Ukrayna kültürü üzerine gözlemler

Ukrayna kültürü üzerine gözlemler

4 Ağustos 2020 Salı  |   Serbest Kürsü

Yusuf Bektaş

Önceki yazılarımda bir proje sebebiyle yaklaşık bir ay Ukrayna’da bulunduğumdan ve bu süre zarfında Ukraynalı bir ailenin yanına kaldığımdan bahsetmiştim. Farklı bir kültürü tanımak için insanlarla vakit geçirmek, sohbet etmek onları bir ölçüde tanımamızı sağlıyor elbette ancak kendi kültürümüzden, dilimizden olmayan insanlarla uzun süre aynı evde bulunmak çok farklı bir durum. 

İstanbul’daki yerel seçimin tekrarlanacağı gün Lviv’e uçağım vardı. Vatandaşlık görevimi yerine getirmek ve uçağa yetişebilmek için sabah çok erken saatlerde kalktım. Neredeyse sandık görevlilerinden önce oyumu kullandım. Acele ve koşuşturma vesaire derken uçağa yetişebildim. Yan koltukta oturan İngiliz iş adamı ile sohbet ederek Ukrayna’ya uçmaya başladık. İngiliz iş adamı, Ukraynalı bir doktor ile evli olduğundan bahsetti. Ukrayna’ya yerleşme sürecinde yaşadıklarını anlatırken zaman çok hızlı geçti ve iki saatlik uçuşun ardından Lviv’e indik.  

Aile ilk gün beni karşıladı ve odama yerleştirdi. Evin konumunu, fiziki şartlarını ve büyüklüğünü göz önünde bulundurduğumda ortalama Ukraynalılara göre oldukça varlıklı görünüyorlardı. Ayrıca Ukrayna milliyetçisi ve Katolik bir aile idi. 

Ev içindeki yaşamda ilk dikkatimi çeken şey, oturma odası ya da salon olarak adlandırılan ortak vakit geçirilen bir alanın olmaması idi. Evin anne-babası dahi beraber çok vakit geçirmiyor, bireysel alanlarına saygı duyuyorlardı. Anne-babanın yatak odası, çocukların odaları, banyo, tuvalet ve mutfaktan oluşan bir ev idi. Aile yemek dışında bir araya pek gelmiyordu. Akşam yemeğine 7-8 gibi oturuyorduk. 30-40 dakika yemek faslının ardından sohbet başlıyordu. Bir ay boyunca yemek masasından üç saatten önce kalktığımı hatırlamıyorum. 

Çünkü aile benim düşüncelerimi, ülkemi, dinimi ve Ukrayna’ya bakış açımı çok merak ediyordu. Benim de onlarla ilgili merak ettiğim birçok konu vardı. Bu yüzden sohbet esnasında kimse sıkılmıyordu, saatler kendiliğinden akıyordu. 

Petro ve Viktoriya çifti ile sohbet ederken ilk dikkatimi çeken nokta, sık sık Rusları kötülemeye çalışmalarıydı. Her konuyu bir şekilde Rusya’ya ya da Ruslara bağlayarak onların ne kadar kötü, kaba bir millet olduklarını vurgulamaya çalışıyorlardı. Putin ya da Peskov’un açıklamalarına yaptıkları çeşitli eleştiriler, Antalya tatillerinde Ruslarla yaşadıkları olumsuz durumlar gibi Rusya aleyhine birçok duruma şahit oluyordum. 

Lviv şehrinin de yer aldığı Batı Ukrayna’nın genelinde orta yaş ve üstü Rusça bilmekle beraber halkın çoğunluğu Rusçadan oldukça farklı olan Ukraynaca konuşuyor ve Rusları hiç sevmiyor. 

Rusya’ya olan bakış açılarını öğrendikten sonra Türkiye hakkındaki düşüncelerini, gezileri esnasında şahit oldukları olumlu-olumsuz hadiseleri sordum. Aile, Türkiye’ye daha önce üç defa gittiklerini, dikkatlerini çeken ilk konunun çalışma hayatında kadının yeri olduğunu söylediklerinde oldukça şaşırmıştım. Türkiye’de çalışanların çoğunlukla erkek olması Ukraynalı aileye ilginç gelmiş. 

Havalimanına indiğimizde hiç kadın asker, polis yoktu demişti Viktoria. Ben de Ukrayna’ya geldiğim ilk günü hatırladım. Lviv havalimanında 20 asker gördüysem 18’i kadındı. Bu açıdan iki ülke arasında ciddi kültürel farklar olduğunu ve şaşırmalarının normal olduğunu söyledim.  

Türkiye’deki bazı popüler dergilerin hazırladığı istatistikleri onlara göstererek, Türkiye’de erkeklerin çoğunlukla eşlerini çalıştırmak istemediğini, çok iyi okullardan mezun birçok kadının da kocaları aile geçimini rahat sağlayabiliyorsa çalışma taraftarı olmadığını onlara anlattım. Viktoriya, kocası ne kadar çok para kazanırsa kazansın kendisinin her zaman çalışmak isteyeceğini söylemişti. 

Ukrayna’da otobüs süren, döner kesen, erkeklerin sakallarını tıraş eden yüzlerce kadın görmemin ardından Avrupa kadının, Türk kadınına göre toplumsal hayatta kendini çok farklı konumlandırdığını anladım. ‘’Erkek para kazanır, kadın evine bakar’’ görüşü buralarda pek yer edinmemiş. Kadınlar kendi ekonomik özgürlüklerinin olmasını çok önemsiyor. Kadınların bunu elde edebilmek için gösterdikleri çabanın sonucunda bürokraside ve özel şirketlerde çoğunlukla yöneticiler kadınlardan oluşuyor. Ayrıca Türkiye’de kadınların yapmasını beklemeyeceğimiz birçok işi de çekinmeden yapıyorlar. 

Bunun sebepleri arasında Ukrayna’da kadınların kendini oldukça özgür ve güvende hissetmeleri de önemli bir etken. Türkiye’de hangi erkek kendi kızını, eşini bir erkek berberinde çalıştırmak ister ki? Ama bu Ukrayna’da gayet normal. 

Yaklaşık bir ay kaldığım Ukrayna’da ‘’Türkiye ve Ukrayna arasındaki en ilginç fark nedir’’ sorusunu çeşitli örneklerle anlatmaya çalıştığım ‘’Kadının toplumsal hayattaki yeri’’ olarak cevaplayabilirim. Türk kültürü ile Ukrayna kültürünü bu açıdan kıyasladığımda Türkiye’nin ev işleri ve çocukların bakımı dışında kadınların potansiyelinden yeterince faydalanamadığını düşünüyorum. 

İstanbul, İzmir açısından değil genel olarak Anadolu’yu, kırsal kesimi hesaba katarsak durum maalesef böyle, kadın ikinci planda yer alıyor. Ukrayna’da kadınların hayata kendi başlarına tutunmak için nasıl mücadele ettiğini görmek insanı şaşırtıyor… 

Bir sonraki yazımda bu konuya devam edeceğim...
 

Etiketler:  Yusuf Bektaş