Türk-Rus rekabeti

Türk-Rus rekabeti

12 Ekim 2020 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Cenk Başlamış

Sovyetler Birliği'nin dağılmasından bu yana geçen yaklaşık 30 yılda ilişkileri inişli çıkışlı bir seyir izleyen Türkiye ile Rusya bu kez de Karabağ'da karşı karşıya geldi. 

27 Eylül'de başlayan çatışmalarda Ankara açıkça Azerbaycan'ın yanında yer aldı, Moskova ise görünüşte tarafsız kaldı ancak Ermenistan'ın cephede arka arkaya yenilgi aldığı bir dönemde devreye girerek tutup tutmayacağı henüz belli olmasa da cephede ateşkes ilan edilmesini sağladı. 

Her anlamda Bakü'yü desteklemesi bölgesel gücünü göstermesi açısından Türkiye'nin Erivan'a olduğu kadar Moskova'ya da bir mesajıydı aslında. Rusya'nın ateşkes için ağırlığını koyması ise, hem savaşan taraflara hem de Ankara'ya karşı bir mesajdı. Moskova'nın bir sonraki karşı hamlesi ise, Bakü'nün, Karabağ'ın geleceğiyle ilgili görüşmelere Türkiye'nin de katılması önerisini reddetmesi oldu.

1990'lar boyunca Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler ekonomi alanı dışında hep gergin geçti. Tarihten gelen ön yargılar ve en güçsüz dönemlerinden birini yaşayan Rusya'nın “arka bahçesi” olarak gördüğü Kafkasya ve Orta Asya'ya yönelik Türk ilgisi iki ülke arasındaki güvensizliği ve diyalogsuzluğu körükledi. 

2000'li yılların başından itibaren ise Türkiye ile Rusya arasında pragmatik bir iş birliği dönemi başladı, ta ki 24 Kasım 2015'e yani Rus savaş uçağının düşürüldüğü güne kadar. Yaklaşık sekiz ay süren kriz dönemi ardından iki ülke kucaklaşmasa bile yeniden el sıkıştı ve ekonomiden siyasete, enerjiden askeri alana yeniden yakın temas dönemine geçildi. 

İlişkilerin iyi olduğu dönemlerde özellikle Türk medyasında hep bir “balayı”ndan ya da “stratejik ortaklık”tan söz edilir, tersi olduğu zamanlar ise “düşman Rusya” manşetleri atılır. 

Peki, Ruslar “dost” mu düşman mı? 

İkisi de değil. 

Doğal olarak bütün ülkeler gibi Rusya da kendi çıkarlarını önde tutan bir dış politika izliyor ve Türkiye'ye hep o pencereden bakıyor. 

Rusların gözüyle Türkiye hem ulusal çıkarlar açısından dönem dönem iş birliği yapılması ama bölgesel hırsları nedeniyle aynı zamanda dikkat edilmesi ve önünün kesilmesi gereken bir ülke. Zaten iş birliğinin perde arkasında da Ankara'yı mümkün olduğu kadar yakınında tutarak “kontrol etme” düşüncesi yatıyor. 

İşte bu nedenlerle yani çıkarlar çatışmaya başladığında iki ülkenin birlikte çalışıyor göründüğü Suriye aniden bir anlaşmazlık noktasına dönüşebiliyor ya da Suriye özelindeki görüş ayrılığı önce Libya'ya, şimdi ise doğrudan olmasa da Karabağ'a taşınabiliyor. 

Peki o zaman Türkiye ile Rusya arasında iddia edildiği gibi bir “stratejik ortaklık” ilişkisi kurmak mümkün mü? 

Eğer kastedilen ABD ile İngiltere ya da ABD ile İsrail arasındakine benzer bir ilişkiyse, yanılma payı bırakmak için “olanaksız” demeyelim ama hiç çekinmeden “çok zor” diyelim. 

Tarih bize iki ülkenin bölgede kendi hırsları ve iddiaları bulunduğunu ve diğerini rakip hep gördüğünü hatırlatıyor. Evet, tarih boyunca Türkiye ile Rusya'nın iş birliği yaptığı zamanlar oldu ama bu hiçbir zaman stratejik nitelik taşımadı, hep taktiksel düzeyde kaldı. Yani günün koşulları geçici iş birliğini zorunlu kıldığı zamanlar iki ülke bir süre aynı cephede buluştu ama çıkarlar son bulunca ayrıldı. 

Zaten Rusların bakış açısıyla başka türlüsü de mümkün değil. 

Çünkü Rusya hiçbir zaman aynı çatı altında yer almadığı, ortak değerleri hiçbir zaman paylaşmadığı Türkiye'yi "kendinden" görmüyor. 

Türkiye için geçerli bu tespit örneğin Ukrayna, Belarus, Ermenistan, Kazakistan hatta Azerbaycan için geçerli değil. Uzun süre Rus kültürünün etkisi altında kalmış bu ülkelerle Rusya ortak bir geçmişe, dile hatta reflekslere sahip. 

Oysa Rusların gözüyle Türkiye bir "yabancı", her zaman da öyle kalacak; evinin sadece misafir odasında kabul edebileceği bir yabancı konuk.

Daha önce de yazmıştık, Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiyi çok güzel anlatan bir söz var: 

"Zoraki nikâh". 

Yani eşlerin aslında birbirini sevmediği ama zorunluluklar nedeniyle sürdürülen bir evlilik gibi. 

Bu yazılanlardan Türkiye'nin Rusya ile ilişkilerini kesmesi gerektiği sonucu çıkmamalı. 

Tersine ekonomi başta Rusya ile iş birliği yapılabilecek bütün alanlarda birlikte çalışılmalı, zaten yaklaşık 30 yıldır iki ülkenin ekonomileri son derece yakınlaşmış durumda. Yine son 30 yıla bakıldığında Türklerin en çok kazandığı dış pazarların başında herhalde Rusya birinci sırada yer alıyor. 

Kısacası Rusya'ya düşman gözüyle bakmayalım ama hayallere de kapılmadan Türkiye'yi rakibi gördüğünü, zayıflatmak, önünü kesmek ve sorunlarından yararlanmak için her fırsatı kullanacağını da aklımızın bir köşesinde tutalım.... 
 

Etiketler:  Rusya Diplomasi