Türk-Rus ilişkilerinde son 10 yıl

Türk-Rus ilişkilerinde son 10 yıl

30 Ekim 2020 Cuma  |   Köşe Yazıları

Samih Güven

Batı ve Rusya arasındaki ilişkiler açısından 2014 yılı yeni bir dönüm noktası oldu. "Ukrayna Krizi" kapsamında Doğu Ukrayna’da yaşanan gelişmeler, Kırım'ın ilhakı ve karşılıklı yaptırım uygulamaları önemli sonuçlara yol açtı.  

Yine bu dönem başlayan petrol fiyatlarındaki ciddi gerileme Rusya ekonomisi açısından önemli sorunlara neden oldu. Rusya Avrupa Birliği'nden (AB) tarım ürünü ithalatına yasak getirdi ve kendi üretimini desteklemeye koyuldu. Rusya bu krizi kendi ekonomisini değiştirmek ve dışarıya olan bağımlılığını azaltmak açısından bir fırsat olarak gördü. 

Moskova'da yabancı bir meslektaşım “Siz neden Avrupa Birliği'nin Rusya'ya karşı uyguladığı ambargoya katılmıyorsunuz?” diye sormuştu. Böyle bir soruya hakları var mıydı bilmiyorum ama neticede böyle bir beklenti vardı. Avrupa yolundaki Türkiye'nin buna göre hareket etmesi gerektiğini düşünmüşlerdi. 

AB'ye kendini borçlu hissetmeyen Türkiye ise bu durumu Türk ihracatı açısından bir fırsat olarak görmüştü. Fakat Türkiye Rusya ile ekonomik ilişkilerini geliştirmeye çalışsa da Suriye politikası nedeniyle karşı karşıya gelmişlerdi. 

Aslında Türkiye’nin Suriye politikası birçok açıdan bir dönüm noktası oldu. Batı ile yaşanan güvensizlik, çıkar çatışmaları ve “gelgit”ler, Orta Doğu’da liderliğe soyunan ve ideolojik temelde belli bir bakış açısını destekleyen dış politika nedeniyle Batı'nın yanı sıra Körfez ülkeleri ile kurulan müttefiklik de zarar görüyordu. 

Türkiye’nin Mart 2011'de patlak veren Suriye iç savaşına taraf olması Rusya'nın ciddi tepkisini çekmişti. Suriye ile zaman zaman çatışmaya varan gelişmeler, Rusya'nın müdahaleleri iki ülke arasında önemli gerginliklere neden oluyordu. 

Kasım 2015’de Rus uçağının düşürülmesi herkes için şok etkisi yarattı. Bu olay ilişkiler açısından bir son ve yeni bir başlangıca neden oldu. Diğer taraftan 15 Temmuz darbe girişiminin Türkiye-ABD ilişkilerinde travma yarattığı ve Türkiye'yi duygusal anlamda Rusya’ya yakınlaştırdığı söylenebilir.

Aslında Türkiye 2011 yılına kadar bölgedeki birçok ülke ile iyi ilişkiler geliştirmeye, ticaretin artırılmasına dönük oldukça pragmatik bir politika izliyordu. Bu anlamda Rusya'yla da çok önemli anlaşmalar yapılmıştı. 

Örneğin 2010 yılı Mayıs ayında imzalanan vize serbestliği anlaşması oldukça önemliydi. Çünkü Rusya bu tür anlaşmaları kolay kolay imzalayan bir ülke değildi. Türkiye'nin bu noktaya gelebilmesi Türk kamuoyunda çok olumlu karşılanmıştı. 

Başka önemli bir gelişme ise 2010 Mayıs ayında imzalanan Akkuyu nükleer santral anlaşmasıydı. Bu da Rusya ile Türkiye'yi birbirine yakınlaştıran ve stratejik değeri bulunan önemli bir gelişme olmuştu. 

Yine 2010 yılında oluşturulan Üst Düzey İşbirliği Konseyi (ÜDİK) iki ülke ilişkilerine ciddi bir ivme kazandırmıştı. Liderler sık sık görüşüyordu. 

Batı ve Körfez ülkeleri ile sorun yaşayan Türkiye, Rus uçağının düşürülmesi sonrasında NATO’dan aradığı desteği bulamayınca "ortada kalmıştı" deyim yerindeyse. Çok hızlı şekilde Rusya'yla barışmanın yolları arandı. Sekiz ay sonra güç bela ilişkiler yeniden kuruldu. Ancak bu defa artık farklı bir Rusya olduğundan söz edilebilirdi. 

