'Top çevir, maaşını al otur'

'Top çevir, maaşını al otur'

20 Mart 2019 Çarşamba  |   Günlük

Hürriyet okur temsilciliği görevinden kısa süre önce ayrılan Faruk Bildirici, BirGün'den Sebahat Karakoyun'a yaşadıklarıyla ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Karakoyun'un Bildirici ile söyleşisinden bir bölüm şöyle:

• Öncelikle işten çıkarılmanla sonuçlanan süreci özetler misin? 

Gazete sahipliğiyle problemlerin Doğan döneminde de vardı. Ancak kabul edilmiş yayın ilkeleri vardı, o nedenle çatışmalar da olsa sürüp gidiyordu. Ama Demirören Grubu aldıktan sonra okur temsilciliğinin çok devam etmeyeceğini düşünüyordum. Odamı yavaş yavaş toplamaya başlamıştım. Okur temsilcisi olarak çizgimi değiştirmeden devam ettim. Sonunda üç yazımı yayımlamadılar. 

• Tepkilerini nasıl iletiyorlardı? 

15 Aralık’ta Vahap Munyar çağırdı ve dedi ki “yönetim gazeteyi eleştirmeni istemiyor.” Böyle bir amacım olmadığını, hataları düzeltmeye çalıştığımı, hatasız bir gazete çıkarmaya çalıştığımı söyledim. Tabii ki anlaşamadık. ‘Sen bunları yazma, genel medya yazıları yaz’ dedi. Bu, top çevirmemi istemekten başka bir şey değildi. Top çevir, maaşını al otur, demekti. 39 yıllık gazeteciliğimde bir çizgim var, ombudsman olarak izlediğim bir çizgi var. Bunları yok sayamayacağımı söyledim. 

• Kısa süre önce protestocu genç kıza polis tacizi ile ilgili de yazmıştın sanırım… 

Gazete haberi yayınlamamıştı ancak İçişleri Bakanı’nın cevabını haber yaptılar. Sadece Hürriyet değil diğer gazetelerde de son dönemde bu yöntem alışkanlık haline geldi, olayı vermeden iktidardan gelen yanıtlar veriliyor. Böylelikle ‘risksiz habercilik’ yapmış oluyorlar. İlgililerine tepkileri ilettim ancak cevap gelmedi. Bu yazı galiba tetikledi. 

• İşten atıldığını nasıl ilettiler? 

Vahap Munyar aradı, ‘patronaj okur temsilcisi köşesini kaldırmaya karar verdi, seninle de çalışılmayacak’ dedi, ‘tamam’ dedim. Veda yazısı yazma isteğimi ilettim kabul ettiler. 

• Genel olarak medyanın içinde bulunduğu duruma ilişkin neler söylemek istersin? 

Gazetelerin, gazetecilerin AKP iktidarı öncesinde de çok ciddi hataları vardı tabii. Meslek örgütlerinin güçlü olmaması, sendikal örgütlenmenin neredeyse tümüyle yok edilmesi, tabii dijital devrim gazetecilik açısından sorunlara yol açtı. Şimdi tepemizde bir kılıç sallanıyor. 2002’den itibaren gazeteciler, yazarlar önce tek tek hedef alındı. Yüzlerce, belki binlerce arkadaşımız işsiz kaldı. Özellikle darbe girişimin ardından sorgusuz sualsiz televizyonlar, radyolar, internet siteleri kapatıldı. Medya kuruluşlarını dize getirmek için her şey yapıldı. İktidar bu süreçte yargı dahil her silahı kullandı. Sonuçta medyanın yüzde 94-95’i tamamen iktidarın kontrolüne girdi. Rockefeller’in ‘pembe gazetesi’ gibi pembe gazeteler çıkarıyorlar şu anda. Bu pembe gazeteler sadece Saray’daki Erdoğan ve çevresindekileri mutlu etmek için değil aynı zamanda onların dilek ve temennilerini, görüşlerini aktarmak için kullanılıyor. 

• Şimdi bir seçim öncesindeyiz ve anlattığın tablo çok daha belirgin değil mi… 

Gazetelerin çoğu maalesef iktidarın propaganda bültenine benziyor. Propaganda bülteni olmakla kalmıyorlar, dezenformasyonla çıkıyorlar. Bir gazetecinin en kutsalı, bilginin, gerçeğin ta kendisidir. Şimdi seçim sürecinde gizlemeyi bırakın gerçeğin ırzına geçerek deforme eden haberler yapılmaya başlandı. Daha da vahimi bir gazetecinin kişisel kini, yanlışı olmanın ötesinde, bir merkezden aynı başlık ve cümlelerle yönlendirilen haberler çıkıyor. 

Hürriyet 70 yılı geçen bir gazete, hızla yok ediliyor. Gazetenin tirajı ne kadar oldu bilmiyorum ama 250 binlerde olmadığı kesin. Bir gazetenin okurla güven ilişkisini kurması için uzun yılar gerekiyor ama yıkmak o kadar kolay ki. Bir hareketle yazıyla güveni yerle bir ediyorsunuz. Bugün Hürriyet için olan bu. 

• Sen ayrıldıktan sonra Hürriyet’te yer alan Sezai Temelli haberiyle ilgili neler söylemek istersin? 

Hürriyet, CNNTürk, Posta ve Milliyet’in internet sitelerinde haber aynı başlıkla çıktı. Ama bundan önce benzer pek çok örnek yaşandı. Örneğin Mansur Yavaş’la ilgili iddialara yer verilirken o iddiaları öne süren iş insanı ile ilgili tek satır çıkmadı. Sabah gazetesi başlattı, diğerleri de aynen takip etti. Başka bir dolu örnek var aslında. Erdoğan seçim stratejisini CHP ve İyi Parti’nin onun deyimiyle ‘terörü destekleyen HDP ile işbirliği’ iddiası üzerine oturttu. Bu propagandanın etkili olmasına yönelik haberler üretiliyor. Hürriyet’teki haberde de yapılan resmen dezenformasyon, çarpıtma. Haberin içinde başlıktaki cümle yok. Ayrıca o haber sadece Hürriyet’te çıkmıyor diğerlerinde de çıkıyor. Bu yapılan haberler şunu gösteriyor, tepeden bir yerden, birileri hazır paket veriyorlar. Hürriyet yakın zamana kadar havuz medyasının tam olarak içinde değildi ancak şimdi oraya eklemliyorlar. 

Söyleşinin devamını okumak için tıklayın