Umut yoksa sanat da yoktur

Umut yoksa sanat da yoktur

26 Ağustos 2020 Çarşamba  |   Serbest Kürsü

Adnan Genç, serbest gazeteci 

Yurt içi veya yurt dışında, yaşamlarını sürdüren ve korona nedeniyle; çalışmalarını kendi özgün koşullarında farklı alan ve süreçlerde sürdürmek durumunda kalan sanatçılarımızla konuşmayı düşündük, bu kez. Burada ve/veya oradaki eğitimlerini sormak da gerekiyordu. Kendi özgün çevrelerinde iyi biliniyor ve izleniyor olsalar da; hem de şimdi bu aralarda, herkes kendi önünü net olarak görmeye çalışıyor. İki yabancı bir ülkede yaşayan genç müzisyen arkadaşlarımıza sorularımız olacak, üç de ülkemizde çabalayan arkadaşlarımıza sorular soracağız… Bugün İzmirli genç bir müzisyenle konuşacağız: Sevinç Nazlı Yıldırım… 

-Kısaca kendinizi tanıtmanızı istiyoruz, başlarken… Ülkemizde ve/veya yaşadığınız, bulunduğunuz ülkelerdeki eğitiminizden söz eder misiniz? Hangi okul veya atölyelerde ne eğitimi aldınız; ülke koşullarına göre, aldığınız eğitim sizce yeterli miydi; eğitiminizi yurt dışında sürdürdüyseniz; aldığınız sonuçlardan hoşnut musunuz? Ve bu bağlamda son bir ekleme daha yaparak, sorumu bitireyim: Acaba; amatör ya da profesyonelce yaptığınız çalışmalar; mesleğinizi ve işinizi ilerletmenizde katkı sağladı mı? 

-İstanbul’da doğdum ve büyüdüm. Müzik aileden gelen bir gelenekti. İlk müzik eğitimime lisede koro ve bağlama dersleri ile başladım. Daha sonra Haliç Üniversitesi Türk Musikisi Konservatuvarında sürdürdüm ve daha sonra da Müjdat Gezen Sanat Merkezi Konservatuvarında devam ettim. Okul dışında da yan flüt ve şan eğitimi aldım. 2010 yılında İzmir’e yerleştim ve burada Ermenice şarkılar söyleyen bir müzik grubu kurdum. Şu anda Sokak Sanatçıları Derneği bünyesinde Sokak Orkestrası’nda yan flüt çalıyor ve vokallik yapıyorum. Aldığım eğitim bence yeterli değildi ve zaten Türkiye’de müzisyenlik yaparak geçimini sağlayabilen az sayıda insan olduğu için ben de farklı bir meslek yapmak zorunda kaldım. 

-Uzmanlık bağlamında özgün bir çalışmaya katıldınız mı? ‘Master class’ denilen çalışmalara katılabildiniz mi? Acaba, geldiğiniz noktada siz(ler) eğitim veriyor olabilir misiniz?  

-Hayır katılmadım. Sanat eğitiminin her zaman zorlu ve uzun erimde sonuç alınabilecek bir disiplin olduğuna inanırım. Elimden geldiğince kendimi yetiştirmeye çalışıyorum. Katıldığım atölye çalışmaları ve özel derslerle birlikte; yapmayı tasarladığım müzikler konusunda olabildiğince pratik yapmak; seyirciye ulaşmak derdindeyim. Bunun için de İzmir gibi sanatı ve sanatçıyı yadırgamayan bir kentte oluşumuz, bizi kolaylaştırıyor… Sokakta olabildiğimiz (yani hayata karışabildiğimiz) her an, mutlak surette deneyimlerimizi artıracak özgün ortamlarda ve projelerin içinde olabiliyoruz. Kendimi şanslı hissediyorum… Eğitim zaten hem mesleğim hem de işim. Çocuklara ve gençlere; sanat ortamının insanları var edebilme ve kendini anlatabilme olanakları sunabileceğini anlatıyorum… Elbette ki hevesliler kadar, aileden ve yakın çevresinden ‘formel’ bilgi kazanımları olanları da yönlendirmeye çalışıyorum.  

-Korona kısıtlamaları nedeniyle çalışmalarınızı hangi boyuta taşıyarak sürdürdünüz? Burada veya oralarda konser, festival, albüm çalışmalarınız oldu mu?  
 

Sevinç Nazlı Yıldırım

 

-Korona kısıtlamaları sebebiyle müzik çalışmalarına ara verdik; fakat yakın bir tarihte konserlere başlayacağız. Korona günleri aslında herkesi epeyce kısıtladı ama aynı zamanda odaklanıp içe dönük ve/veya kimi arkadaşlarımla ortak çalışmalar yapmaya da yöneltti. Elimizde iki videolu araştırma çalışması var. Güncel hayat içinde kardeş müzikler ve benzeşlikler ile el almaları üzerinden Anadolu kültürü içindeki müzikal yakınlıkları incelemeye başladık. Aldığımız verimden de memnunuz. Çünkü herkesi bir biçimde evinde yakalayabiliyor olduğumuz için uygun ve aradığımız yanıtları kolayca alabildik.  

-Yaptığınız işler sizi yeterince hoşnut kılıyor mu; devamında neler yapmayı tasarlıyorsunuz? Lütfen yakın vadedeki olası gelişmeleriniz üzerinde durmaya çalışın…  

-Çok fazla tatmin etmiyor. Yaptığım müziği daha profesyonel bir boyuta taşımak istiyorum. Ermeni müziği üzerine bir takım çalışmalar yapmak istiyorum. Bunun için günümün neredeyse her anını; araştırarak, okuyarak, deşifre ederek ve ilgili müziği yeniden seslendirmeye çalışarak geçiriyorum, diyebilirim… Ve tabii ki işin hem kültürel hem de özgün alanıyla müzik konusunda bilgisi olan çok sayıda ustaya danışarak da sürdürüyorum… Zengin bir birikim elde ettim, bu sayede… Az kalsın unutuyordum; hem ulusal düzeyde hem de uluslararası düzeyde bir ‘Sokak Müzisyenleri Festivali’ düzenlemek için girişimlerim var. Muhtemelen büyükşehir belediyesinin katkılarıyla da; karşılıklı kültürel ve müzikli temaslar kurmak için kimi grup ve vokallerle ilkesel görüşmelerimiz başladı bile… 

-Elbette ki yaşadıklarınıza ilişkin sosyo politik değerlendirmeler de yapmak istiyorsanız, bunu okuyucularımız büyük bir hoşnutlukla öğrenmek isteyecektir. Deneyim ve paylaşmak, sahici ve kalıcı değerler yaratabilen bir etmendir… 

-Sanatın temel bir hak olduğunu düşünüyorum. Sanat üretme ve paylaşabilme hakkı tüm insanlar için eşit olabilmeli. Sanatı sadece salonlarda; uçuk rakamlı biletleri alabilenlere sunmak yerine, daha kolay ulaşılabilir hale gelmesi gerekiyor. Sanatçının da hayatını idame ettirebilmek için herhangi başka bir iş yapmaması için bir takım düzenlemeler gerekiyor… Fakat genç bir müzisyen olarak bu ülkeyi yönetenlerin bunlarla ilgili iyileştirmeler yapmak yerine çoğu zaman işleri yokuşa sürdüklerini görüyoruz. Böyle de olsa umut her zaman var. Umut yoksa sanat da yoktur...

1. bölümü okumak için tıklayın

2. bölümü okumak için tıklayın

3. bölümü okumak için tıklayın