Temel Ayurveda ilkeleri

Temel Ayurveda ilkeleri

17 Mayıs 2020 Pazar  |   Serbest Kürsü

Karantina günlerinde herkesin çokça bahsettiği bağışıklı sistemini güçlü tutan, esasen doku sağlığıdır. Biyokimyasal işlemlerin bütünleşik biçimde gerçekleştiği bir yapıda, doku metabolizması ve doku oluşturma sürecinin kesintiye uğramaması gerekir. 

Ayurveda perspektifine göre, doku sağlığımızı ve bağışıklık sisteminizi güçlü tutan etmenler; doğru sindirim, doğru boşaltım, derin uyku ve düzenli egzersizdir. Şu özdeyiş çok şey anlatır: "Beslenme yanlış ise, ilaç işe yaramaz. Beslenme doğru ise, ilaca gerek kalmaz" 

Karma yasasına göre, her etkiye karşılık gelen bir tepki vardır. Bir başka deyişle, ne ekerseniz onu biçersiniz. Nasıl ki, havuç ekilen yerden lahana değil de havuç bitiyor, sağlıksız beslenmeyi sürdürdükçe, sağlıklı olmayı bekleyemeyiz. 

- Evren ve içindekiler bir denge içindedir. İnsan ise kendi içindekiler ve evren ile bir denge içinde var olur. Herhangi bir doku ne bedenin diğer doku ya da organlarından ne de evrenden ayrık düşünülemez. 

- Her insan benzersiz bir bireydir, farklıdır ve kendi benzersiz çevresi ile bağlantı içinde olmalıdır 

- Kinetik, termal, potansiyel enerji çarklarına göre ayrışan beden tipleri vardır. 

- Ayurveda'nın temel bir ilkesi şöyle der: "Yeryüzünde kaç insan varsa, o kadar özgün insan ve o kadar özgün hasta vardır". Sağlığı yitirmemek için özgün enerjimizi tanımaya çalışmalı, ona uygun yaşam biçimi, beslenme biçimi ve düşünme biçimini seçmeli, aralarında denge sağlamalıyız. 

- Yaşam, beslenme, düşünme biçimleri ve dolayısıyla davranışlarımız arasında dengeyi koruyamadığımızda hastalıklar belirir. 

- Fabrikasyon ilaçlar kişiye özel değildir, oysa ilaç kişinin özgün beden yapısı ve enerji türüne göre hazırlanmalıdır. 

- Ayurveda'da yemek ilaç olarak benimsenir. Şöyle bir söz vardır: "Yiyecek satanlar sağlığa odaklanmalı, sağlıkçılar ise yiyeceğe odaklanmalıdır". Yemeklerin de bitkisel ilaçların da çoğu arıtılmış (saf) tereyağı ile hazırlanır.  

- Ayurveda, kimyasal ayrıştırma ya da birleştirme ile elde edilen sentetik güdüleme yerine, bütüncül beslenmeyi önerir. Ör: Fesleğenin içindeki yaralı bir veriyi ayrıştırıp ondan ilaç üretmek yerine, fesleğeni bütün olarak tüketmeyi önerir. Kimyasal ayrıştırmayı organizmamız kesinlikle daha iyi bilir. 

- Yiyeceklerimizi satın aldığımız kişileri ve yemeklerimizi hazırlayan kişiyi tanımamız, onlara güvenmemiz önemlidir. Hijyen koşullarına uyup uymadığı bir yana, işini sevip sevmediğini de bilmeliyiz. İşini sevmeyen ya da o gün gerilimli olan kişinin hazırladığı yemeği tüketmemeli. 

- Beslenmeyi otomatik "karın doyurma alışkanlığı" olmaktan çıkarıp, bilinçli süreçlere dönüştürmek, her bir lokmanın farkında olarak yemekte yarar var. Yemekte sohbet etmekte elbette sorun yok ama ağızda lokma varken konuşmak önerilmez. 

