Ekinci'den Atatürk'e hakaret dolu yazı

Ekinci'den Atatürk'e hakaret dolu yazı

20 Nisan 2020 Pazartesi  |   Kötü

Türkiye gazetesi yazarı Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'e hakaret ve iftirayla dolu bir yazı kaleme aldı.

Atatürk için "İngilizlerle iş birliği yaptı", "Tevkiften korktu", "Meclise meydan okudu" ve"Sivil darbe yaptı" gibi ifadeler kullanan Ekinci'nin yazısından bölümler şöyle: 

"Türkiye’nin parlamento mazisi 1876’ya kadar uzanır. İlk parlamentonun ömrü Rus harbi sebebiyle kısa sürmüş; 1908’de tekrar açılan parlamento ve demokrasi 1920 senesine kadar patırtılı da olsa varlığını devam ettirmiştir.

1918, Osmanlı Devleti’nin felâket yılıdır. Ordu mağlup olmuş; İstanbul fiilen işgal edilmiştir. İttihatçıların ekseriyette olduğu meclis feshedildi. Kendilerinden hesap sorulacağından korkan komitacı liderler yurt dışına kaçarken, geride kalanlara iktidar mücadelesini sürdürme talimatı verdi. Bunlar, mukavemet perdesi altında mücadeleye girişti. 
Bu arada Karadeniz mıntıkasında çetelerin Rumlara baskı yaptığı haberi geldi. Bu, müttefikleri tahrik edip, işgali genişletebilirdi.

Bundan korkan İstanbul, bu hareketi kontrol altına alıp, sulh müzakerelerinde elinde bir koz tutmayı düşündü.

Bunun için Anadolu’ya gönderilmek üzere seçilen kişi, padişahın yaverlerinden, yani askerî müşavirlerinden Mustafa Kemal Paşa’dır. İttihatçı maziden gelen Paşa, popülaritesi ve Enver Paşa’ya muhalefeti sebebiyle müttefiklerin de kabul edebileceği bir isimdi.

Ama işler, İstanbul’un arzusu gibi gitmedi. Paşa, sivil ve askerî mukavemet hareketini arkasına alarak Sivas’ta Heyet-i Temsiliye adıyla alternatif bir hükûmet kurdu. Ayrıca seçimlerin yenilenmesi kararı çıktı.

Heyet-i Temsiliye, içten içe seçime karşıydı. Zira yeni meclis toplanınca, işi bitecekti. Bu sebeple Paşa, meclisin İstanbul’da değil, demir yolunun geçtiği merkezî bir şehir olan Ankara’da -kendi kontrolünde- toplanmasını istedi; muvaffak olamayınca, başka bir yol izledi.

Planlı bir oyun

1919’da yapılan seçimlerde, Ankara’daki yeni hareket, kendi yandaşları dışında kimsenin seçime katılmasına izin vermedi. İki kişi dışında, seçilen 140 mebusun hepsi Ankara’nın adamıydı. Kemal Paşa, seçildi; ama tevkiften korktuğu için gitmedi. Mebusların 1/3’i Meclis'e katılmadı.

Mebusların ileri gelen birkaçı İngilizlerce Malta’ya sürülmüş; bir kısmı Ankara’ya kaçmıştır. Ankara’nın istediği de budur. Böylece Ankara, mukavemetin merkezi; Mustafa Kemal de münakaşasız lideri hâline gelmiştir.

Bir yandan padişaha hürmetkâr; ama İstanbul hükûmetlerini ağır itham eden bir politika takip edilmiş; Anadolu vilâyetleri, yavaş yavaş güzellikle veya zorla Ankara’ya bağlanmıştır.

