'Yalan haber ve dijital cehalet'

'Yalan haber ve dijital cehalet'

21 Ekim 2020 Çarşamba  |   Serbest Kürsü

Emre Dilek

Dünyamızın gündemi son yıllarda çok hareketli. Bu sene özellikle korona pandemisinin ardından Amerikan seçimleri ve birkaç hafta önce başlayan Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki çatışma gibi konular gerek geleneksel gerekse de sosyal medyada doğal olarak çok işleniyor.

Hiç kesilmeyen bir haber, enformasyon ve dezenformasyon sağanağı altında kalıyoruz. Geleneksel haber medyasının bu konuları ele alışı o medyanın sahip olduğu politik görüşe, iktidara olan yakınlığı ve uzaklığına bağlı olarak şekilleniyor. Onlar bu haberleri belirli bir şablon ve anlayış ile yaptıkları için haberin yaratmak istediği algıyı tespit etmek nispeten daha kolay olabiliyor. Geleneksel medya dışında haber üreten binlerce online kaynak da var. Bunların dışında bir de kullanıcıların içerik ürettiği sosyal medya bulunmakta. Sosyal medya genellikle haber kaynağı olmaktan ziyade bu haberlerin yayılma mecrası oluyor. Haber kaynağı ve sosyal medya arasında kurulan zincir ile istediğiniz haberi, doğru veya yanlış fark etmez, çok kısa sürede milyonlarca kişiye ulaştırabiliyorsunuz.  

Bu yazının konusu doğru haberler değil aksine yanlış, gerçek olmayan ya da yanlı haberler...

Trump’ın seçildiği Amerikan seçimlerini hatırlarsınız. Bu seçimde en çok konuşulan konu sosyal medya ve web üzerinden seçimlerin nasıl manipüle edildiğiydi. Her iki aday hakkındaki yalan haberler çok kısa sürede yaratılıyor ve sosyal medya üzerinden yayılıyordu. Seçimleri etkilediği iddia edilen sahte haberlerin çok büyük bir kısmının Makedonya'nın Veles kentinde yazıldığı tespit edilmişti. Haberleri yapanlar yayılma hızına göre aldıkları reklamla ciddi gelirler elde ediyorlardı. “Biz de bu sayede para kazanıyoruz. Doğru olup olmaması kimin umurunda" diye açıklama yapmıştı bu haberleri yapanlardan biri olan 19 yaşında genç. 

Bu haberlerin bazıları tüm dünyada geniş yankı buldu. Pizza Gate mesela bunların en bilinenlerinden. Doğru olmadığı ispatlanan Pizza Gate skandalında, Obama, Clinton ailesi, Demokrat Parti'nin önde gelen birçok isminin işin içinde olduğu ifade edilen haberlerde çocuk kaçırmak, pedofili partileri düzenlemek gibi iddialar yer alıyordu. Ping Pong Comet Pizza adındaki bir pizzacının paravan olarak kullanıldığı iddia edilen haberler sonunda bir kişi restoranı basarak ateş bile açmıştı.  

Yalan haberlerin bu kadar kısa sürede yayılıp kabul görmesinin altında iki ana unsur olduğunu düşünüyorum. Bir tanesi dijital okuryazarlık konusu. Dijital okuryazarlık terimi çok geniş kapsamlı olduğu için herkes tarafından farklı değerlendirilebilir. Dijital okuryazarlıktan bahsettiğimizde, dijital materyalin tüketimi, yaratımı, iletişimi kodlama gibi teknoloji becerileri ve dijital teknoloji aletlerin kullanımından bahsediyor olabiliriz. Benim odaklanmak istediğim Amerikan Kütüphaneler Derneği’nin (American Library Association) tanımı kapsamında şekli. Buna göre; Amerikan Kütüphaneler Derneği dijital okuryazarlığı "hem bilişsel hem de teknik beceriler gerektiren bilgiyi bulmak, değerlendirmek, oluşturmak ve iletmek için bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanma yeteneği" olarak tanımlıyor.  

