Türkiye’nin beşeri sermayesi

Türkiye’nin beşeri sermayesi

31 Ocak 2020 Cuma  |   Köşe Yazıları

Bazı yaklaşımlara göre milli gelir bir ülkenin gerçek ekonomik kapasitesini ölçme anlamında yeterli bir ölçüt değil. Bu yüzden söz konusu gösterge yanında üretilmiş sermaye, doğal kaynaklar, beşeri sermaye ve net yabancı varlıklar toplamını oluşturan ülke zenginliğini esas alan yaklaşımlar var. Örneğin Dünya Bankası'nın konuyla ilgili raporları söz konusu. 

Beşeri sermaye insanın hayatı boyunca elde ettiği kazançların bugünkü değeri olarak ölçülebilen bir kavram. Hayat boyu edinilen bilgiler, beceriler ve sağlık konusu önem taşıyor. Söz konusu kapasite insanların potansiyelini harekete geçirmelerine ve toplumun verimli birer üyesi haline gelmelerine imkan sağlıyor. 

Genel olarak insanların aldıkları toplam eğitim yılı ve aldıkları eğitimin kalitesi hayatları boyunca daha yüksek gelir elde etmelerine imkan sağlıyor. Bu konuda çok sayıda ekonometrik çalışma bulunuyor.  

Ancak ortalama okul süresi kadar öğretmenlerin kalitesi, genel olarak eğitimin kalitesi ve eğitime yaklaşım biçimi de oldukça önem taşıyor. İdeolojik tartışmalardan arınmış ve enerjisini kaliteye yöneltmiş sistemler elbette daha başarılı oluyor. 

Bunlara ilave olarak özellikle çocukluk döneminde iyi beslenme ve yeterli ölçüde gıda alınması kritik öneme sahip. 

Eğitim konusu ailelerin ekonomik gücü ile ilintili olsa da bu konu ailelerin imkanlarına terk edilemeyecek kadar hayati olduğundan, bütün çocuklara belli nitelikte eğitim verilmesi için  konuya devletin ciddi ve kararlı şekilde eğilmesi gerekiyor. 

Beşeri sermayeyi ülkeler arasında kıyaslamak amacıyla çocukların 5 yaşına kadar hayatta kalma oranı, doğumda yaşam beklentisi, ortalama eğitim süresi, öğrencilerin çeşitli uluslararası sınavlarda elde ettikleri skorlardan yola çıkılarak çeşitli göstergeler elde edilebiliyor. 

Dünya Bankası’nın konuyla ilgili 2019 raporuna göre 157 ülkenin katıldığı beşeri sermaye endeksinde Türkiye 53. sırada yer alıyor.  Sıralamada Singapur, Kore, Japonya, Hong Kong, Finlandiya, Avustralya, İrlanda, İsveç, Hollanda, Kanada ve Almanya gibi ülkeler ilk sıralarda geliyor.  

Diğer taraftan, matematik, bilim ve okuma dallarında yapılan PISA testlerinin 2018 sonuçlarına göre Dünya sıralamasında Çin, Japonya, Singapur, Kore, Finlandiya gibi ülkeler ilk sıralarda yer alıyor. Göstergelerini takip ettiğim Rusya söz konusu üç alanda sırasıyla 30-33 ve 31. sırada. Türkiye ise 39-40 ve 41. sıralarda. 

Ülkemiz açısından eğitim sisteminin kalitesi kritik önemde. Türkiye eğitim göstergeleri açısından OECD ülkeleri ile kıyaslandığında eğitimin kalitesi yanı sıra ortalama eğitim yılı, üniversite mezunlarının oranı gibi göstergeler açısından da geride bulunuyor. 

Dolayısıyla çocukların matematiksel kabiliyetlerinin, okuma kabiliyetlerinin, problem çözme ve yaratıcı düşünme kabiliyetlerinin artırılması hayati önemde. 

Ancak ne yazık ki bugün Türk eğitim sisteminin hala ideolojik tartışmaların gölgesinde olduğunu görüyoruz. Son derece yanlış bulduğum bir konu da ilk ve orta öğretimdeki özel okulların sayısı. Bu okullar yeterli kalitede olmadığı gibi eğitim sisteminde bir ikilik ortaya çıkarıyor ve fırsat eşitliği açısından sakıncalar yaratıyor. Yeteri kadar geliri bulunmayan aileler ise çocuğunun eğitiminden endişe ediyor. Bugün birçok gelişmiş ülkede devlet okulları yeterli kalitede olduğundan insanların ilk ve orta öğretimde özel okul arayışı yok. Herkese yeterli ve kaliteli eğitim devletin en temel görevi zaten.

Yazının orijinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın