Türk kimliğine vurgu

Türk kimliğine vurgu

16 Temmuz 2019 Salı  |   Mentor

Daha önce yazdığım gibi ben ideolojisi olmayan biriyim, ideolojilere de inanmıyorum çünkü insanı tutsak eden dogmalara ve zihinsel prangalara yol açıyor. Böyle olunca da sağcı veya solcu olmak için kendimi zorlamama gerek kalmıyor. 

Mesela Recep Tayyip Erdoğan'ın 15 Temmuz’da ülkeyi yöneten lider olarak darbeye direnen ilk seçilmiş olarak tarihe geçtiğini söylemekten çekinmem ama son zamanda partizanlık ve nepotizm nedeniyle halktan uzaklaştığını ve bunun onu siyaseten zor duruma düşürdüğünü de söylerim. 

CHP'nin statükocu, askeri vesayete bulanmış geçmişini söylerken Ekrem İmamoğlu'nun bu ülkenin aradığı birleştirici ve sevgiyi temsil eden lider olabileceğini söylemekten kaçınmam ancak Trabzon hemşehriciliği gibi mikro milliyetçilikte boğulma riskleri taşıdığını da ifade ederim. 

Bunları yazıyorum çünkü toplumumuz bağımsız bireysel tavırlara alışkın değil, aksine yaftalamayı, damgalamayı, taraf olmayı ve hain ilan etmeyi seviyoruz. Oysa demokrasinin temeli bireysel düzeye inmiş siyasi tavır, bireysel fikir üretme çabası ve hak aramadan oluşur. Bu toptancı tavrımız demokrasinin sürekli topal olarak işlemesine neden oluyor çünkü daha iyiyi bulmak için fikir üreten ve doğru fikirde uzlaşan bir toplum olmak yerine kamplaşan ve birbirinden nefret eden bir topluma dönüşüyoruz. 

Evet gelelim konumuza...

Bildiğiniz gibi ülkemizdeki temel siyasi motif milliyetçi muhafazakâr çizgidir. Bu çizgi neredeyse binlerce yıllık bir geçmişe sahip yani öyle kolayca ikame edilemez, yani ülkenin bundan sonraki 100 yılına da damga vuracağı kesin. Bu bir kehanet değil, durum tesbiti, aksi olamaz. 

Milliyetçi muhafazakâr deyince birbirinden ayrılmaz bir ikili gibi görünüyor. Aslında bilinenin aksine binlerce yıllık tarihimizde muhafazakârlık daha çok devletten topluma yayılan bir kavram iken milliyetçilik toplumdan devlete ulaşan bir kavram olmuş.

Ancak bu ayrılmaz sanılan ikili sıkça birbirinden ayrılmış mesela Selçuklu İmparatorluğu bu ikili arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle yıkılmış. Bana göre Osmanlı İmparatorluğu da aynı şekilde son buldu. Osmanlı İmparatorluğu daha çok muhafazakâr yanımızı, genç Türkiye Cumhuriyeti ise daha çok milliyetçi yanımızı temsil ediyor. 

Son 20 yılda bu ayrılmaz ikili yeni bir yol ayrımına gelmiş görünüyor. Milliyetçi yanımızın bir tür oligarşik yapıya dönüşmesi nedeniyle çok partili dönemde başlayan tabandaki milliyetçi muhafazakâr iş birliği bir kere daha sona gelmiş görünüyor. 

Her şey gibi, 20 yıl süren muhafazakâr iktidarda tepkisini oluşturdu ve ülkemizde Türklüğü temele koyan yeni bir tür milliyetçilik yükseliyor ancak bu milliyetçilik İslam'a biraz daha reformist yaklaşıyor. Mesela kadınları öne çıkarıyor. 

MHP-İYİP ayrılığının ve sokaklarda sıkça gördüğümüz Göktürkçe Türk yazıların tesadüf olduğunu düşünmüyorum, Göktürkçe olması İslam öncesi Türk kimliğine vurgu gibi geliyor. 

Bu milliyetçilik MHP-İYİP'i çok aşan bir toplumsal tabana ve ne Batı ne Doğu diyen bir anlayışa sahip. Gelişmeleri merakla izleyeceğim ama ben gelişmenin milliyetçiliğin daha modern daha çağdaş  bir versiyonuna doğru evrileceğine ve global yerine yerele dönüşü savunan modern bir karşı çıkış olacağına inanmak istiyorum.