Türk-Rus ilişkileri neden önemli?

Türk-Rus ilişkileri neden önemli?

15 Mayıs 2020 Cuma  |   Köşe Yazıları

İki ülke ilişkileri açısından yapılan önemli hatalardan biri her iki taraf açısından da zaman zaman ilişkilerini Batı ile olan ilişkilerinin gölgesinde, onlara nispet yapma ya da bir mesaj verme gibi ele alma yanlışı. Mesela Türkiye'de tuhaf bir soru var, "Rusyacı mısın, Batıcı mı" diye. Peki neden kendimizi bunlardan biriyle ifade etmek durumunda olalım? Bana göre bu ilişki, diğer ülkelerle olan ilişkilerden bağımsız ve kendi özgün doğası içinde gerçekçi ve samimi olarak ele alınmaya ve iyi yönde geliştirilmeye ihtiyaç duyulan bir ilişki. 

Sevdiğim bir söz vardır: Bir şeyin değişmesi onu gözlemek için mükemmel bir fırsattır.  

İşte iki ülke arasındaki ilişkilerin önemini anlamamıza imkan sağlayan olay bu ilişkileri radikal biçimde değiştiren veya bütünüyle durma noktasında getiren 2015 yılı Kasım ayındaki 'Uçak Krizi' oldu. Rusya gibi nükleer bir güce karşı gereksiz ve düşüncesiz bir adım atılması onları son derece kızdırmıştı. Vladimir Putin’in “arkamızdan bıçaklandık” ifadesi yaşanan hayal kırıklığını özetliyordu. 

O dönemde Moskova Büyükelçiliğinde görevli olduğum ve yaşananları ayrıntılarıyla not aldığım için Türk iş dünyasının ve vatandaşların nasıl bir sıkıntının içinde kaldığını gayet iyi biliyorum. Bu durum Rusya'yı iyi tanımayanların veya o an için orada bulunmayanların kolayca anlayabileceği bir şey değil aslında. Fakat sevindirici olan medya etkisine rağmen Rus halkının soğukkanlı davranmasıydı. Konunun ayrıntılarına girmeyeceğim ama yaşanan büyük sıkıntılardan sonra her iki ülke de aslında birbirinin önemini daha iyi kavramış oldu kanımca.  

Türkiye’nin uğradığı ekonomik kayıplar yanı sıra-bunu o dönemde hesaplamıştık- iki ülke arasındaki ilişkilerin neden iyi olması gerektiği şu açılardan ortaya çıkmış oldu: 

1-Rusya Federasyonunda yaşayan akraba topluluklar ve özellikle Sovyetler döneminde Rusya ile yakın ilişki geliştirmiş Türki Cumhuriyetler Türk ve Rus ilişkilerinde gelinen noktadan son derece rahatsız oldular ve ilişkilerin eski haline dönmesi için büyük gayret gösterdiler. Kazakistan ve Azerbaycan cumhurbaşkanlarının çabaları buna örnektir.  

2-Türk-Rus ekonomik ve siyasi ilişkilerindeki istikrar ve gelişmelerin bölge istikrarı ve refahı açısından taşıdığı önem daha iyi anlaşıldı. Bunun örneklerini Avrasya’da, Karadeniz’de ve Orta Doğu bölgesinde görmek mümkün. Tarihsel olarak rakip olmalarına rağmen bugün ortaya çıkan yeni koşullarda iki ülkenin yapacağı işbirliği bu açıdan son derece önem taşıyor. 

3-Rusya’nın petrol, doğal gaz ve diğer doğal kaynaklar açısından zenginliği ve Türkiye’nin bu kaynaklara olan yakınlığı ve ihtiyacı görmezden gelinecek bir şey değil. Türkiye enerji temin kaynaklarını elbette çeşitlendirmek zorunda ama yanı başımızda böyle bir imkan söz konusu. Yaşanan gerginlikler yapılan uzun dönemli anlaşmaları ve enerji alanında yapılabilecek işbirliğini belirsizliğe itiyor. 

4-Enerji, turizm, tarım ve inşaat gibi sektörler başta olmak üzere iki ülke pazarlarının tamamlayıcılık özelliği bulunuyor. İşte 'Uçak Krizi' döneminde bu alanlarda yaşanan sorunlar konunun öneminin daha iyi anlaşılmasını sağlamış oldu. 

5-Rusya ekonomisi açısından önemli bir sorun aktif nüfusun azalması ve KOBİ’lerin yetersizliği malum. Bu kapsamda gerek Türkiye’nin nitelikli istihdam katkısı ve gerekse Türk müteşebbislerinin Rusya için önemi, üzerinde durulması gereken hususlar. 