Meclis'in reisliğine Mustafa Kemal Paşa getirildi. İlk konuşmasında, padişahı övdü ve kendilerinin onun itaatkâr kulları olduğunu beyan etti: “İnşallah padişah-ı âlempenah efendimiz hazretlerinin sıhhat ve âfiyetle ve her türlü kuyûdât-ı ecnebiyyeden âzâde [ecnebi baskısından kurtulmuş] olarak taht-ı hümâyunlarında dâim kalmasını eltâf-ı ilahîden tazarru eylerim [Allah’tan dilerim].” 
Meclis, İstanbul’dakinin devamı gibi davranıyordu. Nitekim ilk olarak, Meclis-i Meb’usan’ın tamamlayamadığı ağnam vergisi ile alâkalı teklifi görüşmeye açmıştır. Böylece Meclis'e bir meşruluk temeli bulunmuş; hareketin isyan olmadığına dair imaj verilmiştir.

Bununla beraber memleketteki bütün icraatın yegâne mercii olarak meclis gösterildi ki, bu, Ali Şükrü Bey’in tabiriyle, bir ihtilal meclisidir. Hatta Hasan Basri Çantay, Ağustos 1920’de meclis kürsüsünden halifeyi tanımadığını açıkça söyleyebilmiştir. 
Meclis, 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiyye Kanunu ile yasama, yürütme ve yargı gücünü elinde tuttuğunu deklare etti. Bunda bulunmayan hükümler için, Osmanlı Kanun-ı Esasî’si tatbik olunuyordu.

Meclis Hükûmeti adı verilen bu sistemde, parlamento güçlüdür; Meclis çatısı altında faaliyet gösteren bir heyet, kabine gibi icra işlerini yürütür. Ayrıca başbakan ve cumhurbaşkanı yoktur. Zira Rousseau’nun tesirindeki Kemal Paşa, kuvvetler ayrılığına şiddetle karşıdır.

İktidarı 10 sene elinde tutan İttihat ve Terakki Fırkası, taşrada teşkilatlanma imkânı bulmuştu ve güçlüydü. Bu sebeple milletvekillerinin büyük ekseriyeti ya bizzat İttihatçı, ya da sempatizan idi. Ankara Hareketi, bir manada Yeni-İttihatçı bir hareket olarak görülmüştür. İstanbul’un Ankara’ya karşı temkinli duruşunun ve halk isyanlarının bir sebebi de budur. 
Nüfusun hâlâ mühim bir kısmını teşkil ettiği hâlde, bir tane bile gayrimüslim milletvekili yoktur. Bu da Meclis'in demokratikliğine gölge düşüren başka bir husustur.

1921’de askerî vaziyet kritikleşince, Meclis'in salâhiyetleri başkumandan sıfatıyla Kemal Paşa’ya devredilmiş; 1922’deki 3. uzatmadan sonra bu salâhiyeti geri almak isteyen Meclis'e meydan okuyarak devletin fiilî hâkimi hâline gelmiştir. 
Duvardan “Onların işleri meşveret iledir” âyeti indirilip, yerine “Hâkimiyet milletindir” yazısı asılmıştır. Böylece vatanı düşmandan, padişahı da esaretten kurtarmak üzere açılan Ankara Meclisi, 2 sene sonra 1 Kasım 1922’de padişahın da ipini çekmiş; sivil bir darbe ile rejimi tamamen değiştirmiştir.

İlk Meclis'te siyasî partiler mevcut değildir. Meclis'te sonradan Halk Partisi adını alacak olan Birinci Grup hâkimdir. Karşısında İkinci Grup diye bilinen sert bir muhalefet vardır. Bunlar, tutucu kişiler değildir. Bilakis şahıs diktatoryasına karşı, demokrat ve liberaldir.

Ateşli muhaliflerden Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey, hususi muhafız Topal Osman tarafından katledilmiştir. Bu cinayet, ilk Meclis'in şerefine gölge düşürmüştür.

Birinci Grup bazen öyle sıkıştırılmıştır ki, Gazi, 28 Haziran 1923’te Meclis'i dağıtıp kendi tabiriyle “Kız gibi bir meclis” kurarak, tamamı kendi taraftarlarından teşekkül eden yeni bir Meclis kurdu. Lozan’ı bu Meclis'e kabul ettirebilmiştir. Ertesi sene yeni binasına taşınan ve Büyük Önder’in talimatları istikametinde inkılâpları yapacak olan Meclis, artık budur..."