Üç maymun krallığı İzmir

Üç maymun krallığı İzmir

16 Ağustos 2020 Pazar  |   Serbest Kürsü

Berna Can, Net Haber İzmir Genel Yayın Yönetmeni 

"Gazetecilikte gerçek olmayan bir öge bile olursa bütün hayatınızın üstüne gölge düşebilir." Gabriel García Márquez 

Üç maymunun hikâyesini herkes bilir mi bilmem. Ancak o sempatik bibloları görüp alma isteğinizin her seferinde dürtüye dönüştüğüne ya da evlerinizin, ofislerinizin bir köşesinde bulunduğuna eminim. 

Biri gözlerini, diğeri kulaklarını, bir diğeri ise ağzını kapatan Japon kökenli üç maymunun isimleri, Mizaru, Kikazaru ve Iwazaru. Japonca’da sırasıyla şeytanı görmemek, işitmemek ve konuşmamak anlamına geliyor. 

Eski zamanlarda bir dağın bir yamacında iyi ve zeki bir maymun kral, diğer yamacında da şeytan yaşarmış. Kralın çok yaşlı ama çok da akıllı üç “danışman” maymunu varmış. İnançlarına göre diğer yamaçta yaşayan şeytanı gören ve sesini duyanlar sonsuza kadar lanetlenip taş kesilir, maymun krallığı da felakete uğrarmış. 

Bu üç “danışman” maymun bir gün kralları için tepede nadide çiçekler ararlarken, çalıların arasında bir hışırtı duymuşlar. Merakla çalıları aralayıp baktıklarında şeytanla yüz yüze gelmişler. Şeytan çirkin nefesiyle çığlıklar atmaya başlamış. 

Maymunlardan birincisi görmemek için “gözlerini” kapamış ama şeytanın sesini duymuş. İkincisi “kulaklarını” kapamış ama o da şeytanı görmüş. Üçüncüsü ise hiçbir şey yapamamış, şeytanı hem görmüş hem de sesini işitmiş, bu ölümcül sırdan kimseye bahsetmemek için hemen “ağzını” kapamış. 

Kalplerinin taşlaşacağını bilerek ormanda dalları yere değen bir söğüt ağacının altına gizlenmişler. Orada saatlerce hareketsiz kalmışlar. Gece yarısı bu sırrı kimseye söylemeyeceklerine, krallarını ve halklarını tehlikeye atmamak için ellerini kapattıkları yerlerden çekmeyeceklerine dair birbirlerine söz vermişler. 

O günden sonra insanlar ne zaman gözlerini, kulaklarını ve ağzını kapatmış üç maymun görseler anlamışlar ki onlar şeytanı görmüş ve duymuşlar ama toplumun çıkarları uğruna bunu bir sır olarak saklamışlar. 

İzmir’i yazarken, haber yaparken ya da bu şehirde yaşarken üç maymunu oynamak hayatınızı epey kolaylaştırıyor bunu anladım. Ancak bu hikâyedeki gibi İzmir’in çıkarları için değil de yalnızca bireysel çıkarlar için üstelik. 

Bir başkanı ne kadar eleştirmezseniz o kadar ‘ağzınızı ‘ kapatmış oluyorsunuz. Bir müdürün yaptığı liyakatsiz atamalara ne kadar göz yumarsanız o kadar ‘gözlerinizi’ kapatmış oluyorsunuz. Bir çevre katliamı ya da satın alıma ne kadar seyirci kalır da “bak bu aldığın karar yanlış“ demezseniz de kulaklarınızı. Hiç düşünmez misiniz “şeytanın da gör dediği şeyler vardır .” Hayır düşünmezsiniz. Çünkü başkanın adamları olmak ya da hikâyemizde olduğu gibi “ akıllı danışmanları“ denen bir rahatlık var. Üç maymunu oynadığınız sürece su faturasına yapılmış zamları ödeyecek maaşlı işiniz, 90 dakikama dokunma demediğiniz sürece makam aracınız ya da arabaya yatırım yapacak paranız, “Çeşme Projesi İzmir’e ihanettir “ demediğiniz sürece Alaçatı’da tam pansiyon konaklama imkânınız var.   

Hurdacıdan medyacı olursa 

Geçen haftalarda İstanbul Sözleşmesi tartışmaları sürerken İzmir’de bir meslektaşımızın sosyal medyada yapmış olduğu paylaşımlardan dolayı kınama yazısı yazmış, yayınlamıştım. Elbette kınama ve haber olarak yayınlama karşı tarafa bir söz hakkı doğurur. Haberde mensubu olduğu medya kuruluşunun da adını vermek icap ettiği gibi medya kuruluşunun sahibi araya asla kıramayacağım bir kardeşimi koyarak benimle görüşmek istediğini bildirdi. Hay hay söz hakkı doğurduk; elbet görüşeceğiz. Ancak karşımda bir medya kuruluşu sahibi değil de ( kişinin bizzat kendisini bana tanıtma biçimidir ) “hurdacı” buldum. 

 



Kınama yazısını ne hakla yayınladığımı, kendi medya gurubunun adını nasıl geçirdiğimi, benim kim olduğumu, Adanalılığımdan tutun da; Adana’da 40 tane hurdacı adamı olduğu, Yeditepe’de okuduğumu, kendi gönderileri Facebook'da yüksek beğeni alırken beni yalnızca 3 kişinin beğendiğini (ki bu en komik kısmı idi bana kalırsa ) karşısında bir kadın olmadığını, sanki erkekle konuşuyor olduğunu, derhal özür dilemem gerektiğini, Basın İlan'a gidip gazetemizin kimin olduğunu “öğreneceğim bakalım” şeklinde tehditlerine maruz kaldım. Bir türlü anlamadı ve anlatamadım. "Lütfen beni şikâyet ediniz; aksi takdirde ben sizden şikayetçi olacağım dediğimde“ sen pirim mi yapacaksın benim üzerimden, sen kimsin“ çıkışını aldığım ve bugüne dek yaşadığım, yaptığım hiçbir eylemden dolayı pişmanlık duymadığım gibi ne yapmış olduğum kınamadan ne de bana ve kurumuma gösterilen saygısızlığa karşın bu satırları yazmaktan da pişman değilim. Geçtiğimiz gün Narlıdere ilçesinde düzenledikleri yemeğe davetli olarak katılan Sayın Ali Engin’in yanlarında olduğu habere şöyle bir başlık atılmış:

"Yazarlar yemekte buluştu“. Sayın Ali Engin; o fotoğraftaki kişi kendisinin ifadesi ile “gazeteci/ yazar“ değil bir hurdacıdır. Açık ve aleni şekilde kınama yazısı yazan ve yıllardır basın emekçi olan beni tehdit etmiş ancak; kanuni yönden bir şikâyette bulunamamıştır. Masada kendisine söylediğim sözü yerine getirmiş olmam gerekiyor “Siz etmezseniz bu tavrınızdan dolayı ben sizi şikâyet edeceğim“ demiştim. Evvela kamuoyuna, ardından kolluk-güvenlik güçleri ilgili birimlerine, bu yazı ile etmiş bulunmaktayım. Bilin istedim… Takdir sizin, güven İzmir medyasınındır.

(nethaberizmir.com)