Varlıklı olma hasretiyle yanan kimlikler

Varlıklı olma hasretiyle yanan kimlikler

9 Temmuz 2020 Perşembe  |   Köşe Yazıları

Cumhur Deliceırmak, Girne

Varoluş, varoluşçuluk felsefesi çok dikkat edilmesi gereken bir felsefik soyutlamadır. 

Eylemi neden yaptığınızı, yapmadığınızı, yapmanız ya da yapmamanız gerektiğini ince eleyip de sık dokumanız gerekirken, bizatihi kendinizi sorgulama ve eğer bu hatayı yaptınızsa çoğunlukla var olmamanız gerektiğini düşünmeye de başlayabilirsiniz ki; bu da sizin değişmeniz gelişmeniz değil, dönüşüp başkalaşmanızla sonuçlanabilir. Yabancılaşma belki de tam budur. 

Varsınız ve bu her durumda iyi bir şeydir, ayrıca da varlığınız kendinizden menkul değildir. Sizi doğurdular, var ettiler iyi ya da kötü olmanız, yalancı, musibet, merhametli, kötücül, şefkatli ya da zorba olmanız, işte bunlar size bağlı, kendinizi nasıl geliştirdiğinizle ilgili. 

"İnsanları çevreleri belirler" genel geçer doğrusunun tuzağına da düşmeyin, Tayyip Bey ile Hasan Vezir ayni sosyal ekonomik kültürel çevrelerde yetiştiler, tıpkı KKTC çevresinde, Kıbrıs Türkleri arasında yetişen Tufan Erhürman ile Ersan Saner gibi. Kim aynı çevrelerin etkisinde kalan bu kişilerin birbirinin aynısı ya da benzeri olduğunu iddia edebilir ki?

Aralarında konuştukları lisandan başka hiçbir benzerlik olmayan aynı memleket, il, şehir köy hatta mahallelerde sokaklarda büyüyen, yetişen insanlar var ve hiçbiri de bir diğerine benzemiyor. 

Varoluş felsefesinin kendi kötülüğü değildir insanın başkalaşmasına yol açan, örneğin ilk okuduğunuz kitap Texas Tommiks, Kemalettin Tuğcu, Ömer Seyfettin, Orhan Kemal derken diğer iki Kemal’i de okumadan, Dostoyevski, Tolstoy, Çehov derinliklerine dalmadan Sartre, hele de  Heiddegger okumaya yeltenirseniz ve hele de okumaya kalkıştığınız metin, metinler felsefik derinliği olmayan ve bir yandan Türkçenin bir yandan da Fransızcanın inceliklerine vakıf olmayan biri tarafından çevrildiyse Türkçeye...

Kişinin, kişilerin kendi değerli oluşunun ya da değersiz kalışının ancak ve yalnız kendi bilgi ve eylem birikimi ile yine kendisi tarafından oldurulabileceğini ve her durumda da fiziki olarak var olunduğunu, fiziki varlığın kimyasal varlıkla da desteklenmesi ile de geleceğin, insanın, insanların, halkın, halkların elinde olduğunu işar eden felsefe, birdenbire insanı insanlığından çıkarıp birey haline dönüştürme ve kendinden, halkından, sadece Türk, Kürt, Arap, Elen, Arnavut olduğu için giderek nefrete dönüşme tehlikesi de taşıyan bir hale gelme ihtimalini, cehaletiniz oranında artıran, geometrik olarak artıran ve eğer, Fransız tiyatro sahnelerinde rol almasanız bir hiç olduğunuza, New York, Paris galerilerinde eserleriniz dergilenerek MÜŞTERİ bulmuyorsa, ressam heykelci olmadığınıza hükmetmenize de yol açar.

En berbat sonucu da kendi halkınızın yaptığı hiçbir şeyi ve giderek halkınızın kendisini beğenmemenize yol açar. Örnek mi istiyorsunuz?

Kıbrıs Türk sanatı, tiyatrosu, şiiri yoktur diye düşünen söyleyen kaç meşhur var baksanıza etrafınıza (kimyasal varlık düşünce varlığımızdır ve her durumda soyuttur ve fakat somut varlığımızın iskeletidir)