Yabancıların gözüyle Türkçe

Yabancıların gözüyle Türkçe

17 Kasım 2020 Salı  |   Köşe Yazıları

Ömer Yalçınkaya

Üniversite yıllarımda bir arkadaşımdan dinlediğim bir anekdot hâlâ aklımda:

Türkiye’ye öğrenci olarak gelen yabancı genç Türkçeyi öğrenmeye çalışmaktadır. Bir yanlış yaptığında arkadaşı ona “niye kıpkırmızı oldun?” diye sorar. Kıpkırmızı lafını ilk kez duyduğundan ne olduğunu sorar. Arkadaşı da “çok kırmızı” diye açıklar.  

Kafası karışmıştır.  

“Tüm renkler için var mı bu?” diye sorar bu kez.  

Arkadaşı da “Evet çoğu için var” der. 

“O zaman mesela çok mavi için kıpmavi mi denir?” 

“Masmavi” denir. 

“Peki siyaha massiyah mı denir?” 

“Hayır simsiyah” denir. 

“Ya beyaz olsaydı?” 

“Bembeyaz olurdu o zaman” 

“Ben vazgeçtim Türkçe öğrenmekten, bırakıyorum bu işi” der, gülüşürler...  

Gerçekten de bir yabancının anlamasının son derece güç olduğu durumlar var Türkçede.  

Renklerdeki pekiştirmelere bir bakalım:  

Apak 

Bembeyaz 

Kapkara 

Kıpkırmızı 

Kıpkızıl 

Masmavi 

Mosmor 

Pespembe 

Sapsarı 

Simsiyah 

Yemyeşil 

Ama iş renklerle bitmiyor. Neredeyse kullandığımız tüm sıfatların bir pekiştirmesi var: 

Aç biilaç 

Adamakıllı 

Apaçık 

Basbayağı 

Besbelli 

Besbeter 

Bomboş 

Büsbütün 

Çarçabuk 

Çepeçevre 

Çırılçıplak 

Damdazlak 

Dapdar 

Depderin 

Dimdik 

Dopdolu 

Dosdoğru 

Dümdüz 

Düpedüz 

Eğri büğrü 

Eski püskü 

Gepgenç 

Gıpgıcır 

İpince 

Ipıslak 

Kaskatı 

Kopkoyu 

Körkütük 

Koskoca 

Kupkuru 

Paramparça 

Sapasağlam 

Sımsıcak 

Sımsıkı 

Sipsivri 

Sırılsıklam 

Sopsoğuk 

Tamtakır 

Tastamam 

Tepetaklak 

Tertemiz 

Ufak tefek 

Unufak 

Upuslu 

Upuygun 

Upuzun 

Yapayalnız 

Yarım yamalak 

Yusyuvarlak 

Pekiştirmeler bu zorluğun sadece küçük bir kısmı. Bir örnek verelim: Dünya dillerinin büyük bölümünde küçük, daha küçük ve en küçük diyebilirsiniz. Ama Türkçede çok daha fazlasını da dersiniz: Küçücük, ufacık, ufacık tefecik, minicik, mini mini, minnacık... Bir yabancı için bu durumu anlamak kolay değildir. 

Böylesi örneklere başka dillerde az rastlanır. Diğer Türk dillerinde bir ölçüde vardır ama bu kadar fazla değildir. Dilimize özgü bir durumdur bu. Bir yabancı Türkçe öğrenirken her bir sıfat için birkaç sözcük öğrenmek zorunda kalır. 

Bir başka anekdot da benden...

Lise yıllarımda pul koleksiyonu yapar ve Ankara’da Menekşe Pasajındaki rahmetli Eşref Amca’ya gider pul alırdım. Buraya Sovyetler Birliği Büyükelçiliği’nde çalışan bir diplomat da sık sık gelirdi. Çok güzel Türkçe konuşurdu. Kendisiyle sohbet eder Sovyetler Birliği hakkında merak ettiklerimi sorardım. Bir gün yabancı kağıt para koleksiyonum için kendisinden bana 1 ruble getirmesini rica ettim. Yalnız paranın çil, yani hiç kullanılmamış olmasını rica ettim. Bana yanıt olarak “Pırıl getireceğim” dedi. O zaman onun bu sözü bana çok sevimli bir espri olarak gelmişti ama ileriki yıllarda farkına vardım ki dilimizde yabancıların anlaması çok zor olan durumlardan biri de buydu. Tek tek sözcük olarak bakıldığında pek bir anlam ifade etmeyen sözler var. Hatta birleşince bile tam olarak anlamlandırmak kolay değil. Ama biz onları hemen anlarız: Eciç bücüş, süklüm püklüm, sere serpe gibi...  

