'Tutuklu gazetecileri bırakın'

'Tutuklu gazetecileri bırakın'

23 Mart 2020 Pazartesi  |   Günlük

Basın Konseyi, tutuklu gazetecilerle ilgili olarak aşağıdaki açıklamayı yaptı:

"TBMM'nin Saygıdeğer Başkanı ve Üyeleri, 

Tüm dünyanın yaşadığı büyük virüs felaketi nedeniyle, ülkemizde de birtakım önlemler alındı ve alınmakta. Dileriz ki, halkımız alınan önlemlere uyarak, en az kayıpla bu büyük felaketten kurtulur. 

Bu süreçte, cezaevlerinde tutuklu ve hükümlüler için YÜCE MECLİS'in birtakım koruyucu önlemleri, zaman geçirmeden ele alma gayretlerini öğrenmiş bulunuyoruz. 

Basın Konseyi olarak, bu düzenlemede tutuklu gazetecilerin ivedilikle dikkate alınması en büyük arzumuz. 

En son 6 gazetecinin de, sadece gazetecilik yaparak haber paylaşmalarına rağmen, önce gözaltılar ardından gelen tutuklama kararları sonucu, cezaevlerine konulmalarını kabul etmedik, edemeyiz de. 

Global olarak yaşanan ve ''pandemi'' diye ilan edilen, tüm ülkelerle birlikte Türkiye'nin de teyakkuza geçtiği böyle bir dönemde, tutuklu gazetecilerin derhal salıverilmesini istiyoruz. 

Aksi takdirde, bu vebalin altında tüm yetkililerle birlikte insanlık kalacaktır. 

Bir daha hatırlatmak isteriz ki;    

Bizce sulh ceza hakimliği tarafından verilen tutuklama kararları,kendi mevzuatımıza ve bu konudaki uluslararası sözleşmelere açıkça aykırıdır. 

Şöyle ki; 

1. Milletvekili olan Sayın Prof. Dr. Ümit Özdağ, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde düzenlediği basın toplantısında, Libya’da şehit olan iki MİT mensubunun isimlerini ve şehit oldukları saldırıya ilişkin bilgileri paylaşmıştır. Libya ve Suriye’de Türkiye’nin yaptığı operasyonların kamuoyunda tartışma yarattığı bir dönemde, strateji alanında saygın bir akademisyen ve aynı zamanda milletvekili olan Sayın Özdağ’ın açıklamalarını gazeteciler, önemli olduğu için  kamuoyu için  haberleştirmişlerdi. Bu sadece bir habercilik refleksidir. 

2. OdaTv internet sitesinde yayınlanan şehit MİT mensubunun cenaze törenine ilişkin haberi sonrası medyaya karşı yoğun bir baskı başlayınca, OdaTv haber müdürü Barış Terkoğlu ve Hülya Kılınç’ın savcılık makamının “sözlü gözaltı” talimatı ile yakalanmaları ve tutuklanmaları ile başlayan süreçte, OdaTv Haber Müdürü Barış Pehlivan da ifadeye çağrılmış ve tutuklanmış, Gazeteci Murat Ağırel ise, attığı bir tweet nedeniyle yine telefon ile çağırılarak ifadesinden sonra tutuklanma istemiyle hakimliğe sevk edilmişti. Ardından da adli kontrol şartıyla serbest bırakılan Ağırel, sonrasında  savcılık makamının itirazı doğrultusunda hakkında tutuklama amaçlı yakalama kararı çıkartılarak  tutuklanmıştır. Yeni Hayat internet sitesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ferhat Çelik ve yazı işleri müdürü Aydın Keser de yayınlanan bir haber dolayısıyla önce adli kontrol şartıyla serbest bırakılmış ve savcılığın itirazı ile tutuklanmıştır. 

3. Anılan tüm tutuklama kararları incelendiğinde, MİT Kanunu’nun 27/3 maddesine, yani istihbarat faaliyetlerinin ifşa edilmesi ile ilgili düzenlemenin  bu bilgileri yayma hükmüne dayandığı görülmektedir. 

4. Devlet sırrı niteliğindeki bilgilerin yayınlanması konusunda ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı tedbirlerin alınabilmesi, daha doğru ifadeyle bu sınırlandırma ölçütüne dayanılarak ifade özgürlüğüne müdahale edilebilmesi, tüm insan hakları belgeleri ve bunları yorumlayan mahkemeler tarafından kabul edilmiştir. Bununla birlikte, verilen bir bilginin devlet sırrı niteliğinde olması tek başına ifade özgürlüğüne müdahaleyi haklı kılmaz. 

