Utanç ve nefret, umut ve cesaret

Utanç ve nefret, umut ve cesaret

27 Mart 2016 Pazar  |   Köşe Yazıları

Artık mantığım olayları anlamaya ve açıklamaya yetmiyor.
O nedenle olsa gerek, çeşitli duygular arasında salınıp duruyorum bir süredir.
Mesela taciz, tecavüz haberleri karşısında sadece utanç duyuyorum.
Sonra bu utanç verici haberleri savunanlar görüp, utanmazlıkları karşısında önce şaşkınlık ve sonrasında öfke duyuyorum.

Patlayan bombalar karşısında üzüntü, ailelerin acılarını gördüğümde keder, her yerden gelen ihbarlar karşısında kaygı duyuyorum.
Sürekli kılık değiştiren kimi siyasilerin çok kısa sürede kendilerini inkâr edip yüz seksen derece değiştirdikleri söylemleri ve akıl almaz yalanları karşısında enayi yerine koyulma duygusunu yaşıyorum.
Kendilerine gazete diyen bazı yayıncıların yaptıkları görülmemesi olanaksız büyüklükteki yalan haberler yüzünden onlardan iğreniyorum.
Medeni ülkelerdeki siyasilerin onurlu davranışları karşısında ise imrenme ile birlikte kendine acıma duygusu geliyor bana.
Dört bir yandan artan şiddet eylemlerini duymak, izlemek, okumak bende derin bir hüzün,
"Günaydın", "merhaba", "selam" kelimeleri gibi kullanılan "vatan haini" terörist" "paralel" kelimeleri (Bir de "algı operasyonu" cümlesi) kızgınlık,
Hukukun suçlu olanın masum, masum olan suçlu olduğu bir sisteme evrildiğini görmek bende hayal kırıklığı yaratıyor.
Çamur içinde yüzüp, daha da batmaya devam ederken sağa sola üstündeki çamuru atma telaşı içindekileri gördükçe saldırganlığım artıyor.
Çocuklara yapılanları gördüğümde ise en çok çaresizlik hissi sarmalıyor.

Huzur ve güven içinde yaşamaya özlem duyuyorum.
Her dakika birilerine hesap verme, yanlış anlaşılma endişesiyle açıklama yapma zorunda kalma karşısında sıkıntı duyuyorum.
Bazen hiç sebepsiz boşluk hissi geliyor öyle...
Bu ülke için fedakârlık edenlere büyük bir küstahlık ve cüretkârlıkla saldıran manyaklar karşısında bağışlama duygum hiç çalışmıyor.

İnsanların bu kadar acı varken hala birbirlerine kötü davranmalarını ve bile isteye aptallaşmaya çalışmalarını gördükçe kötümserlik içine giriyorum.
Gücü elinde bulunduran kimilerinde gördüğüm haksız ve sadizm boyutundaki intikam hırsı karşısında acıma duyuyorum.
Bunun yanında bize hayatı zindan eden insanlık düşmanları için -zaman zaman da olsa- ben de intikam isteği duyuyorum.
Olan bitenlere gözünü, kulağını kapatıp, acayip bir kayıtsızlık, pervasızlık içinde "yaşayanlara" tahammül edemezken, olan bitenden kendine bir tür çıkar sağlama peşinde olanlardan nefret ediyorum.

"Savaş"ın kelimesi bile beni artık o kadar yordu ki, fikir savaşına dahi kalkışmak istemediğimden "sen de haklısın be gözüm" deyip geçecek bir bezginlik içindeyim. Herkes haklı olsun, kime faydası olacaksa...
Yalnız olmadığımı, benim gibi çok çeşitli duygular arasında gidip gelen binler olduğunu biliyorum.
Fakat bazı günler kendimi kelimenin gerçek anlamıyla yapayalnız hissediyorum.
Gelecek için hep bir endişe ve emin olamama hali içindeyim ama bazen, bazı olaylar karşısında nasıl da bir araya gelip ortak duygu ve düşünce birliği içinde olduğumuzu gördüğümde sevinçli bir umut ve cesaret kaplıyor içimi bu kez.
Oysa ben ve hepimiz; sevgi, huzur, güven, aşk, heyecan, tutku, hayranlık, saygı, bağlılık, merak, gurur, şefkat, hoşgörü, mutluluk, bağışlama, emin olma, cesaret gibi duyguları da biliyor, bu duyguları yaşamak varken, es geçip gidiyoruz zamanın içinden...
Neyse ki duygular gelip geçicidir ve er ya da geç aklın, mantığın, hakikatin baskın olacağı zamanlar da gelecektir.