Turhan Selçuk'u anıyoruz

Turhan Selçuk'u anıyoruz

11 Mart 2019 Pazartesi  |   Günlük

Cumhuriyet gazetesinin usta kalemi; Abdülcanbaz’ın yaratıcısı duayen çizer Turhan Selçuk’un aramızdan ayrılışının 9’uncu yıldönümü bugün. Büyük ustayı, onu unutmayan karikatürist dostları Turgut Çeviker, Behiç Ak, İzel Rozental, Kamil Masaracı ve Bahadır Baruter’in sözleriyle anıyoruz. 

‘Turhan Selçuk: Bir Alçaklık Tarihçisi’ 

Türkiyenin yetkin karikatür araştırmacılarından, Güldiken-Turhan Selçuk Özel Sayı’sını da (1995) hazırlamış olan Turgut Çeviker, Turhan Selçuk’u anlatıyor: “1950 öncesi fıkra üzerine kurulu karikatür anlayışını yıkıp, yerine - Steinberg’in öncülüğünü yaptığı- “çizgide mizah” anlayışını benimseyen 1950 Kuşağı’nın önde giden birkaç ustasından birisi oldu. Yumuşak, eğimli çizgilerle ulaştığı ustalığı bırakıp; yeni bir çizgi ve anlatımın peşine düştü ve dünya çapında, -benzersiz- geometrik bir çizgi dünyası oluşturdu. Uluslararası ilk büyük karikatür ödülünü kazanarak bu konuda öncü oldu.  

27 Mayıs 1960 sonrası sosyalizmi benimsemiş bir karikatürcü olarak -antidemokratik- bütün iktidarlarla çarpıştı, yara aldı ve yaşamının sonuna değin kararlılığını sürdürdü. Kardeşi İlhan Selçuk ile birlikte modern mizahın öncülüğünü yapan dergiler yayımladı. Mizahi ilk özgün çizgi romanımız “Abdülcanbaz”ı yarattı. “Cici Can” (Bedri Koraman) ile “Karaoğlan”ın (Suat Yalaz) kendi alanlarındaki öncülüklerine, benzersiz bir “karikatür-roman” olarak “Abdülcanbaz”ı ekledi. Türkiye’de çizgi roman, bu üçgenden esin aldı. Turhan Selçuk’u yitireli 9 yıl oldu; çok büyük bir boşluk. (AKP döneminde çizdikleri sık sık sosyal medyada geziniyor; öngörüleri bir bir çıkıyor çünkü!) 

‘Eşsiz bir hazine’ 

Turhan Selçuk’un, çizgiyi, içselleştirmiş, en temel meselesi haline getirmiş, sorunsallaştırmış bir çizer olduğunu söyleyen karikatürist ve yazar Behiç Ak, “İlk döneminde, Cemal Nadir’in açtığı kapıdan girmiş, çizgi kullanımındaki kıvraklığıyla yeteneğini ispat etmiştir. Daha sonra çizgisini çağdaşlaştırmış, çizgisini anonim kalıplardan uzaklaştırmıştır. Sert ve yumuşak çizginin aynı üslup içinde birbirini var ettiği bir üslup geliştirmiştir. Başka bir anlatımla, Sert ve yumuşak çizginin aynı üslup içinde birbirlerini yok ederek değil, birbirini ortaya çıkararak, var olabileceğini göstermiştir. Aydede, 41 buçuk, Dolmuş gibi dergilerde başlayan siyasi bakışını daha sonra geliştirmiş, ödünsüz tavrıyla da günümüz karikatürüne ışık tutmuştur. Abdülcanbaz resimli romanı ise hem çizgi, hem içerik olarak, dünyada benzeri bulunmayan bir üsluba sahiptir. Biriciktir. Eşsiz bir hazinedir. Eserleri mutlaka korunmalıdır. Onu sevgiyle anıyoruz...” diyor. 

‘Söz çizginin’ 

Gazetemizin çizerlerinden “Çizgilik” köşesinin yaratıcısı ve Turhan Selçuk Karikatür Yarışması’nın jüri üyesi Kamil Masaracı çizmeye devam edeceklerini belirterek şunları söylüyor: “Hiç kimsenin şüphesi olmasın yakın bir gelecekte dünyamız Turhan Selçuk’un çizdiği yörüngede dönmeye başlayacak. O, söz çizginin, dedi, biz de söz verdik.. ÇİZMEYE DEVAM!..” 

‘Ağırbaşlı bir görkem’ 

Karikatürist Bahadır Baruter, Turhan Selçuk’u “İmzaya gerek bırakmayacak denli özgün çizgisi gevezelikten ve gösterişten arındırılmış ağırbaşlı bir görkeme sahipti” sözleriyle tanımlıyor ve ekliyor: “Sakin üslubuyla son derece keskin ve net bir anlatım dili oluşturmuştu. Sert ama zarif jestlerle ve bir hayli kararlı bir özgüvenle çizerdi. Söze bel bağlamaksızın sadece çizgi gücüne güvenerek ona ağır sorumluluklar yüklemekten kaçınmayan iddialı bir çizerdi.” 

‘Çizgiyle mizah ustası’ 

Karikatürist ve aynı zamanda Turhan Selçuk Karikatür Yarışması jüri üyesi İzel Rozental, Turhan Selçuk’un tıpkı Nâzım Hikmet gibi evrensel çapta bir marka ve gurur kaynağı olduğunu ifade ediyor. Rozental Selçuk’u şu sözlerle anlatıyor: “Amerika’dan Avrupa’ya, Afrika’dan Asya’ya, yedi kıtada karikatüre ve grafik sanatlara ilgi duyan hemen herkesin Türk modern karikatürü denildiğinde aklına gelen ilk isimdir. Ülkemizde mizahın sorgulandığı bugünlerde, Türk grafik sanatı ile karikatürünün gururu, ‘çizgiyle mizah’ ustası Turhan Selçuk’u ölümünün dokuzuncu yılında özlemle anıyorum.”

(Cumhuriyet)