Yalandan kim ölmüş!

Yalandan kim ölmüş!

17 Ekim 2020 Cumartesi  |   Serbest Kürsü

Nurettin İğci

Medya Günlüğü'nde Cenk Başlamış'ın "Biz Yalanı Çok Sevdik" başlıklı yazısını okumaya başlayınca, konuyla hiç ilgisi olmasa da Milliyet'in Cağaloğlu binasındaki günlere doğru bir yolculuğa çıktım. Evet yalanla ilgisi yok ama komşu servislerde çalıştığımız Cenk'le fazlasıyla var. 

O Dış Haberler'de görev yapıyor, ben ise Yurt Haberler'de çalışıyordum. Yani biz ülkenin dört bir yanından gelen haberlerle haşir neşirken, onlar kavanoz dipli dünyanın orasından burasından yağan haberleri toparlamanın derdindeydi. Şu an hemen aklıma gelen Sami Kohen, Cihan Akerson, Aykut Güven, Dinçer Güner'in de hizmet verdiği Dış Haberler'de, bizde olmayan bir şey vardı... Televizyon. Çok önemli bir olay ya da maç yayını söz konusuysa, soluğu orada alırdık; yan komşuları olarak. Servisin gençlerinden Cenk de fırsat buldukça iki lafın belini kırdığımız bir meslektaşımdı. 

Babıâli günlerine yaptığım yolculuktan dönüşte, belleğim arşivinden çıkardığı yalanlardan üçünü önüme bırakıverdi. Biri televizyon için program yapan, ismini vermekte hiçbir sakınca görmediğim Ali Poyrazoğlu'yla ilgili. Kaleme aldığım metinleri kullandığı hâlde, telifimin üstüne yatan bu kişinin; sadece 10-15 santim uzaklıktan, gözlerimin içine baka baka "Aa nasıl olur, paran hesabına yattı" dediğini duyduğumda; gerçekten de büyük bir sanatçı (!) olduğunu anlamıştım. 

İkinci örnek de sanat (!) dünyasından. Uğur Böcekleri denilen komedyenler de TRT için katıldıkları programa yazdığım skecin parasının üzerine, iki seksen uzanmışlardı. Bana birkaç kez paramın henüz gelmediğini yineleyip durmaları üzerine, yapımcıyı aramış ve şu yanıtı almıştım: 

"Bana 'Onun telifini de bize ödeyebilirsiniz. Biz kendisine veririz' dediler." 

Üçüncü örnek ise belindeki bir sorun nedeniyle eşim için randevu aldığım doktorun yanında çalışanlara ilişkin. Kimi hekimler basın indirim yaptığından; telefonda görüştüğüm ve bunu sorduğum karşı cinsten kişi, "Gelin bir şeyler yaparız" dedi. Bir buçuk saat kadar süren yolculuk sonrası muayenehaneye vardığımızda ise kulaklarıma inanamadım. Çünkü orada görevli kadınların üçü de "Ben kimseyle dediğiniz gibi bir görüşme yapmadım" diyordu. Böyle bir durumda, önce tansiyonum sonra sesim yükseldi; doğal olarak. Sesimi duyan doktorun el koymasıyla noktalanan bu olay, unutulur gibi değil doğrusu.  

Yazıyı bu şekilde sonlandırmayı düşünürken, bir otobüs yolculuğunda işittiğim, 70'ine yakın bir kişinin "Bu yaşta yalan mı söyleyeceğim?" tümcesi; dakikalarca kulaklarımın arasında turlayıp durmuştu. Demek ki yalan söylemenin de yaşı vardı. Bu kişinin sayesinde, yeni bir yaşıma daha girmiştim.

İlgili yazı: http://medyagunlugu.com/haber/biz-yalani-cok-sevdik-2-48003