6-Yüz binin üzerinde ortak aile ve özellikle turizm dolayısıyla yakınlaşan hakların iki ülke arasındaki ilişkilerin iyi olmasından başka dileği yok. 

7-Belki de en önemlisi Türkiye'nin kimi zor zamanlarda kapısını çalabileceği bir alternatiften tamamen yoksun kaldığını hissetmesi oldu. 

Sonuçta bu listeyi uzatmak mümkün ama bunları dikkate almadan dış politika adımları atmak ne kadar mantıklı? 

Malum, tarihsel olarak Türk Rus ilişkilerinde taşıyıcı iki özellik var: Bunlardan biri iki ülkenin tarihsel ve bölgesel olarak rakip olması, diğeri de özellikle soğuk savaş döneminden itibaren karşı kamplarda yer almaları. Bu dinamiklerdeki değişen durumlar ve algılar iki ülke ilişkilerine etki eden önemli hususlar. Bu hassas dengede akıllıca uygulanacak dış politika adımları hayati derecede önemli. Örneğin Kurutuluş Savaşı dönemindeki yakınlaşma ve Rusların 1930’lu ve 1960’lı yıllarda Türk sanayinin gelişmesine dönük stratejik katkıları bunun en iyi örneklerinden. Ayrıca 1990’lı yıllardan sonra Türk müteşebbislerinin Rusya’da önünü açan politikaları da buna eklemek gerekiyor.  

Şu açık ki, Türkiye, ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri ile önemli ilişkiler ve angajmanlar geliştirmiş bugüne kadar. Milyonlarca yurttaşımızın yaşadığı ve önemli miktarda ihracat gerçekleştirdiğimiz Avrupa ülkeleri ile kötü ilişkiler tesis edilmesi mantıklı mı? Önemli finansman kaynakları temin ettiğimiz, eğitim, teknoloji gibi alanlarda yararlandığımız Batı ülkeleriyle neden zıtlaşma içine girelim? Diğer taraftan, Rusya ile ilişkilerimizin söz konusu önemi ve kazanımlarımız kurban edilecek şeyler mi? Türkiye tarihte örnekleri olduğu gibi zor zamanlarda kapısını çalabileceği bir ülkeden neden mahrum kalsın? 

Söylemek istediğim Rusya ile ilişkilerin Batı’nın alternatifi  görülecek bir ilişki gibi değil Batı'yla ilişkilerimizden bağımsız, ama kimi dengeler gözetilerek ve daha da geliştirilmesi gerekli bir yönde ele alınması. Dünya değişiyor. Yeni  ve karmaşık ilişkiler, çok kutuplu bir yapı ortaya çıkıyor. Bloklar yanı sıra ülkelerin kendi arasındaki ilişkiler öne çıkıyor. Sonuçta bütün bu süreci iyi anlamakta yarar var. 

Tarihsel olarak birçok ülkenin birbirine karşı olabildiği gibi iki ülke arasında da kimi yargılar söz konusu olmuş elbette. Ama bazı izler kalsa da genel olarak bakıldığında Türk ve Rus halkları bunları aşmıştır kanımca. Çünkü bur tür yargılar her ülkenin birbiriyle yaşayabileceği şeylerdir ve geçicidir. Politikacıların böyle argümanlara başvurması olsa olsa talihsizlik olur. 

Örneğin iki büyük savaş yaşamış Rusya ve Almanya’nın bugünkü ekonomik ilişkilerine ve aralarındaki ticarete bakılırsa bu tür ön yargıların aşıldığı, bambaşka gerçeklerde buluşulduğu görülüyor. 

Aslında muhafazakârların ve milliyetçilerin “Komünistler Moskova’ya” söylemi bir yana bizde sol kesimlerin Rusya ilişkilerine daha sıcak bakması söz konusu olmuştur. Ancak son yıllarda Batı ile yaşanan sorunların ardından muhafazakar kesimde de Rusya’ya teveccüh arttı. Yine de bu bakış açısının ne kadar uzun ömürlü olacağını zaman gösterecek.  

Herkesin Türk ve Rus halklarının dostluğuna inanması esas olmalıdır kanımca. Sadece Ruslarla değil bütün halklarla dostluk esas olmalıdır. Dış politika denen  şey de ciddiyete, bilgiye, bağımsız düşünmeye, geçmiş birikimlerin önemine ve soğuk kanlı olmaya dayanıyor. 

Dolayısıyla tekraren söylemek gerekirse iki ülke açısından da birbiri ile olan ilişkilerini diğer ilişkilerinden bağımsız ve samimiyetle ele almaları herkesin yararına olacaktır.

Yazının orijinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın

Etiketler:  Rusya Diplomasi