Varoşun rakibi

Varoşun rakibi

8 Ocak 2020 Çarşamba  |   Mentor

Daha önce birkaç kez yazmaya çalışmıştım, "yazmaya çalışmıştım" diyorum çünkü konu ülkemizde ciddi olarak araştırılmamış çok önemli bir sosyolojik fenomen, benim yaptığım ise bu toplumda yaşayan bir birey olarak basit bir gözlem. 

Bana göre Türkiye'nin en büyük problemi kentlileşememiş ama köyün de özünü kaybetmiş bir kesimin varlığı; ben bunlara “varoş” diyorum. Bunlar son 50-60 yılda köyden kente yaşanan göçün yarattığı kaostan fayda sağlamış, oluşan kaos ortamından zengin olmuş bir tür “savaş zengini” karakterinde insanlar. Köyün temizliğini, dayanışmasını, fedakarlığını ve azla yetinen şükreden felsefesini zayıflık, kentin bilgiye dayalı, bilim ve sanata önem veren, kurallara bağlı ve içselleştirmiş halini gereksiz olarak gören insanlar bunlar.   

Bir tür “kent ağası” demek de mümkün bu tiplere. Rolex saat takıp sokağa tüküren tipler bunlar. Arabesk de diyemiyorum, bir tür bozulmanın gündelik hale gelmiş olması. 

İşte bu noktada işin içine futbol giriyor çünkü köyden kente göçün yarattığı büyük kitlenin en büyük sorunu eğitimsizlik, yoksulluk ve umut ihtiyacı. O yüzden tarikatların, Fetö'nün futbola ilgisi şaşırtıcı değil, tam da durumu açıklayan bir gelişme. 

İşte burada devreye Fenerbahçe giriyor. Fenerbahçe tarihi ve doğası gereği Türk toplumuna öncülük etmiş bir kulüp çünkü kuruluş doğası kapitülasyonlara ve Türklüğe karşı başlatılan misyoner anlayışına karşı savaşmak olmuş, Cumhuriyet'in kurucu kadroları ve sonrasında yarattığı burjuvazi ile içi içe geçmiş ve ülkenin belki de gerçek manada kentlileşmiş tek kurumudur. Bunu bir üstünlük olarak söylemiyorum ama çürümüş ve değersizleşmiş bir kaos ortamından kendi değerleri ile bir değerler bütünü yaratmış bir kurum Fenerbahçe. 

Genel resme bakıp değerlendirme yaparsanız bunun çok net olduğunu göreceksiniz. 

Elbette burada bahsettiğimiz genel kurum kültürü, yoksa her taraftar arasında her iki kesimden insanlar muhakkak vardır. Burada kişilerden değil genel olarak kurum kültüründen bahsediyoruz, yoksa bireyler için genelleme yapmak doğru olmaz. 

Böyle baktığınızda da Fetö gibi halkı bilinçsiz bırakıp onun bu cehaletinden istifade edip zengin olmak isteyenler, onları kullanan insanlar Fenerbahçe gibi "siz değerlisiniz” mesajı taşıyan bir kurumsal mesajın halka ulaşmasına izin vermek istemezler. 

Ve doğal olarak Fenerbahçe'ye saldırırlar, öyle de yaptılar, yapıyorlar, Fenerbahçe'yi 3 Temmuz kumpasından da kurtaran bu tekâmül etmiş kurumsal kültürüdür. Fenerbahçe 3 Temmuz’da Türkiye'deki genel kurumsal teamüllerin ötesinde kurumun bireysel üyelerinin kendi bilinç ve cesaretleri ile başlattığı bir itaatsizliği kurumun genel davranışı haline getirmiş ve Türk tarihinin ilk sivil itaatsizliğini yaşama geçirmiş köyden gelen kültürünü kente adapte etmiş bir kurumdur. 3 Temmuz Türk tarihi için Fransız Devrimi kadar önemli bir toplumsal olaydır. 

Muza oral seks yapan varoş ağaları, tarikatımsı taraftar örgütlenmeleri, çıkardan başka amaç tanımayanlar, kazanmayı tek amaç olarak görenler, kapıp kaçanlar, devlet arazilerinin üstüne oturanlar  Fenerbahçe'yi sevmezler ve çok doğaldır çünkü onun değerler bütünü topluma hakim olduğunda yok olacaklarını biliyorlar. 

Fenerbahçe'nin yıllardır vergi ödüyor olması şimdi size daha anlamlı geliyor değil mi? 

Nedir Fenerbahçe'nin kültürü; aristokrasiye karşı modernlik, varoşa karşı kültür, paraya karşı paylaşma, kazanmaya karşı saygı, misyonere karşı ulusal, devletin sırtına binmeye karşı kendi yağıyla kavrulma, fırsatçılık yerine ilke. Çoğaltılabilir ama genel olarak misyonere karşı ulusal çürümeye ve yozlaşmaya karşı modern insandır Fenerbahçe. 

Fenerbahçe bu yüzden sadece sporda değil toplumun dönüşmesinde de önemli bir sivil toplum örgütüdür. Daha iyi bir Türkiye isteyen herkes için özenle korunması ve desteklenmesi gereken bir kurumdur Fenerbahçe çünkü köşe dönücü, saygısız, şiddete eğilimli, cinsiyetçi, saldırgan ve bencil insan tipine karşı modern insan tipine rol modellik eden bir organizasyondur.  

Not; Toplumsal olaylara bakışı ve değerlendirmesi “abi nerde bizim sol bek” düzeyinde olanların bu yazıyı okumamasını öneriyorum.