Rusya Türkiye'nin kendisine ihtiyacı olduğunu gayet iyi görmüştü. Birçok alanda uygulanan yaptırımlar nedeniyle Türk ekonomisi ciddi zararlar yaşamıştı. Türkiye ise gittikçe yalnızlaşıyordu.  

Rusya Türkiye ile yeni bir başlangıç yaparak hem ekonomik ve siyasi çıkarlarını koruyabileceğini hem de Türkiye'nin durumunu kullanarak Suriye'deki konumunu güçlendireceğini düşünmüştü. Türkiye ise içinde olduğu konum itibarıyla Rusya'nın birçok isteğine "evet" diyecek durumdaydı. Ayrıca Suriye’de Rusya sayesinde kendi çıkarlarını korumaya dönük adımlar attığını düşünüyordu. 

Kimileri Türk Rus ilişkilerinin bu noktadan itibaren bir Avrasya boyutu kazandığını ileri sürse de Türkiye'nin bilinçli olarak böyle bir politika seçtiğini ve bunu stratejik olarak sürdürmek istediğini sanmıyorum. Bu durum, görünümü öyle olan ama içinde belirsizliği ve kararsızlığı barındıran bir durum gibi geliyor daha çok. 

Rusya ise "Uçak Olayı" ile birlikte güven sorunu yaşadığı Türkiye'ye her zaman ihtiyatla bakılacak ancak iş birliği yapılabilecek ve Batı ile kötü ilişkisi nedeniyle üzerinde daha fazla durulacak bir ülke olarak görmeye başlamıştı. 

Bu süreçte Türkiye ve Rusya çok önemli iki anlaşma imzaladı. Bunlardan biri 2016 yılında imzalanan Türk Akımı projesi, diğeri de 2017 yılında imzalanan S-400 anlaşmasıydı. Her iki anlaşma da özellikle ABD’nin ciddi ölçüde rahatsız olduğu projelerdi. 

Peki 1990’larda ve 2000’li yılların başlarında kendi halinde, Türk müteşebbislerinin kendi başarısıyla istikrarlı şekilde gelişen ticari ve ekonomik ilişkiler iniş çıkışlar yaşanan bu son on yılda nasıl gelişti? 

İlk olarak Türkiye’nin Rusya’ya olan ihracatına bakıldığında 2013 yılında 7 milyar dolara kadar yükseldiği, 2019 yılında ise 3,8 milyar dolara gerilediği görülüyor. 2012 yılında 33 milyar dolar olan ithalatın ise 2019 yılında 26 milyar dolara gerilediği anlaşılıyor. 

Dış ticaretteki gerilemenin aksine turizmde önemli gelişmelerin olduğu ve 2019 yılındaki Rus turist sayısının 7 milyonu aştığı görülüyor. Ancak bu konunun siyasi ilişkilere son derece duyarlı olduğunu hatırlamakta yarar var. 

Türk müteahhitlik hizmetleri geçmişteki karlılığını ve dinamizmini yitirse de Rusya bu açıdan çok önemli bir ülke olmaya devam ediyor. Doğrudan yatırımların tutarı ise karşılıklı olarak 12 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.  

Peki bundan sonra ne olacak? Suriye, Doğu Akdeniz ve Kafkasya’da yaşanan gelişmeler ilişkileri nasıl etkileyecek? Türkiye bir Avrasya politikası mı izliyor? Batıdan kopuldu mu? 

Türkiye’nin dış politikada yaşadığı kafa karışıklığı, yapılan hatalar, duruma ve şartlara göre farklı kesimlerle ittifak arayışları bu soruların cevaplarını güçleştiriyor. 

Ancak şunu söylemek gerekir ki, yüzlerce yıldır birbirine rakip olan Ruslar ve Türkler son dönemdeki gelişmeler de dikkate alındığında birbiriyle güvene dayalı bir ilişki tesis etmek zorunda. İlişkilerin Batı ile ilişkilerden ayrı, kendi doğası içinde geliştirilmesi hem bölge hem dünya barışı için önemli olduğu gibi iki ülkenin çıkarları açısından da büyük önem taşıyor kanımca. Bütün bunlarsa Batı ile olan ilişkilerin önemsiz olduğu anlamına gelmiyor.

Yazının orijinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın

Etiketler:  Rusya Diplomasi