Yabancılaşmaya dair

Yabancılaşmaya dair

30 Haziran 2020 Salı  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Bugünkü iletişim, bilgi, teknoloji çağında ne dersek diyelim insanın duygusal, bilişsel, sosyal, kültürel olarak kişilerin büyük bir sorunu olarak karşılaştıkları yabancılaşma kavramını görmekteyiz.

Kişinin sosyal, toplumsal, kültürel ve doğal çevresine uyumu azalmaktadır. İnsanın uyum sorunu yaşaması, çevresi ve kendi üzerindeki denetimini kaybetmesi; giderek çaresiz kalarak zavallılaşan, yalnızlaşan kendisini, dünyaya, içinde bulunduğu topluma veya bir gruba ait hissedememesi (alienation) yabancılaşma olgusunu, kopuşu getirmiştir. 

Yabancılaşma; olması gereken mükemmel ideal duyguların yerini geçici olguların, boş amaçların yerini almasıyla birlikte, kişinin kendi değer yargılarından, sosyal, kurumlardan toplumsal, grupsal oluşumlardan uzaklaşması, yalnızlaşması kendisini izole etme durumudur. Günümüzdeki yabancılaşma olgusu düzensiz, bilinçsiz modernleşme sürecinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Yabancılaşmanın daha önce tarımsal toplum anlayışından sanayi toplumuna geçiştir. Bu hızlı bir şekilde olunca 19. ve 20. yüzyıllarda yabancılaşma olgusu kendisini daha çok hissettirmiştir. Bu yüzyıllarda meydana gelen sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik alandaki değişimler ve gelişmeler diğer yüzyıllara oranla oldukça hızlı olmuştur. Yabancılaşmanın temelinde Batı'da son iki yüz yıldır yaşanan ve aklın belirli yönlerinin, bertaraf edilmesi insan duygu, düşüncelerine, insan ihtiyaçlarına yönelik teknolojik bilimsel gelişmelerin yapılmaması, var olan aklın ilkeleri, bütünsel, eleştirel aklın yerine pragmatist aklın teknik, modern araçsal aklın alması bugünkü yaşanan yabancılaşma olgusunu daha da tetikledi, hızlandırdı. 

Yabancılaşma terimini felsefi literatürde ilk olarak Hegel kullanmış; insanın kendi kendisine yabancılaşabileceği düşüncesini kabul etmekle birlikte Hegel, yabancılaşmayı tarih ve toplumun dışında bir gerçeklik olarak görür. Bu yabancılaşma insanın varoluş doğasına, öz varlığına yöneliktir. Doğa, sadece, bu mutlak zihnin (geist) kendisine yabancılaşmasının bir formu, biçimidir. Hegel burada der ki; "bir doğa, kendisine yabancılaşmış zihnin bir ortaya çıkması, yansımasıdır." 

Karl Marx iki boyutlu bir yabancılaşmadan söz eder. Marx yabancılaşmayı iki şekilde ele almaktadır: Birincisi insanın doğaya yabancılaşması, ikincisi de emekçinin emeğine yabancılaşmasıdır. Ona göre, kapitalizm insanı doğaya, insanı kendi kendisine, yabancılaştırır. İnsan kendi öz bedenini de insana da yabancılaştırır, bunların sonucu olarak insan insana yabancılaşır. 

Erich Fromm, yabancılaşma kavramını psikanalitik terminoloji ile inceler. Yabancılaşmış insanla kapitalizm arasında bir ilişki kurar. Yabancılaşma kavramının görülebileceği iki toplum türünden bahseder, sanayileşmiş modern toplumda görülebileceğini söyler. Fromm'a göre, sanayileşmiş çağdaş toplumun tutumları sonucunda yaşamış oldukları, sıkıntı ve buhranları göz önüne alarak bu toplumlarda mutluluğun arzu edilenden çok uzak olduğunu, yanlış tüketim kültürü insanın yaşadığı topluma yabancılaşmasına sebep olmaktadır. İnsanın yabancılaşma sorununa çeşitli bilim dalları görüşleri ile farklı yorumlamalar dile getirmişlerdir. Psikiyatrideki yabancılaşma olgusu bir insanın başka insanlara olduğu kadar, kendisine, kendi benine aykırı düşmesi diye tanımlayıp kısacası normalden sapması olarak görülür. Günümüz psikoloji ve sosyolojisinde, yabancılaşma sorunu kişinin kendisine, içinde yaşadığı topluma, doğaya ve başka insanlara karşı duyduğu yabancılık hissi olarak nitelendirilir. 

