Vurun Türkçenin gözüne gözüne!

Vurun Türkçenin gözüne gözüne!

9 Eylül 2020 Çarşamba  |   Serbest Kürsü

Nurettin İğci 

Türkçe'in doğru kullanımı konusunda duyarlı (elbette kendisi de hatalar yapan) biri olarak; bugüne dek yazdığım kitaplardan bazıları, bununla ilgili... "Dilin Kemiği", "Kulağıma Takılanlar", Gözüme Takılanlar", "Ah Dilim", "Vah Dilim", "Ah Dilim Vah Dilim". 

Yeni yapıtlara yelken açmamı gerektirecek malzeme; yağıyor neredeyse. Örneğin, televizyon kanallarında kısa bir tura çıkmak; oltama yeni bir şeyler takılmasını sağlayıveriyor. 

Siftahı neyle yapacağımı düşünürken; kadının biri, saçlarıyla uğraştığı kardeşine şöyle diyor: 

"Saçını öne öyle taramışsın ki yatıştıramıyorum." 

Oysa zıddına değil suyuna giderek, kardeşinin saç tellerini yatıştırabilir pekâlâ. 

Magazin programında sohbet edenlerden biri, şu tümceyi kuruyor: 

"Ben rolün ona ne katacağını bilmiyorum ama eminim çok şey katar." 

"Cık, böyle bir şey söylemiş olamaz canım; ben yanlış duymuşumdur" diye mırıldanarak, başka bir kanalı ziyaret ediyorum. Sağlıkçı olduğu yazılı uzman, izleyicilere öneride bulunuyor: 

"Saat 10'dan önce, denizimizi yapalım." 

"Arif olan, uzmanın o saatten önce denize girilmesi gerektiğini anlar" yorumunda bulunduktan sonra; bu kez bir dağcının ağzından dökülenlere kulak kabartıyorum: 

"Zirveye çıktığımız gün, sıfır rüzgâr vardı."

Bunu gülümsemekle geçiştirirken, sonrakileri de yorum yapmadan sıralamaya karar veriyorum... 

"Torpili olmayanlar, yazılıda yüksek puan alsalar da sözlü mülakatta eleniyor." 

"Senin neden, zarardan başka kârın yok." 

"Arkadaşım fotoğraf da yapıyor." 

"Kafan burada kalmasın." 

"Neyi yüzüme vuruyorsun; acizliğimi mi güçsüzlüğümü mü?" 

Etiketler:  Nurettin İğci