- İnsan yaşantısı dışsal veriler, içsel duygular ve bunların birleşiminden oluşan düşüncelerle yüklüdür. Besin, algı ve izlenim gibi bir dışsal veridir ve bedene dışarıdan girmektedir. Besinler sindirim kanalında, veriler ise bilinçte sindirilir. Tüm dönüşümler birbiri ile bağlantılı olduğundan, duygu ve düşünceleri besinlerden ayrı tutamayız. Düşüncelerimiz, ne yediğimizle yakından ilgilidir. Tüketilen besin şiddet içeriyorsa, düşüncede şiddet canlanması beklenen bir durumdur. 

- Yaşlanma; dokularda olağan hücresel ve işlevsel bozulmaların birikme sürecidir. Bedenimizdeki hücre sayısı, Samanyolu'ndaki yıldız sayısından fazladır. Her saniyede 10 milyon hücre ölür, yenisi doğar. Yaşamın üzerinde kurulu olduğu dengelerdeki bozulma, yeni hücre üretimini yavaşlatır, dokularda lokal yıkımlara yol açar. Bu süreç doğaldır ve her yaşın güzelliği vardır. 

- Acıkmadan yemek, hızlı yemek, bir öğünde iki yumruğun oylumundan daha fazla miktarda yemek, saat 20:00'den sonra bir şeyler yemek bedende sindirim toksinleri birikmesine yol açar 

- Alkol sıvı şekerdir, yemekle birlikte alınması önerilmez. Çoğumuz susadığımızı fark edemediğimizden dolayı alkolde ölçüyü kaçırdığımızı fark edemiyoruz. Alkol almadan önce bolca su içilirse, alkol tüketimi kendiliğinden azalır. 

- Dışsal doğa ve içsel doğamız arasındaki dengeler yerine geldikçe, farkında olalım ya da olmayalım, sağlığımızı tehdit eden koşullar kendiliğinden düzelme başlar. Ayurveda bu süreci iyi yönetebilmek için, özellikle sindirim sistemini iyi öğrenmemizi önerir.  

- Bedenin dinlenme gereksinimi için gönderdiği sinyalleri görmezden gelmemeli. Organizma, dokuları iyileştirme gücünün açığa çıkabilmesi için, dinlenmeye gerek duyar. Bunu anlatan hoş bir Ayurvedik özdeyiş vardır: "Evrenin en büyük eczanesi bedenindir, yeter ki onu iyi dinlendir". 

- Uyumsuz gıda kombinasyonları, doku metabolizmasını ve dolayısıyla doku oluşturma sürecini kesintiye uğratır. Modern çağın yeme alışkanlıklarından farklı olarak, Ayurveda üreme yolu farklı olan yiyecekleri birlikte pişirmeyi önermez. Örneğin peynirli omlet, ballı yoğurt ya da kıymalı yumurta. Yumurta, bal ile süt farklı üreyen canlıların ürünüdür.  

- Besin seçimi söz konusu olduğunda, Ayurveda insana tüm dünyevi kimlikleri bir yana bırakıp, kendi özgün akıl süzgecine güvenmeyi öğütler. Gerçekliği arayan insanın potansiyel enerjisinin dogmalarca yanıltması, ussal gelişimin önünde engeldir. Et yemekle ilgili olarak her birey kendi gerçeklerini araştırmak, sorgulamak ve tanımakla kendi sorumludur. Hiç kimse bir başkasına et yiyin ya da yemeyin dememeli. Kişi kendi özgür istenci ile o noktaya gelmelidir. Ne demiş eskiler, "her çiçek mevsiminde açar". 

Halil Ocaklı

İlgili diğer yazılar:

http://medyagunlugu.com/haber/ayurveda-ve-korona-47000

http://medyagunlugu.com/haber/ayurveda-ve-doku-sagligi-47049

http://medyagunlugu.com/haber/dogunun-saglik-felsefesi-47094