Toplum sözleşmesi

Toplum sözleşmesi

1 Şubat 2019 Cuma  |   Köşe Yazıları

İnsanlar bin yıllar önce toplum halinde yaşamayı seçti. Bir arada olmaya, birbirini desteklemeye karar verdi. Böylece karşılıklı uzlaşma sonucu bazı özgürlüklerinden vazgeçti ama bazı haklarını da garantiye aldı. Bunu temin edecek kurumlar ve mekanizmalar oluşturdu. Herkesin özgürlüğünü, herkesin hakkını güvenceye alacak tarafsız kurumlar geliştirdi. 

Bu kapsamdaki tartışmalara bakıldığında, Hobbes, Locke, Rousseau ve Rawls devleti ya da politik otoriteyi toplum sözleşmesi üzerinden meşrulaştıran düşünürler. Hobbes devleti güvenlik, Locke özgürlük ve Rousseau ise eşitlik temelinde meşrulaştırıyor. 

Rawls ise en öncelikli olduğuna inandığı adalet üzerinden meşrulaştırıyor devleti.  Ona göre, adalet anlayışının iki temel ilkesi söz konusu. Bunlardan birincisi, her bireyin, herkes için benzer bir özgürlükle bağdaşan en yüksek eşit özgürlük hakkına sahip olması. İkincisi ise toplumsal ve ekonomik eşitsizliklerle en dezavantajlı durumda bulunanlara en fazla yarar sağlayacak şekilde mücadele edilmesi. Ona göre, bu iki adalet ilkesinin etkili bir biçimde uygulandığı bir toplum sağlıklı, başarılı ve adil bir toplum olacaktır.  

Oldukça önem taşıyan fırsat eşitliği ilkesi eşit yetenek ve motivasyona sahip herkesin, hangi sınıf veya kesimden gelirse gelsin, eşit başarı şansına sahip olmasını teminat altına alıyor. Yani tarlada çalışan çocuğa da nitelikli bir eğitim garanti edemezse kurumlar bu ayak işleyemez. 

Dünya üzerindeki hemen her toplum özgürlük, adalet, fırsat eşitliği gibi konuları anayasalar ve kanunlar yaparak güvenceye almaya çalışıyor. Ama pratikte birbirinden oldukça farklı sonuçlar çıkıyor ortaya. Bazı toplumlar bu konuda hayli başarılı olurken bazılarının daha çok yolu olduğu görülüyor. Bu bir mücadele ve kültür belki de. Kanunlara yazmakla olmuyor demek ki. Veya bazı ülkeler kanunlara yazmadan dahi uygulayabiliyor. 

Adalet duygusu bir toplumun çimentosu diyebileceğimiz temel ve kapsamlı bir duygu. Bilmeye, anlamaya, ikna olmaya ve korumaya dayanıyor. Farklı olanı yaşatmayı, güçsüz ve düşkün olanı desteklemeyi gerektiriyor. Fırsat eşitliği ise en hayati konulardan biri. Adil bir toplumda özellikle çocukların beslenme ve belli bir yaşa kadar nitelikli eğitim alması kritik önemde. Kadınların hak ve özgürlükleri de. Yani herkesin yaşam hakkının, çocukluktaki beslenme ve eğitim haklarının öncelikle garanti altına alınması gerekiyor. Bu ise toplumdaki herkesin birbirine olan sorumluluğu. Yola atılıp lüks arabanızın camını silen çocuğun gözlerindeki ifadeden siz de sorumlusunuz. 

Konuyu maymunlara şuradan bağlayacağım. İlginç bir deney var. İki maymun birbirini görebilecek şekilde kafeslere konulur. Önce ikisine de içerideki taşı vermesi karşılığında çok sevdikleri üzüm verilir. Bu bir süre tekrarlanır ve bir sorun çıkmaz. Daha sonra maymunlardan birine, taşı vermesi karşılığında yine üzüm verilirken diğerine bu defa hoşlanmadıkları bir yiyecek olan salatalık verilir. Bir süre izleyip olayın farkına varan maymun her seferinde aşırı derecede tepki verir ve salatalığı verene fırlatır. Sonra da kafesi yumruklamaya başlar.  

Yani adalet duygusu hayvanlarda bile yer etmiş temel bir duygudur. İnsanlarınsa her türlü adaletsizliği kolayca sezip, içinden bile olsa tepki duyacağı açıktır. Bu yüzden göğüs kafesimizi yumruklayan maymunlar vardır içimizde. 

Bir kez daha yinelemek gerekirse toplumların ekonomik, sosyal, kültürel bir çok konudaki temel başarısı adil bir fırsat eşitliğini kurup kuramadıklarına bağlı. Bu, kaliteli eğitime herkesin ulaşabildiği, eğitim yoluyla sınıf ve sosyal kesim değişikliği yapabildiği ve gelirini artırabildiği, bireylerin yenilikçi ve yaratıcı fikirlerinin desteklendiği bir sistemi gerektiriyor. Yine yaşam hakkı ve farklı olabilmenin garantiye alınması da son derece önemli. Herkesin pozitif enerjisini ve onayını almadan güçlü bir toplum olunması zor.

Samih Güven

Yazının orjinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın