünümlü insan görürsünüz!

Uyuşturucuyla mücadele derneği uyuşturucu kullanımından tutuklanır, hayvansever derneği açılışında kurban kesilir.

Demokrasi çığlıkları atarız, beğenmediğimiz her fikir sahibine "defol ülkeden" deriz. 

(Buraya çok çarpıcı bir örnek almak istedim. Bir köşe yazarının yazısından; "Kendileri gibi düşünmeyenleri hain ilan edip yaftalayacak kadar kudurmuş haldeler"...Diye yazmış yazarımız önce. Ve 5 cümle sonrasını yazıyorum şimdi; "Aksini düşünen vatan hainidir ve itlaf edilmesi haktır!")

"Vatan bölünmez" deriz, bölünmesini istemediğimiz yerlerde yaşamak, çalışmak istemeyiz, hatta gidip görmemişizdir bile.

Yurt dışında yaşayanlarımız oradan buraya çamur atar, beğenmez, ama tatile mutlaka buraya gelir.

Arkadaşımıza, sevgilimize, nişanlımıza süper iyi kalpli, yardımsever, nazik, anlayışlıyızdır, hoşgörülüyüzdür, annemize kardeşimize gösterdiğimiz yüzümüz son derece itici olabilir.

Miş gibi yaşarız...Pislik içindeyken mis gibi!

Üzülmüyorken üzül-müş gibi, sevinmiyorken sevin-miş gibi, alınıyorken, alınmıyor-muş gibi, anlamıyorken anlıyor-muş gibi, aynı fikirde değilken aynı fikirdey-miş gibi, hatta bazen aynı fikirdeyken sırf muhalif olmak için aynı fikirde değil-miş gibi.

Bazen bunu anılarımıza bile yaparız. Kaç çirkin anımızı, katlanılabilir kılmak için kafamızın içinde olumlu hale getiririz kim bilir.

Aslında galiba aynalar bize değil biz aynalara yalan söylüyoruz...