Allak bullak 

Apar topar 

Ayan beyan 

Çıtı pıtı 

Deli dolu 

Eciş bücüş 

Eften püften 

Karman çorman 

Kelli felli 

Sere serpe 

Sersefil 

Sıkı fıkı 

Süklüm püklüm 

Yana yakıla 

İsimlerden de benzer örnekler verilebilir: 

Ayrı gayrı 

Çoluk çocuk 

Güpegündüz 

Konu komşu 

Körü körüne 

Pılı pırtı 

Salkım saçak 

Topyekûn 

Ulu orta 

Üstüne üstlük 

Bazıları da ikileme ile anlam kaydırırlar:  

Ağır ağır 

Akın akın 

Akşam akşam 

Hafif hafif 

Ilgıt ılgıt  

Karış karış 

Kolay kolay 

Mini mini 

Pırıl pırıl 

Sabah sabah 

Yavaş yavaş 

Bir de seslerden türetilmiş sözlerimiz vardır:  

Bangır Bangır 

Çıtıtr çıtır 

Fokur fokur 

Harıl harıl 

Hışır hışır 

Homur homur 

Horul horul 

Kıtır kıtır 

Küfür küfür 

Kütür kütür 

Paldır küldür 

Patır kütür 

Pofur pofur 

Pütür pütür 

Sapır sapır 

Şakır şakır 

Şakır şukur 

Şıkır şıkır 

Şırıl şırıl 

Takır tukur 

Tangır tangır 

Tangır tungur 

Tıkır tıkır 

Tıpış tıpış 

Tiril tiril 

Vızır vızır 

Zırıl zırıl 

Bu sözleri bir yabancı, sözlüklere de baksa kolay kolay anlamlandıramaz. Ancak pratik konuşmada yıllar süren bir alışkanlıkla biraz olsun anlamaya başlar. 

Türkçeyi öğrenme zorluğu bunlarla da bitmez. Türkçede birçok sözün hem Arapça, hem de genellikle Fransızca, bazen de İngilizce seçeneği vardır. Kendi dilindeki tek bir söz için, Türkçede üç ayrı söz öğrenmek durumunda kalır.  

Örnekler: 


Dilimiz çok sistemli bir matematiksel mantığa sahiptir. Bir kez bu sistem anlaşıldıktan sonra ses yapısı ve cümle kuruluşları kolaylıkla öğrenilebilir. Dilimizde cümleler temel olarak özne-nesne-yüklem sırasıyla kurulur. Bu sırada değişiklik olduğunda vurgu ve dolayısıyla da anlam kayar. Bu durum Türkçeyi ikinci dil olarak öğrenen kişiler için oldukça zor anlaşılır. Örnekleyelim: 

Ömer vazoyu kırdı 

Burada alışılmış özne-nesne-yüklem sırası var. Şimdi sözleri değiştirmeden yerlerini değiştirelim. 

Vazoyu Ömer kırdı 

Nasıl vurgu da, anlam da kaydı değil mi? 

Kırdı vazoyu Ömer 

Burada da bir anlam kayması söz konusu. 

Ancak bu örneklerin hepsi bir yabancı için aynı anlama gelir. Biz başka şey anlarız, onlar başka. İşte bu da Türkçenin yabancı gözüyle zor taraflarından biridir. 

Bir yabancı gözüyle böylesine zorluklar içerir dilimiz. Burada sadece gündelik dilde basitçe kullanılan örnekler verdim. İçinden çıkılamayacak kadar zor olan deyimler ve atasözlerimizden hiç söz etmedim bile. Deyimler her dilde vardır ve o dili öğrenmeye çalışan yabancıların her zaman sorunu olurlar. Dilimiz deyim ve atasözleri açısından çok zengindir. Bunun ötesinde argo ve küfürlerin de başka dillerde olmadığı kadar çeşitliliği vardır. Burada elbette onlara örnek vermeyeceğim. 

Yabancı dil öğrenmek hiçbir zaman kolay değildir. Her dilin kendine göre zorluğu vardır. Guinness Dünya Rekorları kitabı, dünyanın en zor gramerinin Çekçeye ait olduğunu yazıyor. Bir gramerin zorluk derecesini ölçmek ne kadar mantıklıdır bilmiyorum. Ama zorluk sadece gramerde değildir. Çince, dünyada grameri en kolay olan dildir. Onu zor yapan kullanılan tonlar, farklı anlamlara gelen aşırı derecede benzer sesler ve yazı sistemidir. Japoncanın yapısı dilimize çok yakındır. Türkler için Japonca öğrenmek Avrupa dillerini konuşanlara oranla daha kolaydır. Ancak okuma yazmadaki zorluk aynı Çincede olduğu gibi büyük bir engel yaratır. Korece okuma yazmayı öğrenmek çok daha kolaydır ama onun da grameri bizimki gibi çok karmaşıktır. Güney Afrika’da konuşulan Xhosa dilini konuşmak, içerdiği garip sesler yüzünden, bir yabancı için son derece zordur. 

İş Türkçeyi öğrenmeye gelince yukarıda bahsettiğim özellikler Türkçeyi yabancılar için gerçekten çetin bir hâle getirmektedir. Sanırım bundan ötürü yanlış konuşan yabancılara karşı belki de dünyadaki en hoşgörülü uluslardan biri biziz. 

Türkçemiz hem çok güzel hem de çok zengin bir dildir. Rahatlıkla söyleyebilirim ki o eşitler arasında birincidir...

Not: Bu yazı Medya Günlüğü'nde daha önce yayınlanmıştır.