Trump gerdikçe geriyor

Trump gerdikçe geriyor

9 Eylül 2020 Çarşamba  |   Serbest Kürsü

Cengiz İzmirli (mahlas)

ABD’de 3 Kasım’da yapılacak başkanlık seçimlerinin sonucunu merak edenlere bir öneri: Türkiye’de Haziran 2015’te yapılan seçimlerle başlayıp (iktidardaki AKP kazanamadığı için yinelenen) Kasım 2015 seçimleriyle sonuçlanan beş aylık süreci hatırlayın. 

Haziran’da ciddi bir destek kaybına uğrayan iktidar partisine, sonraki üç ay boyunca tırmanan şiddet ortamı ve Ankara Garı’na düzenlenen bombalı saldırıda 100’den fazla insanımızın yaşamını yitirmesi üzerine nasıl bir destek artışı olduğunu anımsadınız mı?

Can güvenliği ve istikrar arayan vatandaşların, polisi, askeri ve istihbaratı kontrol eden merkezi hükümete sığınmaktan başka çare bulamayışının tipik bir örneğiydi yaşanan. 

ABD’de ise Başkan Donald Trump siyasi ortamı gerdikçe geriyor: Sanki Afrika kökenli Amerikan vatandaşlarının beyaz polisler tarafından öldürülmeleri kendi görev döneminde yaşanmamış gibi, bu cinayetleri protesto eden halka karşı güvenlik birimlerinin orantısız güç kullanması kendi talimatlarıyla olmamış gibi, her ağzını açtığından Demokrat Parti adayı Joe Biden’ı anarşistlerin ve komünistlerin adayı olarak niteleyerek, can güvenliği, huzur ve barış arayışı içindeki sade seçmene bir düşman gösteriyor. Bunda başarısız olduğu da söylenemez: Bu satırların yazıldığı sıralarda haber bültenlerine düşen bir kamuoyu yoklaması, Trump’ın ABD’nin en büyük eyaletlerinden Teksas’ta Demokrat Biden’ın önüne geçtiğini gösteriyordu. 

Ancak unutulmaması gereken bir başka ve çok önemli unsur var: Covid-19 salgını nedeniyle oy verme sürecinde yaşanacak karmaşa ve bunun sonucu olarak en kötü ihtimalle karşıt görüşlü seçmen grupları arasında silahlı çatışma olasılığı. 

Covid salgını nedeniyle ABD seçmeni oylarını büyük ölçüde posta yoluyla kullanma eğilimindeyken Trump, insanları salgın tehlikesine rağmen bizzat sandık başında oy vermeye teşvik etmeye çalışıyor, elinden gelse halkı buna zorlayacak ama ABD’deki siyasi sistemin güçler dengesi buna izin vermiyor. Neden? Çünkü Türkiye’deki seçim deneyimlerini yaşayan halkın hiç yabancı olmadığı bir yöntemle, Trump, “atı alan Üsküdar’a geçer” deyip tüm oylar sayılmadan seçim zaferi ilan etmeyi tasarlıyor. Hatta bunu yapmayı o kadar çok istiyor ki, geçen hafta Kuzey Carolina eyaletindeki seçmenlere, yasalara aykırı olduğunu bile bile “çifte oy” kullanmaları için çağrıda bulundu. “Gidin oylarınızı postaya verin, sonra gidip bir de sandık başında oy kullanın” diyerek. 

Trump’ın seçim sonucunu ilan etmekteki bu aceleciliği, onun başkanlığını tanımayı reddedecek grupları eyleme kışkırtırsa, yalnızca federal hükümete bağlı güvenlik güçleri değil, Trump’ı destekleyen aşırı sağcı gruplar da ise karışırsa kan akması işten bile değil. 

Ne var ki, ABD’nin çalışan halkını ikinci bir Trump’lı dört yıl kadar, hatta ondan daha fazla tehdit eden bir gelişme geçtiğimiz iki hafta içinde çok dar bir çevrede tartışıldıktan sonra gündemin alt sıralarına itildi. Seçim kampanyası tartışmaları arasında büyük ölçüde kaynayıp giden bu gelişme, Wyoming eyaletindeki geleneksel yıllık Jackson Hole toplantısından gelen haberdi. ABD Merkez bankası Fed’in başkanı Jerome Powell, Fed’in Covid salgını ortamındaki yeni politikasını açık;arken “uzun vadede ortalama yüzde 2’lik bir enflasyon” hedefine öncelik vereceklerini, istihdam politikasının da bunun peşinden gideceğini söyledi. 