5. Devlet sırrı / gizli bilgilerin yayınlanmasına ilişkin gerekli güvencelerden biri 19 Aralık 2006 tarihinde Birleşmiş Milletler Düşünce ve İfade Özgürlüğü Özel Raportörü, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Topluluğu Medyanın Özgürlüğü Temsilcisi, Amerikan Devletleri Örgütü İfade Özgürlüğü Özel Raportörü ve Afrika İnsanların ve Halkların Hakları Komisyonu İfade Özürlüğü ve Bilgiye Ulaşma Özel Raportörü tarafından yayınlanan ortak bildiride şu şekilde ifade edilmiştir; 

“Gizli/Sır Niteliğindeki Bilgilerin Yayınlanması Üzerine 

Gazeteciler, elde edilmelerinde herhangi bir kusurlu davranışları bulunmaması halinde, yayınladıkları sır niteliğindeki/gizli bilgilerden dolayı sorumlu tutulmamalıdır. Meşru olarak gizlilik kapsamındaki bilgileri korumak, bunları elinde bulunduran kamu görevlilerine düşer.” (Serbest Çeviri) 

6. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi de Espiyonaj veya Devlet Sırlarının Açıklanmasına İlişkin Ceza Davalarında Adil Yargılanmaya İlişkin Kararında (Resolution (2007) 1551)  Devletlerin gizli belgelerini korumaktaki meşru çıkarlarının, ifade özgürlüğüne karşı kesin bir sınırlama aracı olarak kullanılamayacağını, ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun vazgeçilmez bir yapı taşı olduğunu ve yolsuzluk, insan hakları ihlalleri ve yetkilerin kötüye kullanılması gibi konuların serbestçe yayılabilmesinin gerekliliğine dikkat çekmiştir.  
Belirtilen kararın 10. maddesi esas olarak gizli bilgi ve belgelerin yayınlanmasına ilişkin ceza davalarına ilişkindir. Anılan kararın 10. maddesi genel bir prensip olarak devlet sırlarının açıklanması ile ilgili ceza davalarının özellikle hassasiyet taşıdığını ve politik amaçlar için kullanılmaya/sömürülmeye açık olduğunu belirtmiştir. Kararın 10.1 maddesinde ise, kamuoyunun bilgisine açılmış/erişilebilir olan bilginin devlet sırrı sayılamayacağı ve bu tür bilgileri yayan kişinin kamuya mal olmuş bilgileri toplayarak derlemesi ve yorumlaması halinde dahi espiyonaj-gizli bilgi derleme faaliyeti- olarak nitelendirilemeyeceği belirtilmiştir. Kararın 10.5.9 maddesinde ise, yayılan bilgi öncesinde kamuya açık olup olmadığının bu tür dosyalarda her zaman için bir vakaya ilişkin önemli bir soru olduğu ve şayet bu soruya verilen cevap olumlu ise yargıçların her zaman beraat kararı vermesi gerektiği belirtilmiştir. 

7. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de, yukarıdaki materyallere atıflar yaptığı görülmektedir. Örneğin, AİHM 2018 tarihli Girleanu v. Romanya kararında yukarıda alınan Avrupa Parlamentosu kararını uluslararası hukuk metni olarak kabul etmiş ve ilerleyen bölümde kararının gerekçesinde de atıf yaparak kullanmıştır. 

8. Yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Observer, Guardian/Birleşik Krallık ve Stoll/İsviçre gibi kararlarında, devletin gizli bilgilerini ele geçirirken gazetecilerin hukuka aykırı veya gazetecilik etiği dışında kalan yollara başvurup vurmadıkları, bilgilerin kamuoyunun bilgisi dahilinde olup olmadığı ve haberlerin yayınlanmasında kamu yararı olup olmadığı gibi kriterleri inceleyerek hüküm tesis etmiştir. 

9. Meslektaşlarımızın tutuklanma kararlarında isnat edilen suçun yalnızca kamuoyu bilgisinde bulunan bilgileri derleyip haber formatında yaymak olduğu, meslektaşlarımıza hukuka aykırı şekilde bu bilgilere  ulaşma suçu yüklenmediği ve bilgilerin zaten kamuoyu tarafından erişilebilir bilgilerin derlemesi olduğu dikkate alındığında, kendilerinin bağımsız mahkemeler önünde beraat edeceklerine inanıyoruz. 

Basın Konseyi olarak; 

Şu anda bu çok zor koşullarda ve sağlığı tehdit eden süreçte, tüm basın mensuplarının tutuldukları cezaevlerinden derhal çıkartılmalarını bekliyoruz. TBMM'nin saygıdeğer üyelerinin, başta demokrasi ve hukukun üstünlüğü  prensipleri çerçevesinde, sadece eleştirel gazetecilik yaptıkları için tutuklanan gazetecilerin serbest bırakılmaları yolunda, salgın hastalığın da dikkate alınarak,bu konudaki  hassasiyetlerinin, tarihi bir karar olacağını hatırlatıyoruz.

Saygılarımızla, 

Basın Konseyi Yüksek Kurulu adına 

Pınar Türenç 
Başkan