Sören Kierkegaard, Martin Heidegger, Albert Camus ve J. P. Sartre gibi düşünürlerin yer aldığı bu gelenek içinde, nesnel bilgi karşısında öznel hakikatin önemini vurgularlar. Kierkegaard’a göre, yabancılaşmanın temel problemi, anlamsızlık, olan bu dünyanın umutsuzluğun, çaresizliğin hüküm sürdüğü bir dünyada, insanın kendi benine anlam yükleyebilmesi, kendi özünü anlayabilmesi kendi istek, duygu tutumlarına uygun bir ilişki kurabilmesi sorunu büyük bir problemdir. 

Ali Şeriati’ye göre yabancılaşma; teknolojik, araç ve gereçlerin insanın öz değerlerine müdahale etmesi sonucunda ortaya çıkan ve insanın özündeki yaratıcılığı yok ederek, kendisine, diğer insanlara ve çevresine karşı duyarlılığını yitirmesine yol açan bir süreçtir. Ali Şeriati'ya görei insanın yabancılaşmasının boyutlarını artıran şey ise; “Tüketmek için var olmak, var olmak için tüketmektir.“ 

Felsefedeki yabancılaşma, zihnin, ruhun, bedenin nesnelerin bilinç için yabancı, uzak ve ilgisiz görünmesidir. Daha önceden ilgi duyulan şeylere, duyarsız olmaktır. İnsanlara karşı kayıtsız kalma, ilgi duymama, hatta bıkkınlık ya da tiksinti duyma olarak yorumlanabilir. Kişinin bilişsel, zihin hâlleriyle, kendisi arasına duygusal bakımdan kendisiyle frekans uyuşmazlığı mesafe bırakması durumunu, kişinin gerçek beniyle olan içsel temasını yitirdiğini anlamasının sonucu olan kendinden kopma hâli diyebilirim. 

Son günlerde dünyada yaşanan teknolojik gelişmeler, insanların egolarına yenik düşmesi kontrol altına alınamayan insan tutum, davranışları içgüdüleri, tutkuları insanın kendisine, kendi özüne yabancı hâle gelmiştir. Günümüz dünyasında insanı var eden; insana özgü özellikleri, insanı ilişkileri kaybettik. 

Ben insandaki yabancılaşma sorunu ele alırken; insandaki yabancılaşma olgusunu dört farklı şekilde gerçekleştiğini düşünüyorum...

Bunlardan birincisi kişinin, insanın ruhlar âleminde yaratıcıyla beraber hareket etme duygusunu kaybederek ilk olarak yaratıcıdan uzaklaşması, ona yabancılaşması sorunu Kutsal kitaplarda, Adem olayında Allah’a olan itaatsizlik neticesinde, kendisinin kovulduğu cennet bahçesinde Allah`a yaşadığı cennete yabancılaşması, verdiği sözü unutması neticesinde oluşmuştur. Böylece ruhlarımız yani bizler ilk olarak hem Allah`a hem de cennete yabancılaştık. Ne gariptir ki, insanların birçoğu kaybettiği cenneti kazanmaya çalışıyor. 

İkinci yabancılaşma türü olarak insanın doğaya karşı yabancılaşmasıdır. Ait olduğu yerde olmayan insanın, kendisiyle canlılara, tabiata mesafe koyan, doğadan kopan insan özünden, köklerinden kopmuş durumda. İnsanların doğadan gittikçe uzaklaştığına ve yabancılaştığına; beton yığınlarına, yüksek binalara ve kullandığı yüksek teknolojik aletlerle doğa insan arasındaki riskli bir ilişkinin yanı yabancılaşmanın yaşanmasına sebep olmuştur. 

Üçüncüsü, insanın yaşadığı topluma yabancılaşması sürecidir. Toplumda var olan değerlerin artık insanı yaşadığı topluma karşı güven duygusunu sarstığından toplum bireye hiçbir şey ifade etmemektedir. Bir toplumda sosyal kurumları, değerleri, toplumsal birlikteliği, zedelenmiş ve bireyin istek, duygu, düşüncelerine vermediği için insan topluma karşı yabancılaşmadır. 

Benim en çok üzerinde durduğum dördüncü yabancılaşma ise, bireyin kendine yabancılaşma sorunu kişinin belirli bir davranışının, geleceğe yönelik beklentileri ile uyuşmamasıdır. Kendisi ile barışık olmaması, kötümser bir ruh hâlinin olması iç dünyasında meydana gelen bu yabancılaşma en tehlikeli olanıdır. İşte bu yabancılaşma kendine güven duymamak ve kendini güçsüz hissetmek, içi şiddet ve stres, depresyon gibi durumlar olarak kendisini gösterir. Günümüzde sosyal izolasyona yol açan ve yabancılaşmayı hızlandıran teknoloji araçları, cep telefonları, iPad, internet chat, sosyal medya çok etkili olmaktadır.