Bu açıklama doğal olarak sokaktaki adam için hiçbir şey söylemiyor olabilir ama Fed dilini tercüme etmeyi bilenler için bu ifadeler sokaktaki adam için çok kasvetli bir geleceğe işaret ediyor. 

Bu kehaneti açıklamaya çalışmaya başlamadan önce, bugünkü ABD (dünya) ekonomisinin temel gerçeğini saptamakta yarar var: Günümüzde reel ekonomi yani arz talep ekonomisi finans ekonomisinden tamamen kopmuş durumda, ikincisi adeta farklı bir gezegende, hükümetlerin değil merkez bankalarının kanatları altında mutlu ve umutlu olarak yoluna devam ediyor. Reel ekonomi ise, parasal değil mali politikaların desteğine ihtiyaç duyduğundan, salyangoz hızıyla ilerleyebiliyor, o da o takati bulursa. 

Bu durumu Powell’ın açıklamasıyla bağlayacak olursak, başta Fed olmak üzere tüm merkez bankalarının 2008 krizinden beri uyguladıkları parasal genişleme programlarıyla sürekli olarak yaratılan fiktif paranın büyük ölçüde finansal piyasalara yönelmesi sonucu bono, hisse senedi ve öteki menkul değer enstrümanları yapay olarak değer kazanırken, reel ekonomide istenen enflasyon bir türlü yaratılamadı. Bir anlamda, parasal genişlemeyle hedeflenen enflasyon reel ekonomi yerine finans piyasalarında fiyat patlamasına yol açarak hisse senedi ve bono fiyatlarında aşırı değerlenmeye neden oldu. 

Şimdi Powell’ın açıkladığı yeni politika parasal genişlemenin rahvan gidişten dört nala evrileceğini bildiriyor. Çünkü “uzun vadede yüzde 2 enflasyon ortalaması” hedefi pratikte (2008’den beri yüzde 2 hedefin nadiren tutturulabildiği hatırlanırsa) gelecek aylarda ve yıllarda yüzde 4 ve biraz üstü enflasyonun teşvik edileceği şeklinde anlaşılmalı. 

Bazı Wall Street gözlemcileri, bunun, adı konmadan “Modern Para Teorisi”nin uygulanması için yazılmış bir reçete olduğunu ileri sürüyorlar. (Bu konudaki açıklayıcı yazımız için http://medyagünlüğü.com/haber/para-para-para-44894 ) Yani sınırsız parasal genişleme, eşittir doların satın alım gücünde değerinde giderek hızlanan değer kaybı. 

Peki bu çalışan sınıf için neden kasvetli?

Salgının başladığı Şubat ayından yıl sonuna kadar, ABD’de toplam 100 binin üzerinde küçük ve orta ölçekli işletmenin iflas etmiş olacağı varsayılıyor. Mayıs ve Haziran aylarında istihdamın arttığı yolundaki pembe başlıklar Temmuz ve özellikle Ağustos’ta yerlerini daha kasvetli rakamlara bıraktı. Resmi rakamlara göre ABD’de halen 10 milyonun epey üstünde eski çalışan hükümetin dağıttığı aylık çeklere muhtaç durumda, ki o çekler de Trump ile Kongre’deki Demokratlar arasındaki anlaşmazlık yüzünden suyunu çekmiş durumda. Kısacası artık gelmeyen dolarlara ek olarak elde avuçta kalanın da alım gücünü yitirmesinden söz ediyoruz. Tünelin ucunda ışık görünmüyor çünkü ABD hala dünyanın Covid vakaları en hızlı yükselen ülkeleri arasında ön sırada kalmaya devam ediyor. Bu durumun sosyal patlamalar için ne denli uygun bir zemin yarattığını ayrıca açıklamak herhalde gereksiz. 

Türkiye’de 2015 Kasım seçimlerinden sonra neler olmuştu: Çoğunluğu alan AKP anayasanın değiştirilmesi için gerekli çoğunluğu bir şekilde bularak yeni bir anayasayı referanduma sunmuş, sonuçta ülkenin parlamentosu işlevini yitirmişti, Ayrıntılar yinelenmeyi gerektirmeyecek kadar iyi biliniyor. 

Şimdi dünyanın en büyük ekonomisiyle en güçlü silahlı kuvvetlerine sahip ABD’de, seçim sonrası iç çatışmalar ve ekonomik bunalımın sonucu olarak çıkabilecek kargaşanın benzer ya da beteri sonuçlara yol açmayacağını garanti edebilecek kimse var mı?..