Dijital okuryazarlığın vatandaşların yanlış bilgilere ve "sahte haberlere" karşı direncini güçlendirmedeki rolü yukarıda bahsettiğim seçimler ve başka benzeri olayların ardından oldukça önem kazandı ve neticesinde bu sorunun üstesinden gelebilmek adına birçok ülke değişik pratikler geliştirmeye başladı. 

Örneğin Finlandiya’da 2014 yılından beri düzenli olarak dijital okur yazarlık kapsamında gerek okullarda gerekse de yetişkinler için kurslarda, internetteki haber ve paylaşımların sahte ve gerçek ayrımının nasıl yapılabileceği konusunda dersler verilmekte. 2018 yılında yapılan sahte haberlere karşı direnç endeksi araştırmasında Finlandiya %75 ile en yüksek değeri elde etmişti ardından ise %70’ler civarında İsveç, Danimarka ve Hollanda geliyordu. Türkiye %16 ile Makedonya’nın üstünde sondan ikinci durumdaydı. 

Ülkemizde de bu haberlerin gerçekliğini araştıran teyit ve doğrulama siteleri bulunmakta. Her ne kadar haberin doğru veya yanlış olduğunu bulup yayınlasalar da bu sonuçlar ya aynı hızla yayılmıyor ya da kolay kabul görmüyor. Doğal olarak teyit siteleri dijital yalanların altında yatan nedenleri ele almıyor, sadece haberin doğru veya yanlış olduğunu araştırıp bildiriyor. Bana göre "Web"de okuduklarımıza körü körüne inanmaya yatkınlığımız, doğru bilgiyi algılama refleksimiz ve bilgiyi paylaşmadan veya harekete geçmeden önce doğrulayıp doğrulamamadaki başarısızlığımızın önemli sebeplerinden bir tanesi "Yankı odaları" olgusu. 

Yankı odaları kavramı; "sosyal medyayı kullanan insanların büyük çoğunlukla yalnızca kendi görüşlerini destekleyen düşünceleri ve yalnızca kendi inandığı fikirleri doğrulayan haberleri takip etmesi" olarak tanımlanıyor. Sonuçta kendi söylediğinin yankısını dinlemekten öteye gidemiyor bu insanlar ve karşı görüşlerden haberdar olamıyor. Böylece demokrasinin ve düşünce çeşitliliğinin merkezi olma iddiasındaki ve bu yönüyle “yeni medya” olarak tanımlanan sosyal medya geleneksel medyadan bile daha tek tipçi hale gelebiliyor. 

Sahip olduğumuz inançlara ve düşüncelere uygun olarak yeni bilgileri arama, yorumlama ve hatırlama genel bir insan eğilimidir. Edindiğimiz yeni bilgileri sahip olduğumuz düşüncelerimiz ve yaşamdaki tecrübelerimiz aracılığı ile yarattığımız filtreler üzerinden işliyoruz. Öğrendiklerimiz bu filtrelerden geçtiğinde zaten beklentilerimizle eşleştiği için beynimize uygun geliyor ve kolay kabul görür. 

Yankı odası rahatlatıcı olabilir ama sonuçta bizi daimî bir kutuplaşmaya iter ve oraya hapseder. Bilgi edinme ve onları işleme anlayışımıza ciddi zararlar verir. Buna karşı koymak için, bilgi kaynaklarımızı analiz etmede daha tarafsız olmamız gerekiyor ki maalesef bu konuda şu ana kadar kayda değer bir mesafe kaydettiğimizi düşünmüyorum. Bundan daha zor olanı ise bir şeyi yalnızca düşüncelerimizle uyuştuğu için kabul etmemeyi öğrenmemiz ve o düşüncelerimiz bir kanıtla çürütüldüğünde ondan uzaklaşmaya istekli olmamız.

“21. yüzyılın cahilleri okuma yazma bilmeyenler değil, öğrenmeyen, öğrendiklerini gerektiğinde unutmayan ve yeniden öğrenmeyenler olacaktır.” Alvin Toffler